Sendikal oligarşi mi sendikal demokrasi mi?
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK

Renault işçisi bir yıl sonra yeniden hak mücadelesinde. Birleşik Metal-İş üyesi işçiler sözünü tutmayan ve hak arayan işçileri işten atan Renault yönetimine karşı hak arama eyleminde. Buraya nasıl gelindi? Bugünü anlamak için biraz geriye gitmek lazım. 2015 Mayıs-Haziran aylarında otomotiv sektöründe on binlerce işçinin katıldığı kendiliğinden grev ve direnişler yaşandı. Otomotiv sektöründe esen bu işçi fırtınasının iki temel sebebi vardı: Ücretlerde iyileştirme ve sendikal demokrasi. İşçiler sadece işverene karşı değil, üyesi oldukları Türk Metal Sendikası’na da büyük tepki duyuyordu. İşçiler sendika içi demokrasi yokluğuna ve işçiden kopuk, otokratik sendikacılığa isyan ediyordu.

Metal işçilerinin 2015 eylemleri Türkiye sendikacılığının en önemli sorunlarından ikisini işaret ediyordu: Sendika içi demokrasi yokluğu ve sendika seçme özgürlüğünün ihlali. Türkiye’de kâğıt üzerinde sendika içi demokrasi olsa da uygulama da –istisnalar hariç- sendika içi demokrasiden eser yoktur. Çoğu sendikada –özellikle özel sektörde örgütlü sendikalarda- seçimler göstermeliktir. İşyeri delege seçimlerinde yargı gözetimi olmaması nedeniyle seçim süreci sendika yönetimleri tarafından yürütülür ve burada envaiçeşit usulsüzlük yapılır.

Muhaliflerin aday olması engellenir, aday olmayı düşünenler çekindikleri için aday olamaz veya aday olan işten atılmakla tehdit edilir. Velev ki muhalif işçiler bütün bu engelleri aşılarak aday oldu, bu kez seçim çalışması yapmalarına izin verilmez. Sendika yönetimi muhalefetin gücünden korkarsa bu kez işverenle anlaşıp geçici işçi aldırma yoluna gidebilir. Geçici işçiler kadro beklentisiyle kendilerini işe aldıran yönetime oy verir. Veya başka yaratıcı yöntemler uygulanır: İşyeri mevcut yönetimin seçim kazanacağı şekilde alakasız seçim sandıklarına bölünür (bu yönteme genel ve mahalli seçimlerden aşinayız). Veya muhalif işyeri bir şubenin yetki alanından alınarak bir başka şubeye bağlanır. Velhasıl kaba veya rafine onlarca yöntemle işçini iradesi engellenir.

Sendikaların çoğunda seçimler göstermelik hale gelir. Bir yandan sendika içi demokrasinin rahatlıkla ihlal edilebilmesi, diğer yandan barajlarla korunan işkolu sendikacılığı ve son olarak aidatların kaynaktan kesilmesinin vermiş olduğu rehavet nedeniyle sendika yönetimlerinin üyelerle bağları zayıflar ve oligarşik yapılara dönüşürler. Özellikle büyük ölçekli sendikalarda bu oligarşik eğilim çok daha vahim hale gelir. Denetlenemez, dokunulamaz sendika oligarşileri oluşur.

Denebilir ki, işçinin sendika seçme ve sendika kurma hakkı var. Bir başka sendika kurar veya bir başka sendikaya geçer. İşte burada da ikinci önemli engelle karşılaşıyoruz. Türkiye’de sendika seçme özgürlüğü de kâğıt üzerindedir. Mevzuatın bu yöndeki parlak cümlelerine kanmayın. Türkiye’de işçinin istediği sendikayı seçmesi -hele kendi istemediği bir sendikadan ayrılıp kendi istediği ama işverenin itemediği bir sendikaya üye olması- meşakkatli bir iştir.

Sendika değiştirme ve seçme özgürlüğünün önüne önce işveren engeli sonra “diğer” sendika engeli çıkar. İşten çıkarma, tehdit, rüşvet dâhil her türlü yöntemle işçinin sendika seçme hakkını kullanması engellenir. Bütün bu yasa dışı engeller aşıldığında ise bu kez “sendikal mevzuat hazretleri” devreye girer. Mevzuat sendikal statükoyu korumak üzerine kuruludur. İşçinin iradesi ikinci plandadır. İşçinin iradesi hukuk labirentlerinde iğdiş edilir. Yıllar süren hukuki süreçler sonucunda işçinin sendika seçme hakkı berhava olur.

Renault’da ve diğer otomotiv fabrikalarında yaşananlar bu anlattığım tablonun sonucudur. Mesele sendika içi demokrasi ve sendika seçme özgürlüğü sorunudur. Mesele sendikal oligarşiye karşı sendikal demokrasiyi kazanma iradesidir. Bu kangren durumu iyileştirmenin yollarından ikisi biliniyor: Birincisi referandum diğer ise işyeri delege seçimlerine yargı gözetimi getirilmesi.
Geçen yıl metal işçisinin eylemleri birçok fabrikada keyfi yöntemlerle bastırıldı. Ve Türk Metal-MESS işbirliğine dayalı otokratik sendikal statüko restore edildi. Şimdi bu çizginin dışına çıkan ve kendi kaderini ele alan Renault işçisi terbiye edilmeye çalışılıyor. Ancak bu yol çıkmaz bir yoldur.

Türk Metal, Çalışma Bakanlığı ve MESS işçilerin sendika seçme özgürlüğüne saygılı ise çözüm basit: Sendikal uyuşmazlık olan her işyerine koyun sandığı. İşçi özgür bir referandumla sendikasını seçsin. Böylece aylar yıllar süren uyuşmazlık ve gerilimler son bulsun. Herkes de sonuca şapka çıkarsın. Aksi halde Renault’lar bitmez.