Semih Abi’nin mükemmel vücudu
KAAN SEZYUM KAAN SEZYUM

Sizleri bizim dünyamızdan çok uzaklara ama bizimle neredeyse aynı yerde olan bir evrene götürüyorum. Biliyorsunuz “Birden çok evren mümkün” diyor bilim insanları… Yani biz bir hayat yaşarken bizimle aynı zamanda başka bir biz gibi bir şey… O da, orada başka bir hayat, başka bir yaşam yaşanabiliyor olmasının ihtimali varmış...

İhtimallere aşık olmayı seven milletiz, romantiğiz, o yüzden bizim kadar romantik olamayan başka bir evrendeyiz şimdi. Gözlerinizi kapatın, nefesinizi verin. İyice nefessiz kalınca da derin bir nefes alın. Bakalım neler okuyacağız, hangi hayal alemlerinde bir teke gibi tıkıtıkı sekeceğiz?

Çok uzakta zamanda başka bir yerde, başka bir evrende

Fonda sürekli Mori Kante – Yeke Yeke çalmaktadır

İşte başka evrende bile illa ki bir Mori Kante vardır

Müzik dert olmaz ama her zaman iyi bir dermandır

Semih Abi ilginç bir insandı. Yani insan üstü bir insandı. Şimdi insandan daha üstün bir şeye de “insan” denmesi adeta ışık hızında giden trenin önünde el feneri tutmak gibi bir şey ama, neyse bunlar karışık konular, fazla şeyetmeye de gerek yok…

“Kafan ne kadar temizse sen de o kadar temizsindir” dermiş oraların ataları. Kafalar pırıl pırıl olunca hayat da pırıl pırıl oluyormuş. Ne kadar çok şey bilsen kafan o kadar karışıyor, iyice gri bir bulamaç oluyormuş. Hayat denen şey bir çiçeğin nefes alışı yani fotosentez gibi uzun soluklu ama kısa bir şeymiş. İnsanlar bunu fark edip mutlu yaşamaya odaklanmış. İleriye gitmeye gerek yok, geriye gitmeye de gerek yok konumunda bir uygarlık kurup, o noktada kendilerini dengede bulmuş…

Semih Abi’ye gelirsek, Semih Abi’nin kafası karışık ne yalan söyleyeyim… Semih Abi kendini harika bir şekilde odaklama yeteneğine sahip. Semihciğim her uzvuna, her organına hakim. Dilerse saçları daha hızlı uzuyor, dilerse uzamıyor, dilerse az terliyor, dilerse üzerine bir kova su dökülmüşcesine terliyor. Tırnaklarının uzamasını dilerse durdurabiliyor, saçlarının kepeklenmesini engelleyebiliyor, yaşlandıkça kulaklarının ve burnunun irileşmesinin bile önüne geçecek odaklılıkta bir abi.

Abi gibi abi, şimdi yalan yok. Ama Semih Abi’ye ne olduysa, bi noktada ayarını kaçırdı. Midesinin enzimlerinden, sindirim sisteminin geri kalan faunalarına, göz bebeklerinin daralma, açılma hızından, kalbinin atış temposuna her şeye tutulur oldu.

Semih Abi’nin kafasında bir Semih Abi ideası vardı. Bu Semih öyle mükemmel bir sistem olacaktı ki, mutluluğu bulmuş tüm bu evrenin insanları Semih Abi’ye hayretler içinde bakacak. Hayatlarının anlamlarını belki de çok afedersiniz ama kaybedeceklerdi…

Semih Abi bunlara öyle bir tutuldu ki, artık vücudunda kontrol etmediği sinir ucu, lafını geçiremediği kas parçası, bir bakışıyla terse çalıştıramayacağı damar yoktu. Damar damar üstüne binmesi diye bir şey olmadığını da ilk kez burada fark etti. Oysa biraz okusa bunu da bilirdi. Neyse bu olaydan sonra vücuduna güveni iyice azaldı. Damar damar üzerine binmesi nasıl olmazdı… Kendi vücudu onu şaşırtmış, yanıltmıştı.

Semih Abi kendi kendine ayar ola ola, ayar yapa yapa, vücudunun tüm ayarlarını, göz kırpmalarını, nefes almalarını, iç çekmelerini, böbrek, karaciğer hareketlerini bildiği gibi yapmaya çalışa çaşıla bir hal oldu.

Sonra da ona bir hal geldi… Olmuyordu. Hayalindeki Semih’i göremeden, bir de üzerine vücudunu o kadar yorarak erkenden yaşlandı.

Oysa ne imkanları vardı, güzelliklerin hepsine sahip olmak istedi, şimdi zar zor su içiyor.

Neyse şimdi çok uzun ve sıkıcı ayrıntılarla sizleri yazının son virajında çok alçılamayayım. Çünkü beni bilen bilir, alçıcıyımdır…