Seçime 2 gün kala 13 yıllık iktidara bakış
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

Toplumun, gerçekten tek “efendi” olduğu güne, seçim gününe iki gün kaldı. Artık karar günü geliyor. “Bir günlük efendiler”, dört yıl efendi olacakları seçecekler!

Bir günlük efendilik demem, demokrasiyi küçümsediğinden değil. Ama demokrasinin kendi içindeki eksiklik ve aksaklıkları bir yana, bu ülkede ettiği oyunları da görmezlikten gelemiyorum.

Şu son 13 yıla bakın mesela! Devlete karşı toplumu temsil ettiğini söyleyerek iktidara gelen, sonra kendisi “devlet” olan bir iktidar var karşımızda. Üstelik, daha önce devlet olan hükümetlerin çok ötesinde, pervasız bir devlet! Demokrat(mış), özgürlükten yanay(mış), hukuk devletini benimser(miş) gibi yapmanın bile ötesine geçip bu kavram ve kurumları kendi tarifi üzerinden topluma empoze etmeye çalışmakta.

Çok örnek vermek mümkün ya, seçim sürecindeki şu son haftada yaşananlar bile demokrasi ve özgürlük anlayışlarının ne demeye geldiğini göstermek açısından yeterli. İşlerine gelmediğinde bir gazeteciyi susturmak, bir gazeteyi mahkûm etmek mümkün mesela! Neymiş! MİT tır’larının içindeki silahlarla ilgili haber yapıp resim yayınlamışlar! Oysa demokrasi diyen herkes için Can Dündar’ın ve Cumhuriyet’in yaptığı, gazetecilik ödülünü hak eden cinsten bir şey; iktidarsa, devlet sırrına sığınıp susturmanın yollarını aramakta. Devlet dedikleri de kendileri, hükümetleri!

Araçsallaştırılan yalnız modern kavram ve değerler değil. Mağduriyet söylemi ile Osmanlılık, muhafazakârlık, dindarlık gibi toplumsal hassasiyetler de iktidar hırsına kılıf olarak kullanılan araçlar! Bu uğurda, Kuran bile meydanlara çıkarılıp elde sallanabilmekte!

Bu noktada, Anayasa Mahkemesi’nde çoğunlukla kabul gören, şu, resmi nikâh yapmadan imam nikâhı yapılması olanağını hatırlamamak mümkün değil. Kadın adına da, toplum adına da olumsuz sonuçları apaçık ortada; buna karşın, “bizim için öncelik, dinin gerekleridir” denilip muhafazakâr toplumun sırtı okşanmakta! Anadolu’da kadın için evlenirken, “başını bağlamak”tan söz edilir ya, AKP iktidarının da kadının başını bağlamak için elinden geleni yaptığına kuşku yok!

Birileri, yine toplumsal hassasiyetten söz edecektir kuşkusuz; toplumsal hassasiyet dedikleri ise, gerçekte “eril toplum” hassasiyeti! Resmi nikâh olmadan kadının başını bağlayıp, istediğinde kapı dışarı edebilmek de, erkeklere tanınan bir imtiyaz! Umarım kadınlarımız olan bitenin farkına varıp bu imtiyazın onlar için ne demeye geldiğini anlarlar. Umarım, iktidarın kadınlar layık gördüğü eğitimsizlik, erken evlenme, imam nikâhı, üç-dört çocuk gibi kıskaçları değerlendirebilirler. Ve umarım, yine bir parmak bal diye ortaya atılan, avukatlardan sonra yargıçlarla savcılara tanınan “örtünme” özgürlüğünün, “kadınlara özgürlük” anlamına gelmediğini görebilirler.

Toplumun önemli bölümünü kapsayan yoksulluğa karşı muhafazakârlıkla soslanarak sürülen sosyal devlet söylemi ile sosyal yardımlar da önemli iktidar araçları! Oysa, neo-liberalizme yanaşmış, rant ekonomisiyle iç içe geçmiş, yolsuzluklara bulanmış bir iktidarın sosyal devlet olması bir yana, hakkıyla sosyal yardım devleti olması bile zor. Daha önce de yazdım; sosyal harcamaların GSMH içindeki payı %1,4 düzeyinde; uygulamada “al gülüm ver gülüm” hesabı geçerli; yoksulluk ile gelir adaletsizliği de ortada!

Tüm bunların üstüne, “dava” adı ile büyütülen, “Yeni Türkiye” diye kurgusu yapılan, başkanlık rejimi adı altında saklanan “tek adam” olma özlemi de var. Türkiye devleti, milletiyle “benim!” demek isteyen mutlak bir iktidar özlemi! Öyle bir özlem ki, Cumhurbaşkanı’nın meydanlara çıkıp oy istediğini gördü bu ülke! Şaşıp kaldı; Anayasa’ya, geleneklere aykırı dedi ama umursamadılar.

Yine de, belki bu kez daha hallice bir demokrasiyi var etmeyi beceririz diye ummaktan başka çaremiz yok. Bu nedenle umutlarımızı besleyen bazı gelişmeler önemli. Örneğin HDP’nin parti olarak seçime girmesi ile ortaya koyduğu tavır ve politika... Örneğin CHP’nin göz doldurucu seçim vaatleri ile Kılıçdaroğlu’nun akıllı ve cesur söylemleri... Örneğin AKP’nin kendi içindeki çatırdamalar...

Sonuçların nasıl olacağını bilmiyoruz. Ancak gerek içerde yaşadıklarımız, gerek çevre ülkelerde olup bitenler demokrasiye ve toplumsal bütünlüğe ne kadar ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Sonuçların bu yolda umut verici olmasını dileyelim.