Seba ve diğerleri

‘84’te seçildiği Beşiktaş kongresi biraz karışıktır. Anlatılana göre mevcut başkan Mehmet Üstünkaya’dan görevi devraldığı o kongrede salonda güvenliği Seba’nın lehine sağlayanların arasında dönemin hızlı ülkücülerinden Alaattin Çakıcı vardır örneğin. Eski istihbaratçıdır Seba. Polisin pek sevilmediği memleketimizde eski Türk filmlerinin kom’seri Hulusi Kentmen gibidir belki de.

Beşiktaş tribünleri “Ahmet Dursun, Seba gitsin” diye bağırarak onu gönderip yerine Bilgili’yi seçtikten sonrası malum. Beşiktaş belki taraftarının gözünde hâlâ Beşiktaş ama hiçbir başkanları Seba “gibi” olamadı, bırakın Seba olmayı.

Beyefendiler çağının son adamları bunlar, takvimimizin talihsizliğine bakın ki gözlerimiz teker teker çekip gidişlerini izliyor. Metin Oktay, Lefter, Faruk Ilgaz, Süleyman Seba. Artık “eski” bir Beşiktaş çalışanı olan Önder Özen’in de dediği gibi, cennet şimdi tam kadro. Yerlerine gelenler, yerlerine gelip yerlerini dolduramayanlar ise gidenlerin hepsi için çok iyi, çok güzel konuşuyorlar. Anılar anılar. “Çok büyüklerdi, çok başkalardı, abimizdiler”…

İnsan biraz örnek alır abilerinden…

Ben ve bizler de eskilerin köşe yazarları, gazetecileri, muhabirleri gibi değiliz. Benim gibi “alaylı” olanların pek şansı yok da, mektepli olanların, onlarla birlikte çalışıp yaptıkları sayfaları, attıkları manşetleri görüyoruz. Futbolcular da farksız. Eskiden daha da “fakir işi”yken futbol, daha “kazma işi”yken belki, daha “hayta işi”yken hatta, futbol daha güzel değildi belki de, futbol dünyası biraz daha eli yüzü düzgündü sanki. Veya sadece nostaljinin güzelliği, yanıltıcılığıdır bu, bilemiyorum.

Ama şunu biliyorum; yarın öbür gün, bugünün başkanları da sıraları gelip musalla taşına konduklarında, (sanmam ama) belki sayıca daha kalabalık cenazeleri olacak da, “Renksiz takım” Beşiktaş’ın efsane başkanının cenazesi kadar “renkli” olmayacak cenazeleri. Ezeli rakip kulüplerin kanalları aynı anda anlaşmış gibi vefat haberiyle birlikte özel yayına geçmeyecekler. O gün giden başkanın takımının camiasından olmayanlar “ölünün arkasından” konuşurken kurdukları güzel cümlelerde yapma bir nezaket, eğreti bir samimiyetsizlik hissedeceğiz, Seba’nınkindekinin aksine.

2000 senesinde “Ahmet Dursun, Seba gitsin” diye bağıranların olasıdır ki pek çoğu cenazesindelerdi. Modern zamanın sanal seyir defteri EkşiSözlük’te ilgili başlığa bakınca “Kapalı’dan bir türlü silemediğimiz utanç sloganı” diyen Fevzi’nin bu yarası yaygın bir yara. Aynı Fevzi biliyordur ki, Seba bugün 40 yaşında aniden karşımızda çıkıp Beşiktaş başkanlığına aday olsa o kongreden çıkamaz. Çıksa kalamaz. Fazla efendi, fazla yumuşak, tabirimi maruz görün “ezik” addedilir. Beşiktaş’ın haklarını Fenerbahçe ve Galatasaray için oynanan futbol sirkinde yedirten başkan olur. Şerefli ikincilikler eskisi kadar revaçta değiller çünkü.

Ülke çok değişti. Eskilerin beyefendileri gözden ırak yaşlanırken şayet bu gözden ırak olma halinin içinde bir tercih varsa bundan. Onlara yer yok. Onlara yer olmadığı gibi, onların yerlerini bugün tutanların onlarla ilgili sözleri de ne empati, ne sempati yaratabiliyor. İnanmıyoruz. “Devir böyle” demek bahanelerin en adisi. Devri bu hale getirenler, onlar, bizleriz, devrin böyle olmuş olmasıyla ilgili suçu yüklenmeden üzerinden atmakla ancak kendimizi kandırıyoruz.

Yukarıda dedim ya: Beyefendiler çağının son adamları bunlar, takvimimizin talihsizliğine bakın ki gözlerimiz teker teker çekip gidişlerini izliyor. Bununla da kalmayıp yerlerine bambaşka, zarafetten ve nezaketten nasibini almamış adamların yerini alışlarını izliyor. Ölen ölüyor, kalan sağlar edepsiz.

BİZİ TAKİP EDİN

360,157BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,276TakipçiTakip Et
7,974AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL