Segovia
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Hani bir hafta köşeyi boş bıraktım ya, Madrid’e 100 km mesafede, trenle yarım saatte ulaşılan tarihi turistik İspanyol kenti Segovia’daydım. Turizm için değil ama… Bir gazetecilik etkinliği ve önemli bir ödül töreni için. İşin o kısmını gazetede okumuşsunuzdur.

Bugün, arayı daha fazla soğutmadan, Segovia’da olağanüstü yakınlık gösteren, yalnızca konukseverlikleri ile değil aynı zamanda Türkiye’ye olan ilgileriyle, Türkiye’de olup bitenleri yakından takip edişleri ile saygıyı hak eden İspanyol meslektaşlarımıza bir borcu ödeyip size onların kentini anlatayım istiyorum.

Segovia’ya gitmeden oraları iyi bilen arkadaşlarımın “mutlaka yemelisin” diye tavsiye ettikleri, adeta Segovia ile özdeşleşmiş bir yemek vardı: Cochinillo. Bu küçücük şey adeta bir şehrin alametifarikasına dönüşmüş ve binlerce insan, özellikle hafta sonları, sırf “cochinillo” yemek için Segovia’ya geliyor.

Segovia tarihi değerleri ve ona dayalı turizmi yanında hayvancılığın öne çıktığı bir kent. Bu yüzden önemli sayıda turist de sırf et yemek için geliyor şehre.

Mübarek ramazan günü yiyip içtiklerimi es geçip, gördüklerimi anlatsam daha iyi olacak. O yüzden, “cochinillo”nun bizdeki süt kuzularının “haram” versiyonu “süt domuzu” olduğunu, özel bir yöntemle pişirilip birkaç yüz yıllık restoranlarda özel seremonilerle parçalanıp servis edildiğini söyleyip geçeyim.

Kısa bir süreliğine de olsa, memleketin bunaltıcı atmosferinden uzaklaşmak iyi geliyor. Ancak, nereye giderseniz gidin, Türkiye’den geldiğinizi duyan insanların buraya dair kaygılı sorularına muhatap oluyorsunuz. Türkiye’nin hızla demokrasiden uzaklaştığı, Avrupa’dan uzaklaştığı ve dünyanın en fazla gazeteci hapseden ülkesi olduğu, yalnızca gazetecilerin değil medyayı birazcık takip eden ortalama vatandaşların da dilinde.

O kamuoyunu oluşturan gazetecilerin hemen hepsi Türkiye’deki darbe girişiminden, sonrasında yaşananlardan; kamudaki ihraçlardan; Ankara’nın merkezindeki açlık grevinden; 150’den fazla gazetecinin cezaevinde olduğundan, Cumhuriyet çalışanlarının durumundan, Ahmet Şık’ın, Kadri Gürsel’in isminden haberdarlar.

Türkiye bu segovia-297977-1.yıl ve belki de önümüzdeki yıllarda, Segovia’nın “cochinillo” ile çektiği kadar turist çekemezse eğer, dışarıdaki bu görüntüsü nedeniyledir.

Segovia UNESCO’nun dünya mirası ilan ettiği yerlerden birisi. Bu ilgiyi görmesinin en önemli nedeni, dağlardan aşağı 14 km boyunca inerek şehrin merkezindeki Plaza del Azoguejo’da bütün heybetiyle dikilen Roma Sukemeri. Taş işçiliğinin en mükemmel örneklerinden biri olarak 128 kolon üzerine oturan bu sukemeri, kimi yerlerde 29 metreye ulaşan yüksekliği ile MÖ 50 yılında inşa edildiğinden bugüne, kentin meydanında ilk günkü ihtişamıyla Segovia’nın sembolü olarak dikile gelmiş.

Bu görülesi İspanyol kenti; Ortaçağ’dan bugüne kadar gelen mimari yapıları; Kuzey Afrikalıların, Hıristiyanların ve Yahudilerin izlerini taşıyan sokakları, 11., 15. ve 16. yüzyıldan kalan kalesi, katedralleri ve taş evleriyle geçmişin mekânlarında bugünü yaşatıyor.

Segovia Darphanesi de İspanya’nın en eski endüstriyel yapısı olarak burada zamana başarıyla direniyor.

Şehrin birazcık dışına çıktığınızda göz alabildiğine uzanan otlaklarda yayılan sığırları, koyunları ve gökyüzünde süzülen leylekleri görüyorsunuz.

Ve insan sıcaklığı… Nereye giderseniz gidin, köy evlerinin kapılarını Anadolu insanının konukseverliği ile size açan Segovialıların sıcaklığı, bir süreliğine de olsa sizi memleketin can acıtıcı kutuplaşmasından uzaklaştırıyor ve iyi geliyor.