Savaşını da al git AKP
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN
AKP, çeteleri yönetebileceğini zannetti, sınır ötesinde yaptığı işlerde de benzer yanılsamaya kapıldı. Bugün iktidarın harekete geçirebildiği örgütler kadar kendi hedefleri doğrultusunda hareket eden çeteler de sahada

İnsanın içi yangın yeriyken siyasi yorum yapmak, geleceğe dair projeksiyonlar geliştirmek ve somut önerilerde bulunmak hiç kolay değil. Suruç’taki katliam sonrasında yasımızla ve öfkemizle baş başa kalmayı çok isterdik, ancak savaş borazanlarının çaldığı memleket şartları yasımızı içimize gömüp bizi ‘siyaset’ konuşmaya mecbur kılıyor. Memleketin dört bir yanından gelen sosyalist gençler, enternasyonal dayanışma doğrultusunda hareket edip devrimci eylemin, yeniden inşa etme gücünü yaşatmak olduğuna inandıklarından Kobane’ye umut ve gelecek götürüyorlardı. 31 arkadaşımızı bizden koparan saldırı, devletlûnun iddia ettiği gibi tüm Türkiye’ye değil; Gezi’den Kobane’ye onurlu bir zincirin halkasına dönüşen direniş iradesine yönelmiş bir suikastti. Bu nedenle de devlet katillere vaziyet etti ve saldırının gerçekleşmesine dolaylı biçimde imkân tanıdı. Sonrasında da bu katliamı ve sınırda yaşananları gerekçe göstererek savaş senaryosunu bir kez daha masanın üstüne koydu.

I. Suruç’ta gerçekleşen saldırıyı PYD ile IŞİD arasındaki savaşın Türkiye’ye sıçramasından ibaret görmek durumu açıklamakta yetersiz. Türkiye’nin iç dinamikleri epey bir süredir olası bir iç savaş senaryosu etrafında şekillenmekte. Haziran direnişleri esnasında hegemonyası sarsılan iktidar, sokak eylemliliği ile tek başına devletin zor aygıtları marifetiyle baş edemeyeceğini anladığından itibaren devrimci – demokrat isyanlara karşı sokakta terör estirecek hücrelere destek verdi ya da onları görmezden geldi. Memleketin farklı köşelerinde İslamcı paramiliter yapılar ve faşist çeteler kendilerine taraftar toplayarak mobilize oldu. Bu esnada hedef alacakları kişi ve grupları belirleyip harekete geçmek için uygun zamanı kollar hale geldiler. Sözü edilen çetelerin bir kısmının iktidarın kontrolünden de çıktığı ve kendi ajandaları için eyleme geçme arzusunda oldukları tahmin edilebilir. İslamcı-cihatçı örgütlerin bir kısmı için sempatizan toplamak adına ses getiren eylem yapma fikri muhtemelen uzaktan kumanda edilmekten çok daha cazip.

II. AKP, Ortadoğu politikası nedeniyle çoktandır Batı karşısındaki inandırıcılığını kaybetmişti. İktidar, Suriye’de İslamcı-cihatçı grupları destekleyerek hem Esad’a hem de Kürt güçlerine karşı bir taşla iki kuş vurma stratejisi yürüttü ancak Kobane direnişi bu hesapları altüst etti. PYD’nin mevzi kazanması, Batı ittifakının Kürtlerle işbirliği yapması ve Esad’ın pozisyonunu koruması sonucunda yalnızca Suriye politikası değil Ortadoğu siyaseti de çöktü. 7 Haziran seçimlerinden sonra ‘içeride’ zayıflayan AKP, ihtimal o ki, Batılı güçlerle Ortadoğu politikası üzerinden karşı karşıya gelme maliyetini daha fazla göze alamadı. İncirlik üssünün Batı ittifakının kullanımına açılması kararı başta olmak üzere birçok adım IŞİD saldırılarından önce planlandı ancak saldırılar gerçekleştikten sonra oluşan atmosferin yardımıyla uygulamaya sokuldu. Böylece AKP’nin savaş senaryolarının bir parçası olan ‘önleyici saldırı’ seçeneği, devletin alması gereken bir güvenlik tedbiri olarak iltifat gördü. İktidarın kalemşorları Suriye’de hedeflerin vurulmasını militarist bir huşu ile alkışlayarak ne denli savaşsever olduklarını kanıtladılar. AKP’nin yarım kalmış güvenlik devleti konsepti şimdilerde hegemonik bir ideoloji biçiminde milliyetçi ve devletçi kesimleri AKP’ye eklemlemek için revize ediliyor.

III. Erdoğan ve AKP bütün hesabını, ‘ulusal güvenliğe tehdit’ algısını yükselterek ülkeyi AKP iktidarına mecbur etmek üzerine kurmuş durumda. Savaşa cevaz verecek bir koalisyon kurarak koalisyon ortağını savaşın faturasını ortak etmek ya da savaş atmosferi üzerinden erken seçim kararı aldırmak ve o zamana dek tüm ülkeyi saran bir OHAL yönetimi sergilemek planlanmış olabilir. Bu çerçevede AKP Kürtler ve sosyalistlerle iktidarın eteklerinde serpilen çeteler arasındaki mücadeleyi iç savaş görüntüsü verecek düzeyde tahrik etmek eğiliminde. Böylece hem Kürtleri hem de Haziran direnişlerinin devrimci öznelerini kriminalize etmeye devam ederek siyasi mecradaki etkinliklerine son vermeyi planlıyor. İç güvenlik yasası, MİT düzenlemesi iktidara bunlar için ‘yasal’ gerekçeler sunarken taşeron örgütlerin eylemliliği de AKP’nin gayri resmi mühimmatını oluşturuyor. İktidarın Kürtleri ve sosyalistleri hedef alan gözaltı dalgasına IŞİD’i de ekler gibi görünerek kamuoyu desteği devşirme taktiği etkili olmazsa iç çatışma provokasyonlarını arttırması şaşırtıcı olmaz.

IV. PKK’nin bu süreçte izlediği strateji, silahlı mücadele seçeneğinin kalkmadığını göstermek ve böylece Öcalan’ın silahları susturmak için devreye girmesini sağlayarak son dönemeçte yaşanan tıkanıklığı aşmak yönünde. Ancak Suruç’a misilleme olarak tarif ettiği saldırılar, son kertede AKP’nin savaş senaryolarına bir şekilde hizmet edecek içerikte. Öte yandan Kürt illerinde İslamcı Kürtlerle PKK tabanı arasındaki gerilim 6-8 Ekim sonrasında bir kez daha korkutucu bir seviyeye çıktı. Devletin ve Hizbullah’ın saldırıları 6-8 Ekim’de birçok Kürt gencinin hayatına mal oldu; hesabı sorulmadı. Aynı süreçte PKK’nin yaptıklarının da etraflıca konuşulması ve hesabının sorulması mümkün olmadı. Bu nedenle de yinelenme olasılığı çok yüksekti, şimdi meşru savunma ötesine geçen saldırılar iç çatışma riskini tırmandırıyor. Ayrıca Konya’da örneği görüldüğü gibi, Suruç’taki katliamı kınamak için yapılan protesto gösterilerine yönelen saldırılar, mikro çatışma alanlarının yoğunluğunu gösteriyor.

V. Faşist güçlerin ve İslamcı-cihatçı örgütlerin ortak bir hedefi var; Kürtler ve sosyalistler. AKP, devletleştiği oranda tüm bu çeteleri yönetebileceğini zannetti, hatta sınır ötesinde yaptığı işlerde de benzer bir yanılsamaya kapıldı. Bugün iktidarın harekete geçirebildiği örgütler kadar kendi müstakil hedefleri doğrultusunda hareket eden çeteler de sahada. Kanlı bir savaşa sürüklenmek istediğimiz şu konjonktürde, ilk yapılması gereken toplumun farklı katmanlarını içine alan savaş karşıtı bir blok oluşturmak. Toplumsal muhalefeti diri tutarken, bileşenlerin ortak hareket etmesini sağlamak adına demokratik sivil toplum, CHP, HDP ve sosyalist solun temsilcilerini içeren geniş çaplı bir danışma ve dayanışma çatısı kurmak. AKP’nin planını boşa düşürmek için savaş tacirlerini ve ilişkilerini deşifre etmek ve AKP’ye yüksek sesle savaşını da al git demek!