Sendikal istatistikler ve 12 Eylülcülük
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK
Sendikal istatistikler konusunda kaos ve belirsizlik, dahası 12 Eylül zihniyeti sürüyor. Önce binde 5’e düşürülmesi planlanan işkolu barajı işveren örgütlerinin “direnişi” sonunda yüzde 3’e yükseltildi.

Çalışma Bakanlığı tarafından hazırlanan Toplu İş İlişkileri Yasası taslağı ile işkolu barajının sembolik bir düzeye (binde 5 ) düşülmesi kararlaştırılmış ve Bakan bu taslağı bakanlar kuruluna sunmuştu. Ancak taslak Bakanlar Kurulunda sermayenin doğrudan sözcüsü gibi davranan bakanların engeline takılmış ve yasa tasarısı uzun bir süre meclise sevk edilememişti.  Şimdi işkolu baraj yüzde 3 olarak düzenlenerek Toplu İş İlişkileri Yasası tasarısı meclise sevk edildi.

Yüzde 3 işkolu barajı da oldukça yüksek ve pek çok sendika açısından tehlike oluşturuyor. Binde 5’ten yüzde 3’e dönülmesi tam bir çifte standarttır. 12 Eylül yasalarının özü korunmaktadır. Bu yolla sendikalar aba altından sopa gösterilmesi ve muhalif sendikaların susturulması gündeme gelecek. Öte yandan böylesine bir baraj sendika özgürlüğünün, ILO normlarının ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin ihlali demek.  Yapılması gereken işkolu barajının tümüyle kaldırılmasıdır.

Türkiye bir aydır sendikal istatistik kaosu yaşıyor. Yasaya göre Ocak ayı sonuna kadar yayımlanması gereken istatistikler yine yayımlanamadı. Bu kaotik durum yüzde 10 işkolu barajından kaynaklanıyor. 12 Eylül ürünü bir kısıtlama olan yüzde 10 barajı aradan geçen 30 yıla rağmen yürürlükte.  Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) uzun yıllardır barajın kaldırılmasını istiyor. Sendikalar da barajın kaldırılmasını (bazıları sembolik bir düzeye indirilmesini) istiyor. İşveren örgütleri ise yüzde 10 barajı kalkarsa 12 Eylül öncesine dönülür demagojisi ile barajın kalkmasına karşı çıkıyor.

Bugün yaşanan istatistik kaosunun sorumlusu hükümet ve işveren örgütleridir. Hükümet neredeyse 10 yıllık iktidarında sendikal yasaların demokratikleştirilmesi konusunda hiç bir adım atmamıştır. Daha doğrusu atmak istememiştir. Çünkü hükümete destek veren eski ve yeni sermaye çevrelerinin bu konudaki kırmızı çizgileri (ta 4857 sayılı İş Yasasının kabulünden bu yana) hükümetin de kırmızı çizgisi haline gelmiştir. “Kışlalarda arama yapıyoruz” diye övünenler sendikal barajlara dokunamıyorsa burada derin bir sınıf meselesi vardır.

Hükümetin bir bakanının bakanlar kuruluna sunduğu tasarıya bazı bakanlar direniyorsa ve başbakan o bakanların bu “direnişini” sessiz biçimde destekliyorsa çok daha derin bir sınıf meselesi ile karşı karşıyayız. Çalışma hayatını ilgilendiren konularda sermaye çevrelerinin dediği olmaktadır.

Mesele istatistik meselesi değildir. Mesele sendikal özgürlük meselesidir. İşveren örgütleri açıkça barajı savunmakta hükümet de onların dediklerini yapmaktadır. Binde 5’ten yüzde 3’e geri dönülmesinin nedeni sermayenin ısrarıdır. İşte ispatı:

Star gazetesi sendikal yasa değişiklikleri ile 12 Eylül öncesine dönüleceğini iddia eden bir haber yaptı (31 Ocak 2012). Haberde işveren örgütlerinin temsilcileri yasa taslağın bu haliyle çıkmasının ülkede kaosa neden olacağını iddia ediyordu.

Türkiye İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu (TUSKON) Başkanı Rızanur Meral taslağın iş dünyasını “çok sıkıntılı” bir sürece sokacağını iddia etmiş. Tasarının “iş verimliliği” konusundaki bütün kazanımları geri alacağını söyleyen Meral, şunları da eklemeyi ihmal etmemiş: “Türkiye’nin iş barışını 1980 öncesine götürebilecek bir tasarı hazırlandı. Tasarı istikrar ve iş barışını büyük zarar verecek.” Gördünüz mü şu Faruk Çelik’in taptığını!

Özellikle işkolu barajının düşürülmesinin sanayiye darbe vuracağını iddia eden Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi Büyükekşi ise, “İşkolu barajının düşürülmesine itiraz ediyoruz. Yüz-bin kişiyle toplu sözleşme yapmak için ideolojik tabanlı sendikalar kurulabilir. Bu da sanayiye darbe vurur” diye konuşmuş.

İşte zihniyet bu! Açın Kenan Evren Başkanlığındaki MGK (cunta) tutanaklarını; 1983 yılında sendikal yasalarla ilgili yapılan tartışmaları, Evren ve şürekasının önerilerini okuyun. Bunlardan hiç bir farkı yok.

Mesele işçi hakları, sendikal haklar olunca hepsi birer 12 Eylülcü, hepsi birer Kenan Evren kesiliyor! Evren yargılanıyormuş, öyle mi?