Seçim sath-ı mâilinde solun halleri
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Seçim sathı mâiline giren Avrupa’da sağ-aşırı sağ partilerin gölgesinde kalan solun halleri bize önemli şeyler anlatıyor! Sandık sonuçları ibretlik ve ders çıkarılması gereken örneklerle dolu. Burada hemen “hangi sol” sorusu akıllara gelebilir! Soldan kasıt, kendilerini sol skalada tanımlayan parti ve hareketler. Bunun içine sosyal demokratlardan sol-yeşillere ve sosyalistlere kadar solun bütün renkleri dâhil.

Sola dair iki farklı durumdan bahsedebiliriz: 1) Sosyal demokratlar, “üçüncü yol sosyal demokrasisi” ağır bir kan kaybı içerisinde. 2) Sol-sosyalist yapılar kayda değer bir ivme kazanmış durumda.

Son Hollanda seçimleri de gösterdi ki 2000 sonrası genel eğilim sürüyor. Neo-liberalizme bulaşmış partiler, sermayenin isteklerine teslim olarak emekçilere ve sosyal haklara saldırı planlarına imza atmanın faturasıyla karşı karşıya.

Lodewijk Asscher liderliğindeki hükümet ortağı Hollanda Sosyal Demokrat İşçi Partisi-PvdA, Rutte liderliğindeki sermayenin has partisi liberal-sağ VVD’nin arkasında saf tutmanın, neo-liberalizmle “aşk yaşamanın” ağır faturasını ödeyenlerden. 38 sandalyesinden 29’unu kaybederek sadece 9 milletvekili çıkarabildi.

PvdA tekil bir örnek değil. Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) de, Yunan PASOK da, İngiliz İşçi Partisi de, İtalyan Rifondanzione de, İrlanda’daki İşçi Partisi ve Fransız Sosyalist Parti de benzer bir kaderi paylaştı.

•••

Kıta Avrupası’ndaki seçimlerde sol için öğretici olabilecek, solun dersler çıkarabileceği birçok nokta var. En önemli ders şu ki; Neoliberal politikalar, sermayeyle girilen işbirliği kendilerini solda tanımlayan partilere oy kaybettiriyor.

Alman SPD: Alman sosyal demokratlar üç dönemdir Merkel’in Hristiyan Demokrat Partisi ile koalisyona girmenin ve sosyal hakların budanmasının temelini oluşturan Agenda 2010’un hayata geçirmenin bedelini ödüyor. Sosyal Demokrasi’nin mezarının kazılmasının sebebi olarak görülen Agenda 2010, 2003 yılında SPD ve Yeşiller Koalisyonu döneminde çıkarılmıştı. Merkel’e karşı SPD’nin adayı olan Martin Schulz’un seçim yolundaki en büyük vaatlerinden birisi bu projede reforma gitmek. Bir anlamda Agenda 2010’dan çıkmayı vaat ediyor. Yanlıştan on dört yıl sonra dönmek de bir başarı olsa gerek!

İngiliz İşçi Partisi: Tarihe bir kara leke olarak geçen yanlışlar dizininin en büyüğünü vakti zamanında “üçüncü yol”un mucidi Tony Blair’in İşçi Partisi yapmıştı. Irak ve Afganistan işgallerine verilen destek uzun yıllar sonra gelen İşçi Partisi iktidarının sonunu getirmişti. Partinin solundan gelen Ceremy Corby şimdi Blair’den geriye kalan enkazı temizlemenin arayışında.

Yunan PASOK: Yunan Panhelenik Sosyalist Hareket-PASOK’un hezimetini ise uzun yıllar hiçbir parti yaşamayacak gibi! İktidarın gediklilerinden PASOK, kemer sıkma politikaları ve ülkeyi iflasa sürüklemenin faturasını tepetaklak yere çakılmasıyla ödedi. Yüzde 50’lerden yüzde 5’lere çakıldı.

Fransız Sosyalist Parti: Sosyalist Parti uzun uğraşlar sonrasında muhafazakâr sağ Halk Partisi’nden kaptığı iktidarı neoliberal yıkım ve emperyalist politikaları nedeniyle kaybedecek. Çöküşün farkında olan Francois Hollande aday olma cesaretini dahi göstermedi.

İspanyol Sosyalist İşçi Partisi: PSOE, neoliberal yıkım politikalarının faturasını ödeyen köklü partilerden birisi. Şu an için ana muhalefet konumunda olsa da soldan gelen partiler tarafından her an koltuğundan edilebilir!

•••

Sosyal demokratlar kaybederken, neo-liberalizme kafa tutan, ülkelerinin emperyalist politikalarına karşı tavır alan solda ciddi yükseliş söz konusu.

Die Linke: Avrupa solunun dinamo partilerinden Die Linke (Sol Parti) parlamentoda üçüncü parti. Birçok eyalette de oldukça etkin. Eylül ayındaki seçimlerde de bu ağırlığını koruması kuvvetle muhtemel.

Front de Gauche: Fransız solunun en önemli oluşumlarından Front de Gauche (Sol Cephe), Sol Parti (PG) ve Komünist Partisi ittifakıyla kuruldu. Cephe’nin adayı Jean-Luc Mélenchon Nisan ayındaki seçimde sağın adaylarına karşı bir atılım arayışında.

Syriza: Yunanistan’da iktidarda. Tüm “yanlış” ve eksiklikleriyle. Alexis Çipras, Troyka’nın ve Alman emperyalizminin dayatmalarına karşı ayakta durmaya çalışıyor. Ülkenin iki temel partisini geçerek hem seçimde hem de referandumda adeta tulum yaptı.

Izquierda Unida: Birleşik Sol (IU) İspanya’da ivme kazanan hareketlerden. Unidos Podemos’un (Birlikte Başarabiliriz) gölgesinde kalsalar da özgül ağırlığı büyük olan ittifaklardan.

Rifondazone Comunista: İtalyan PRC bir zamanlar sadece İtalya’nın değil Batı Avrupa’nın en güçlü komünist partilerindendi. Sol partilerin umuduydu. Önemli bir model oluşturuyordu. 2000’li yılların başında Cenova’daki küreselleşme karşıtları eyleminin motoruydu, 15 Şubat 2003’te Roma’da üç milyon insanı sokağa dökmüştü.

Yeşil Sol Parti: Hollanda’da İşçi Partisi’nden kaçan oylar için Maoist bir gelenekten gelen Sosyalist Parti çekim merkezi olamayınca Yeşil Sol tavan yaptı! Liderliğini bir göçmen çocuğu olan Jesse Klaver’in yaptığı parti göçmen haklarını tereddütsüz destekleyerek, ırkçılığa karşı açık bir tavır alarak oyların nasıl artırılabileceğini gösterdi.

Sol Blok: Portekiz’de Sol Blok (BE) önemli bir siyasi aktör. İki yıl önceki seçimlerde yüzde 10’dan fazla oy alarak 19 sandalyeyle parlamentoya girdiler.

Sinn Fein: IRA’nın siyasi kolu Sinn Fein ana muhalefet konumunda. Son seçimde de 27 milletvekili çıkardı.

•••

Elbette Syriza, Yeşil Sol, Sinn Fein ve Avrupa’nın diğer “radikal sol” partileri – İtalyan Rifondazone Comunista (PRC), Sloven Birleşik Sol ya da Hırvat İşçi Cephesi- üzerine çok şey söylenebilir.

Ancak şurası bir gerçek ki “çöken” “merkez sol”un yerine Avrupa’da sol-sosyalist partiler birer alternatif olarak hızla yükseliyorlar.

Şubat ayının başlarında Alman Neues Deutschland gazetesinde Florian Wilde imzalı analiz oldukça çarpıcıydı. Makale kimi sol ve ilerici güçlerin geçmişte verdikleri sistemi değiştirme mücadelesinden vazgeçerek sosyal demokratlarla yaptıkları ittifakların, sınıf mücadelesi açısından yarattığı durumu ele alıyordu.

Çarpıcı bir derlemeydi.

Burada sol partileri bekleyen tehlikeler örnekleriyle ülke ülke sıralanıyordu. Son çeyrek yüzyılda Avrupa solunun geçirdiği devinimlerden sol-sosyalist partilerin çıkarması gereken dersler açısından önemliydi. Baş tuzak elbette ki neoliberal tuzak ve emperyalist saldırganlık.