Seçimin öncesi ve sonrası
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

1 Kasım’a artık sayılı gün kaldı. AKP’de seçimden bu yana nelerin tartışıldığı kamuoyuna sızan günlüklerden izlenebildi. Görünen o ki AKP içindeki ‘ılımlı’ kanadın reçetesi Saray’da çoktan yakıldığından aynı hatalarla seçime gidiyorlar. Bu şartlarda AKP tek başına iktidara gelemediğinde bölünmesi kaçınılmaz. Muhalefet partilerinin seçimde alacakları sonucu ise 7 Haziran’dan bugüne geçen dönemde yaptıkları belirleyecek.

7 Haziran’dan sonra koalisyon formüllerinden uzak duran fakat meclis başkanlığı seçimi ve tezkere gibi önemli virajlarda AKP ile beraber hareket eden MHP, HDP’yi kriminalize eden, CHP’yi yalnız bırakan tutumunu terk etmedi. MHP’nin AKP’ye daha önce Kürt sorununun çözümü bağlamında yönelttiği eleştiriler bu süreçte bizzat AKP tarafından savaşı meşrulaştırmak için tekrarlanır hale geldiğinden MHP’liler “biz size söylemiştik” pozisyonuna geçiverdiler. PKK’nin bölgeyi 2012’den itibaren kendi kontrolünde tuttuğunu iddia etmesi ise MHP’nin ekmeğine yağ sürdü. 7-8 Eylül’de yoğunlaşan devlet güdümlü saldırılarla milliyetçi kitle takviye edildi. MHP yönetimi de olaylarla arasına mesafe koyar gibi yaparak kendini merkez sağ seçmen nazarında aklamaya çalıştı. Şimdilerde MHP “bu savaşı en iyi biz yürütürüz” diyerek AKP’den 7 Haziran’da geri aldığı milliyetçi oyları korumayı hedefliyor. CHP’yi HDP ile işbirliği yapmakla suçlayarak da CHP tabanından oy almak istiyor. İlki ancak kısmen mümkün, zira savaş AKP’ye kitlesini konsolide etme olanağı sundu. İkincisiyse hayalden öte bir şey değil. Tüm bunlara rağmen MHP 1 Kasım’da muhtemelen büyük oy kaybı yaşamayacak.

CHP, 7 Haziran sonrasında yaptığı hamlelerle sempati topladı. Önce mümkün olmadığını bilse de HDP ve MHP’li bir formülü dillendirdi; Böylece MHP’nin uzlaşmaz tavrını afişe etti ve onu siyaseten köşeye sıkıştırdı. Koalisyon görüşmeleri esnasında takındığı tutumla sadece CHP tabanından değil genel olarak demokrat çevrelerden olumlu not aldı. CHP, AKP’nin yarattığı tahribatı onarmayı şart olarak koştu. Koalisyon ihtimali Saray tarafından durdurulunca Davutoğlu’nun siyasi kudreti tartışmaya açıldı.

AKP’nin savaşına karşı çıkan CHP’liler, ulusalcı eğilimleri kısmen denetim altında tutabildi. Doğrudan devletin operasyonlarını eleştirecek bir çıkış yapamasalar da çatışmaların olduğu bölgelere CHP’li vekillerin yaptığı ziyaretlerin önemi yadsınamaz. CHP’liler Suruç ve Ankara Katliamı başta olmak üzere son üç ayda yaşadığımız büyük saldırıların arka planının araştırılması için çaba sarf etti. İktidarın bu süreçte göz yumduğu ya da doğrudan faili olduğu skandalların ortaya dökülmesini sağladı. CHP yönetiminin 7 Haziran’dan bu yana yaptığı başlıca hata ise tezkereye evet demekti. Bu evet, demokrat ve sol çevrelerde çok daha derin bir rahatsızlığa yol açabilirdi ancak CHP’nin Saray’ın savaşına eleştirilerini sürdürmesi tepkiyi sönümlendirdi. Neticede 1 Kasım’da CHP’nin oylarının kısmen arttırması sürpriz olmayacak. Bu artışın orta vadede CHP’nin daha demokrat ve sol bir partiye dönüşme imkânını beslemesi muhtemel.

HDP, 7 Haziran seçimlerinde şüphesiz en büyük başarıya imza atan partiydi. Barajın yıkılmasının ötesinde, sağ siyasetinin marjinalleştirmeye çalıştığı bir hareketin doğru strateji izlendiğinde o kısır siyasi döngüyü kırabileceğini göstermesi açısından da ders niteliğindeydi. AKP’ye oy veren Kürt seçmenleri kazanmış; Batı’da demokrat çevrelerden oy almış bir güç olarak HDP seçim sonrasında da dik durdu. Parti üzerindeki yasal ve illegal baskılara rağmen politika zemininden uzaklaşmadı. Savaşın yoğunlaştığı bölgelerde ablukayı siyaset ile aşmaya çalıştı. Kürtlere yönelik linç eylemlerinde kitleyi reaksiyoner bir biçimde sokağa çıkmaktan alıkoyan da HDP yönetimiydi. Saray’ın arzuladığı senaryonun gerçekleşmemesinde HDP’lilerin itidalli siyasetinin büyük rolü var. Buna rağmen yaşanan savaşın HDP oylarını hiç etkilemeyeceğini düşünmek naiflik olur. AKP Kürt seçmenin sandık başına gitmesine engel olmak için her şeyi yapacak. Öte yandan HDP’nin baraj sorunu kalmaması gerçeği, baraj aşılsın diye oy veren kesimi yeniden başka adreslere yöneltebilir. Bunlara rağmen HDP’deki oy kaybı çok yüksek olmayacak.

CHP ve HDP tabanı arasında diyalog son dönemde epey gelişti. Ankara Katliamı’nın acısı bizleri birleştirdi; gözyaşımız karıştı birbirine. Bugün demokratik tabanın katmanları arasında yakınlaşmalar artıyor. Haziran’daki birleşik mücadele umudumuz büyüyor; siyasi aktörlerin ötesinde toplum Saray’a, cihatçı çetelere ve savaş taşeronlarına karşı ortaklaşıyor. Bu Türkiye demokrasisi için önemli bir fırsat. Eğer günlük siyasi hesaplara heba edilmezse toplumsal muhalefetin desteğiyle AKP’yi parçalayacak gerçek bir demokratik blok mecliste de sokakta da mümkün olabilir. 7 Haziran gördük ki seçim sorunları tek başına çözmüyor. Yine de Saray rejimine teslim olmamak için önce sandıkta gereğini yapmalı sonrasında da ortaklaşan mücadeleyi güçlendirmeliyiz.