Savcının penaltı anındaki endişesi
30.10.2016 10:35 BİRGÜN PAZAR
Merdivenlerden inerken birinci katta durup bir süre Beşiktaşlı futbolcuların şampiyonluk sevincini izledi. “En azından yeni şampiyon da siyah beyaz” diye mırıldandı, kendisini avutabilmek için

BARIŞ SOYDAN

Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı Errico Malatesta, Beşiktaşlı futbolcu 2027 Şampiyonlar Ligi şampiyonunu belirleyecek penaltı için ceza sahasına yürürken gözlerini kapattı. İlk beş penaltı dengeyi bozmaya yetmemiş, iki takım da birer penaltı kaçırınca tek atışlara geçilmişti. Juventus’un Brezilyalı golcüsü Vitinho altıncı penaltıyı dışarı atınca, İstanbul takımının ayağına tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi şampiyonu olma fırsatı gelmişti. Beşiktaşlı Mustafa Kapı penaltıyı gole çevirirse, Juventus’un son yıllarda penaltılarda kaybettiği beşinci kupa olacaktı bu. Yoksa altıncı mı? Kaçıncı olursa olsun, Malatesta, bir şampiyonluğun daha ellerinin arasından uçup gitmesine kalbinin dayanamamasından korkuyordu. Dil altı tansiyon hapından bir tane çıkarıp ağzına attı. Gözlerini yeniden yummaya hazırlanıyordu ki, ceketinin iç cebindeki telefon titredi. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin bulunduğu Hollanda’nın kodu 31 ile başlayan bir numaraydı arayan. O anda hiçbir şey, ne Lahey’de onu bekleyen Suriye İç Savaşı dosyaları, ne iki yıldır bir av köpeği gibi peşlerinde dolaştığı savaş suçluları, Beşiktaş’ın kullanacağı penaltıdan daha önemli değildi. Telefonu sessize aldı, gözlerini kapattı, penaltıyı, o büyük mutluluk veya hayal kırıklığı anını beklemeye başladı.

Saniyeler geçiyor ama stattaki ölüm sessizliği bozulmuyordu. Ne olup bittiğini anlamak için gözlerini yeniden açtı. Beşiktaşlı Mustafa Kapı, topu eline almış, bir bebeğe ninni söyler gibi bir şeyler fısıldıyordu. Hakem, penaltıyı bir önce kullanmasını işaret eden sert bir el hareketi yaptı. Beşiktaşlı futbolcu topu yere koyarken yaşlı savcı arkasına yaslandı. Gözlerini kapatırken elindeki iPhone 17S bir kez daha titredi. Biraz önce arayan numara, telefonu açmayınca, Heythere uygulamasından mesaj göndermişti. Mesajı tıkladı ama açmayı başaramadı; Whatsapp’ın yerini alan şu uygulamaya bir türlü alışamamıştı. Neydi acaba, Şampiyonlar Ligi finalinin en önemli anında mesaj göndermeyi gerekli kılacak konu? Malatesta bunu düşünürken Mustafa topa doğru koşup sert bir vuruşla sağ köşeden doksana gönderdi.

Bir final daha Juventus’un parmaklarının arasından uçup gitmişti. Beşiktaşlı taraftarların bulunduğu kuzey tarafındaki tribünlerden kulakları sağır eden tezahüratlar yükseliyordu. Malatesta öfkeyle koltuğundan doğrulup hemen arkasındaki locaya girdi, cam kapıyı kapattı, barın önündeki koltuklardan birine çöküp bir grappa söyledi. Telefonunu çıkarıp mesajı bir kez daha tıkladı ve bu kez açmayı başardı. Beş inç’lik ekranda iri harflerle “Yaşlı kurt kapana girdi!” yazıyordu.

Damarlarından oluk oluk adrenalin akmaya başladı.

Okuduğuna inanamamış gibi gözlerini ovuşturdu, tekrar okudu.

“Yaşlı kurt kapana girdi!”

Hayır, hayal görmüyordu; 2011-2020 Suriye İç Savaşı’nda on binlerce kişiyi katleden IŞİD’i kurup silahlandırma suçlamasıyla hakkında tutuklama talep ettiği Suudi Arabistan istihbarat servisinin eski yöneticisi El-Baz’ın yakalanması an meselesiydi! Malatesta ne zamandır bu anı bekliyordu. Bir süre önce, El-Baz’ın İngiltere’de üniversite eğitimi gören kızının mezuniyet törenine gitmek için gizlice ülkesinden ayrılacağı istihbaratını almışlardı. İki yıl önce oluşturulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin görev gücü ICC Force’e bağlı jetler, El-Baz’ı Londra’ya götürecek uçağı Avrupa hava sahasına girer girmez inişe zorlamak için tam üç haftadır Almanya’daki Geilenkirchen üssünde alarmda bekliyordu.

“Yaşlı kurt kapana girdi!”

Buydu, mahkeme üyelerine El-Baz’ı taşıyan uçağın Avrupa Birliği hava sahasına girişini duyuracak şifreli mesaj. Bardağındaki grappayı bir dikişte bitirip ayağa kalktı. Çok fazla zamanı yoktu. Soruşturmanın eski CIA yöneticilerine uzanmasından ürken Beyaz Saray yönetimi, Suriye dosyalarının kapatılması için ne zamandır Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne baskı yapıyordu.

2011-2020 Suriye İç Savaşı’nda insanlığa karşı işlenen suçlarla ilgili dava, aslında Mahkeme’nin kendinden önceki savcısı Lopez tarafından 2025’te açılmıştı. Lopez, davayı açtıktan kısa süre sonra görevinden ayrılınca soruşturma Malatesta’ya kalmıştı. Görevinden apar topar ayrılma nedenini sorduğunda şu yanıtı vermişti, selefi:

“Çünkü babasız büyümesini istemediğim bir kızım var!”

Malatesta’nın, onca baskı ve ölüm tehdidine rağmen Suriye dosyalarının üzerine korkusuzca gitmesinin sebebi bu olabilir miydi? Rimini Mezarlığı’nın bekçisi Giovanni dışında onu bekleyen kimse yoktu. Eşi yıllar önce ölmüş, çocukları olmamıştı. Öldürülse, kameralar için timsah gözyaşı dökecek birkaç siyasetçi dışında arkasından ağlayan olmazdı.

Stad de France’ın tuvaletinde işerken internetten Expedia.com’a girip gece yarısı kalkacak Lahey uçağında yer ayırttı. Ellerini yıkarken aynaya baktı. Geçirdiği iki bypass ameliyatı, bir zamanlar Riminili kızları peşinden koşturan yakışıklı suratı enkaza çevirmişti.

“Kendine iyi bakmaz, alkol ve Gaulouises içmeye devam edersen ömrün uzun sürmez” demişti, Hollanda’daki doktoru.

Cebinden bir Gaulouises çıkarıp yaktı.

İki yıldır ilmek ilmek ördüğü Suriye İç Savaşı dosyasının bir numaralı zanlısını, bütün engellemelere rağmen yakalamayı başarmışlardı işte.

Dumanı büyük bir mutlulukla ciğerlerine çekti. Şimdi sırada diğer Suriye zanlıları vardı.

Merdivenlerden inerken birinci katta durup bir süre Beşiktaşlı futbolcuların şampiyonluk sevincini izledi.

“En azından yeni şampiyon da siyah beyaz” diye mırıldandı, kendisini avutabilmek için.

Sayıyı bulmuştu. «Altı», dedi, «Bu, finalde kaybettiğimiz altıncı kupa!» Yoksa yedi miydi? Kendi kendine güldü. Otoparka doğru yürüdü.