Sendikalarda LGBTİ görünürlüğü zayıf
05.06.2017 10:26 ÇALIŞMA YAŞAMI
Kaos GL tarafından Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma kapsamında cinsellik, emek, sosyalizm ve queer politikalar üzerine mücadelenin olanakları tartışıldı

Kaos GL tarafından 2006 yılından bu yana her yıl düzenlenen Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşmanın bu yılki teması “Emeğin Queer Politikası” idi. Etkinlik kapsamında cinsellik, emek, sosyalizm ve queer politikalar bağlamında Türkiye ve dünyada yükselen totaliter eğilime karşı kolektif mücadelenin olanakları tartışıldı.

Journo'dan Özge Kelekçi'nin haberine göre, “Emeğin Queer Politikaları” etkinliğinde konuşan “Cinsellik ve Sosyalizm” kitabının yazarı Sherry Wolf, işçi sınıfı belirleyiciliğinde kurulan bir sosyalizm anlayışının, çağdaş teoride ‘sınırlı bir politik ivmeye sahip olmakla’ eleştirildiğini hatırlatarak, “Sınıfın önde olduğunu, belirleyici olduğunu söylemek ırkçılık ve homofobi gibi toplumsal meseleleri ikinci konuma atmak olmamalıdır. Kapitalizm işçi sınıfı ve burjuvaziyi sadece ikiye ayırmaz. İşçi sınıfını da böler” diye konuştu. Wolf, sistemin sömürüsü altında olanların mücadelelerinin kapitalizm üzerindeki potansiyel ve aktüel dönüştürücü etkilerinden söz ederek, ırkçılık ve cinsiyetçiliğin buna rağmen hâlâ yeni alanlar kazandığına dikkat çekti.

Birleşik mücadele çağrısı

Peter Drucker ise “Queer Cinsellik(ler), Emek ve Ulus” başlıklı konuşmasında son yıllarda Avrupa’nın pek çok ülkesinde LGBTİ hareketinin yasal ve toplumsal tanınma bağlamında ilerleme sağladığını, fakat neoliberal politikalar karşısında küresel bir kayıpla karşı karşıya olunduğunu belirtti. 2008 küresel ekonomik krizinden sonra neoliberalizmin ekonomik olarak çöküşe geçmesine karşın politik anlamda bir güç kaybı yaşamadığını dile getiren Drucker, bu kriz sonucunda özellikle Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde neoliberalizm illüzyonunun çözülmeye başladığını ancak krizin yükseltilen ırkçı dalgalarla dengelenmeye çalışıldığını dile getirdi. Drucker, emek hareketlerinin queer hareketleri marjinallleştirmesi gibi sıkıntılar nedeniyle birleşik mücadelenin önünün kapandığını dile getirdi.

Sendikalar LGBTİ görünürlüğü bakımından zayıf

Ankara Üniversitesindeki görevinden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Yrd. Doç. Dr. Özlem Albayrak’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturum, Ceyhun Güler ve Murat Köylü’nün LGBTİ hareketinin sendikal hareketlerle ilişkisi ve LGBTİ istihdamı çerçevesindeki konuşmalarıyla devam etti. Ceyhun Güler, ayrışmış kimliklerin bir yana bırakılarak kapsayıcı bir eşitlik tanımının tartışılmasının gerekliliğini vurguladı. Türkiye’de sendikaların LGBTİ görünürlüğü bakımından çok zayıf olduğunu dile getiren Güler, bu anlamda Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Eğitim-Sen’in kadın ve LGBTİ komisyonları ile ön plana çıktığını, aynı zamanda KESK ve DİSK’in 2010 yılında yürütülen anayasa tartışmalarında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği eşitliğini anayasaya yerleştirme çabalarının takdir edilmesi gerektiğini dile getirdi.

Türkiye’de LGBTİ istihdamı

Kaos GL Derneği Dış İlişkiler Koordinatörü Murat Köylü, konuşmasına LGBTİ istihdamı alanında yaşanan sıkıntıların çoklu ayrımcılık mekanizmalarından kaynaklandığını ifade ederek başladı. Köylü, akran zorbalığı, belirli iş alanlarına sıkıştırılma, ekonomik istismar, kayıtdışı çalıştırma, eşit işe eşit ücret ödememe gibi sorunların LGBTİ istihdamı bakımından ne ölçüde devam ettiğini aktardı. Tüm bu sorunlar bağlamında Türkiye’de mevzuatın yetersizliği bir yana mevcut düzenlemelerin de yeterince işletilmediğini, hukukun üstünlüğünün tanınmadığını dile getiren Köylü, LGBTİ bireylerin bu sorunlar karşısında bireysel başa çıkma, gizlenme, kabullenme, göç, aşırı çalışma ve LGBTİ dostu iş arama gibi çözümler geliştirdiklerini söyledi.

Cinsiyet temelli sömürü

Etkinliğinin ikinci ve üçüncü günlerine KHK’larla ihraç edilen feminist akademisyenler ile üniversitelerde tezleri ve çalışmaları yarım kalan öğrenciler tarafından gerçekleştirilen forumlar ve çalıştay ile devam edildi. Küresel neoliberalizmin Türkiye özelinde işleyiş modelinin ve bu durumun feminist politikalar bağlamında ne ifade ettiğinin de sorgulandığı tartışmalarda, Barış İçin Akademisyenler (BAK) imzacılarının büyük oranda kadınlardan oluşmasının bir tesadüf olmadığı dile getirildi.

Melek Göregenli, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli mücadelenin her zaman toplumsal mücadeleyle iç içe olduğunun altını çizerek, bugün bu mücadelenin BAK mücadelesi ile kesişen bir hatta kendini yeniden örgütlemeye çalıştığını dile getirdi. Son dönemde yaşanan ihraçlarla birlikte yeniden şekillendirilmeye çalışılan akademik emek piyasanın da her bağlamda cinsiyet temelli bir sömürü mekanizmasına dönüştüğünün belirtildiği konuşmalarda, ihraçların toplumsal cinsiyet çalışmaları bakımından çok önemli kayıplar yaşanmasına neden olabileceği aktarıldı.