Şehrin caz hali
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY
Bir de baktım ki, “Aman, erken yazmayayım” derken, 24. Akbank Caz Festivali’ni neredeyse kaçıracakmışım

Bir de baktım ki, “Aman, erken yazmayayım” derken, 24. Akbank Caz Festivali’ni neredeyse kaçıracakmışım. Filmekimi tecrübesinden sonra kimseye “Şöyle güzel, şuna gideceğim” demeye cesaret edemiyorum. Onun için de, sevdiğim, yıllardır izlediğim cazcılardan ya da çok izlememiş olsam da festivalci sezgisiyle ruhuma yakın gelenlerden söz edeyim, en iyisi!

Bu yıl festivalin yeni mekânları var, örneğin bu yıl Zorlu PSM de Akbank Caz’la tanışıyor. İki gün arka arkaya, 30 Ekim Perşembe ve 31 Ekim Cuma günleri, Zorlu’da iki konser var. Birincisi, hemen hemen herkesin sevdiği Jamie Cullum. Genç yaşına rağmen pek çok ödülü olan bir piyanist, klavyeci, vurma çalgıcı, vokalist. Caz standartlarını pop ve rock’la harman ediyor, bunlara kendi şarkılarını da ekliyor. En fazla da “Bridget Jones’s Diary” ile Clint Eastwood filmlerine yaptığı müzikle tanınıyor. Ben nedense sevmem.

Ama ertesi gün Zorlu sahnesine çıkacak olan iki cazcı da başımızın tacıdır. Kenny Barron’u, radyo caz programlarıma ilk kez, 2001 tarihli ve Regina Carter ile bir piyano-keman düosu oluşturdukları ‘Freefall’ ile dahil etmişim. Sonra da ikili olarak İstanbul’a gelmişlerdi zaten. Bir de unutmadığım başka bir düo var elbette: geçen yıl genç denecek yaşta ölen bir başka eşsiz piyanistle, Mulgrew Miller ile İstanbul’un şanslı caz halkına sundukları düo. İlk kez 60’lı yıllarda Dizzy Gillespie ile çalışırken dikkati çeken, dokuz kez Grammy adayı, Julliard Müzik Okulu profesörü Barron, Stan Getz, Yusef Lateef ve Freddie Hubbard’la birlikte çalışmıştı. Dave Holland’a gelince, artık ona ikametgâh ilmühaberi verilmesinden yanayım. Barron’u Dizy öne çıkarmıştı. Dave Holland’ın kâşifi ise Miles Davis.

Zorlu konserleri bu kadar. Emektar CRR’mizde ise Holland’ın eşdeğerde bir kontrbasçı var. Caz âleminin en saygın isimlerinden Christian McBride triosuyla, ‘Out Here’ albümünü lanse etmeye geliyor. Geçen cumartesi ‘Caz ve Ötesi’nde çalmıştık, ayıptır söylemesi. İstanbul’a ilk gelişi, sanırım Joshua Redman’ın da ilk geldiği yıldı. O sıralarda da cazın ‘Genç Aslanları’ seçilmişlerdi, üç-dört kişi. Ne var ki bu tanım özellikle McBride’ı çok kızdırıyordu. Kollarını açıp “Ne demek yani şimdi?” diye soruyordu. Öfkesinin hedefi de, bu unvanı onlara uygun bulanlardı. Sonraki bir Roy Haynes konserindeyse üstadı Ray Brown’un cenazesine yetişmek için gitti, yerine de Volkan Hürsever çaldı.

Ertesi gün Cemal Reşit Rey’de bu kez İbrahim Maalouf sahneye çıkıyor. Geçen yılki albümü ‘Illusions’ı dinlemiş olabileceğiniz Maalouf, rock’tan caza türlü müzik janrını bir araya getirebilen bir müzisyen. Amcası Amin Maalouf’un etkisiyle müziğe başlamış, müzisyen babanın müzisyen oğlu Beyrutlu Maalouf klasik, barok, modern ve çağdaş repertuvarlara hakim.

Radyo programlarında hep zaman vakit darlığından şikâyet ettiğim gibi, yazılarda da yer darlığından yakınırım. İşte gene yerim daraldı. Akbank Sanat’ta çalacak arkadaşlarımız Sarp Maden (24 Ekim, solo) ve Engin Recepoğulları’na (25 Ekim, trio) ek olarak, piyanist/besteci Baki Duyarlar’ın hocası ve şefi olduğu İstanbul Gençlik Caz Orkestrası’nı da 27 Ekim’de Caddebostan Kültür Merkezi’nde dinleyebilirsiniz.

Ama bence hem Akbank Sanat’ın, hem Festival’in en müthiş konserlerinden biri, İstanbul Caz Festivali’nde trio oluşumunda dinlediğimiz Polonyalı piyanist Leszek Możdżer. Hani Akbank salonu nispeten küçük, üstada rastlayacak olursanız benden tavsiye, adının nasıl okunduğunu sormayın. Çünkü belki on tane karmaşık versiyondan sonra, “Boş verin, ben de beceremiyorum zaten” diyor. Tecrübeyle sabittir. İşin önemli yanına gelecek olursak, gerçekten de son yıllarda dinlediğim en iyi piyanistlerden biri. Onunla aynı akşam, aynı sahnede, ama başka bir konserde dinleme şansına sahip olduğumuz trompetçi Tomasz Stanko’nun ardından (yıllarca albümlerinin peşinden koşmuşuzdur), ülkesinin en başarılı müzisyeni sayılıyor. Ama onu daha çok film müziklerinden tanıyoruz. 23 Ekim’de, saat 19.00’da. Hararetle tavsiye ederiz. Bu arada, aynı mekânda konser verecek olan Patricia Barber hastalandığı için gelemiyor.

Demedim mi? Yer bitti işte. İki İtalyan cazcıyı hatırlatayım: 24’ünde Babylon’da Mario Biondi, 1 Kasım’da Akbank Sanat’ta Claudio Filippini. Ambrose Akinmusire’den (23 Ekim, Babylon) çok umutluyum. Sonra Karsu var, İlhan Erşahin var, Kudsi Erguner var. 23 Ekim’de The Seed’de Festivali’i açacak olan, cazcı annenin, 21 Kasım’da Zorlu sahnesine çıkacak Dee Dee Bridgewater’ın kızı China Moses var. Ve en önemlisi, 28 Ekim’de Babylon’da, ilk kez onsuz bir Akbank Caz Festivali yaşayacağımız Mehmet Uluğ’a selam gecemiz var. Herkes sahnede olacak, herkesi bekleriz.