Savaşı körükleyen dalkavuklar
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN

1896 yılında Direklerarası’nda Kazım’ın Kıraathanesi’de Ahmet Rasim, Ahmet Mithat Efendi ile buluşur. O akşam orada Şeyh Vasfi de bulunmaktadır. Ahmet Rasim ile Ahmet Mithat peykeye kurulurlar. Peyke o dönemler kıraathanelerde duvar kenarına bitişik kerevettir. Şeyh Vasfi ise onların karşısındaki iskemlede pöpürdete pofurdata nargilesini içmektedir. Söz döner dolaşır dalkavuklukta karar kılınır. Bunun üzerine Ahmet Rasim onlara bir dalkavuk öyküsü anlatır.

“Mirasyedinin biri içinin sıkıldığından söz açarak bir dalkavuk aramaya çıkar. Dostlardan biri duyar, birini gönderir. Aradan üç beş gün geçtikten sonra mirasyedi; “Sen hiç dalkavuğa benzemiyorsun,” der. Adamın yanıtı: “Aman efendim benim her yanım dalkavuktur,” olur.

Mirasyedi onun evelemesinden, develenmesinden ve de verdiği karşılıktan hoşlanmaz. Adama yol verir. Dostu bir ikincisini öğütler. Oda birkaç gün sonra pasaportunu alır. Bir üçüncüsü gelir. Aralarındaki konuşma şöyle geçer;

Mirasyedi: “Sen hiç dalkavuğa benzemiyorsun.
- Benzemem efendim.
- Yok, yok benziyorsun.
- Benzerim efendim. Tıpkı tıpkısına dalkavuğum efendim.
- Amma da dalkavuksun.
- Evet efendim, amma da dalkavuğum.
Mirasyedi aradığı adamı bulmuştur. Bir mektupla arkadaşına teşekkür eder.” (Salâh Birsel, Kahveler Kitabı)

Bizim siyaset, medya ve sanat dünyamızda dalkavuklarımız çoktur. Öyle aramaya gerek de yoktur. Ahmet Rasim’in anlattığı öyküdeki gibi bunlar dalkavuk olduklarını inkâr etmezler. Manşet için sarayın ağzından çıkacak cümleyi beklerler. Öyle ki ertesi gün zahmet edip farklı bir başlık aramadan aynı manşeti girerler. Siyasetçisi söze döker, sanatçısı makama çıkar.

Sokrat, dalkavuk türü adamlardan biriyle konuştuktan sonra: “Söylediğim bu kadar şeyden hiç olmazsa birine itiraz et be kardeşim,” demiş. “Böylelikle iki kişi olduğumuzu anlayayım.” Bu tipler dalkavukluk ettiği birinin ağzından konuşurlar ki zaten öyle olmazsa dalkavuk olmazlardı. Eleştiri kültürünün gelişmediği, tebaa kültür geleneğinin egemen olduğu toplumlarda dalkavukluk salgın bir hastalık gibi sirayet ediyor.

Shakespeare’in trajedilerindeki gibi değildir bu dalkavuklar. O dönem soylu bir iş olarak tasvir edilen ‘soytarılık’ saygınlığını iktidarı korkusuzca eleştirebilmesinde yatmaktaydı. Yüzyıllar boyunca erozyona uğrayarak günümüzde ‘iktidarın yaltakçısı’ olarak anlam değiştirdi ve şimdi popüler kültürün birer kuklası olan pek saygıdeğer sanatçı, gazeteci, politikacı ve duygusuz-duyarsız insan müsvetteleri, iktidar sarhoşları, güç budalaları; ülkede savaş var ve onlara da, onların çocuklarına da dönen bu savaşın dalkavukluğunu yapıyor.



Araya küçük hikâyeler serpiştiriyorum ki bu gibileri üslubunca eleştireyim diye, hakettiklerini yazmak kalemimden ağır çıkmasın diye... O halde alın bakalım iki tane daha; Büyük İskender’in dalkavukları onu Zeus’un oğlu olduğuna inandırmışlar. Bir gün yaralanıp da yarasından kan aktığını görünce; “Buna ne diyeceksiniz bakalım,” demiş. “Kıpkızıl, mis gibi insan kanı değil mi bu?” Homeros’un destanlarında tanrıların yarasından akan kan öyle değildi.

Şair Hermodoros, Antigonos’u öven şiirinde, ona güneşin oğlu diye buyurmuş. Antigonos; “Oturağımı döken adam benim güneşin oğlu olmadığımı iyi bilir,” demiş. Bizimkiler yüzüne sürüp yarabbi şükür diyen cinsten.

Sokağa çıkma yasağının sürdüğü Sur, Dargeçit, Nusaybin, Silopi ve Cizre’de ölümler devam ederken, medyanın, siyasetin, aydının, sanatçının dalkavuk tipleri Cizre’de üç aylık Miray İnce’nin, onu ambulansa taşımak isterken taranan dedesi Ramazan İnce’nin, 16 yaşındaki Hüseyin Ertene’nin özel polislerce göğsünden vurularak öldürülmesine, aynı mahallede beş yaşındaki Hüseyin Selçuk’un ensesinden tek kurşunla vurulmasına ve 7 Haziran seçimlerinden bu yana sivil, asker her kesimden ölümlere sessiz kalırken iktidarın savaş çığlıklarını manşetlerine, söylemlerine taşıyarak dalkavukluk mertebesinde ilerliyorlar. Yazık, çok yazık.

Moraller bozuk, son bir hikâyeyle bitireyim; Biri, Diyojen’e sorar; “Hayvanlardan en zararlısı hangisidir?” O da şöyle yanıt verir: “Vahşi hayvanlardan daha zararlısı, insanın gıyabında konuşanlar; ehil hayvanlardan daha zararlısı ise, dalkavuklardır.”