Seninle…

seninle: yani ben, kışın çalışkan terzisi demiştim bir şiirimde.

Beni bilirsin, dört göz, kıvırcık, inadına güleç, ne yapsa, ne kadar karanlık dursa da umutlu (umutsuz bir insan haindir diyordu Romain Gary), çalışkan adamımdır. Marx’ın ‘Kapital’ini, bir de üstat Tolstoy’un ‘Savaş ve Barış’ını 2012’de bitireceğim, nasıl ki Proust’un yedi cildine 2009’un ilk günü başladım ve son günü ‘Kayıp Zamanın İzinde’yi tamamen bitirdim, bunu da halledeceğim, söz!

Bilirsin, bir kederlik, iki duble rakılık, üç-beş biralık bir adam! Dağıldığı vakit toparlanabilmek için anlatan, söze, kelama, kaleme sığınan… Nerede boş vakit bulsam, sen de yoksan yanımda, kitaplardı, şiirlerdi, yazılardı, bin türlü şey; hepsi sana varmak için biraz da, seninle daha güzel bir yaşam için. Attilâ İlhan, ‘Sen Beyaz Bir Kadınsın’da öyle demiyor muydu hatırla: felsefe okudumsa iktisat okudumsa gece yarıları/ boğazım kurumuş içim bir kalabalık/ sıcacık mısralar okudumsa Yunus’tan/ senin için okudum/ gece yarıları…

Sözlerini Nükhet Duru’nun yazdığı, Onno Tunç’un bestelediği bir şarkı var, 1981’de yayımlanmıştır: Seninle. Nefistir. Seninle bir yolun başındayım/ belki de sonundayım… Birçokları için kalbin sonu bellenmiş, yolun sonu görünen şeyler yaptık birlikte: Evlendik, çocuğumuz oldu. Işıksız kalmasın diye ona Elitis’in bir şiiriyle sesleniyoruz (Çılgın Nar Ağacı ile -bu beyaz avlularda, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı nar dolu kahkahalar atarak aydınlıkta sıçrayan), şiirden başka nereden isim bulacaktık ya! Nar vardı artık, geçinmek için işe gitme zorunluluğu artacaktı; Necatigil’in dizesi var ya: biz bu kadar eğilmezdik/ çocuklar olmasaydı; o işte…

Sana ulaşmak dedim demin, belki de hep yanımdakinden daha yanımda, içimde olan sen, yani o ilk gördüğüm, bildiğim sen (ilk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan diye yazmıştı Nâzım, giyin, kuşan, benze bahar ağaçlarına)… Kalbin, karşısındakini ilk ‘bildiği’ âna ulaşmak için uğraşıp didinmek. Hüsnü ağabey’in ‘Hoş geldin’ şarkısı, Birsen Tezer ile düet: ah ışıklar içinde kaldım, yandım efendim… Zira, ya ilk an, en âşık olunan ansa, ne yapar insan! Hem Şükrü Erbaş’ı hatırlatırım sana şimdi, ne söylemişti güzel ağabeyim: İnsanın zamana karşı biricik şansıdır aşk…

Tophane’de, her zaman gittiğim, şimdilerde iyice saçma sapan bir yere dönmüş nargile kahvesindeydik o an, sen naneli sigaralarından içiyordun, saçların kıvrılıp akıyordu bir zamandan bir zamana, ben bir şey anlatıyordum, deri ceket almak istiyordum kendime, halen çok eskide kalmış o Brüt tıraş losyonunu çok seviyordum… Ne çok şey konuştuk seninle… Bugün, senin yeni yaşının ilk gününde, yıllar akıp giderken, daha derin sularda yüzmek için hepsi işte… suların gençliğine teyelledim kendimi diye sürdürmüştüm ilk satırdaki şiirimi.

Seninle evler gördüm, evlerin ufak odaları, apartmanların hep giriş katlarında oturduk. Cansever’in dizesine âşıktım, sana okumuş muyumdur bilmem: ne çok insan sevdim/ unuttum sonra da… Ben ki unutmayı hainlik bilirdim, gözümü geçmişten çevirip geleceğe bakmayı öğrendim seninle.  

Seninle, Londra’da Trafalgar Alanı’ndan aşağı vurup, akşam vakti, bir ara sokağa varmıştık, karlarla süslenmiş küçük pazardan şapka almıştık sana; nerede şimdi acaba, eşyaya değer verirsin üstelik. Mal mülkle işim olmadığı için ben fiyat öğrenemedim; paha değil, değer bildim eşyada, hatırasını, ruhunu bildim şeylerin…

Sonra aynı akşam küçük bir dükkân bulmuştuk. Üzerinde şirin şekiller olan kurabiyeler yapıyordu kibar bir kadın. İkram etmişti. O günden alıp bugüne taşıdım bu tatlığı. Bugün senin doğum günün. Böyle bir yazıya, yani gazetede yayımlanacak bir açık mektuba gerek var mıydı bilmem. Açıkçası bu ülkeden sıkıldığımda sana sığındığımı hatırlamak için yazıyorum bunları. Bu ülkeden, burada olamayan birçok şeyden çok sıkıldım madem, madem bugün de senin doğum günün, üstelik sen ilk kez yeni yaşına bir Nar annesi olarak giriyorsun, öyleyse dedim Mehmet Baransu’dan, vicdani değil cüzdani redden; Guardian gazetesinden Jane Housham’ın Elif Şafak’ın Aşk adlı ‘büyük eserini’ nasıl yerlere yıktığından ve kalanın her daim iyi edebiyat olacağından bahsetmeyecektim.

Bu kez senin için… Yeni yaşın, yeni güzellikler için. Bir dolu güzel insanın ismini andım şu ufacık pazar çayı tadındaki yazında. Bak, şu yalnızlığımızda evimize davetli oldular, doğum günü kurabiyelerimizi bir dünya güzel insanla banıyoruz çay bardağına. Daha ne isteyelim, dünya, hanemiz halkı olmuş… Nice yaşlara gülüm…

BİZİ TAKİP EDİN

360,158BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,365TakipçiTakip Et
7,986AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL