SeraPool emekçileri anlatıyor: On-off tuşu olmayan kölelik!
01.07.2015 19:31 ÇALIŞMA YAŞAMI
SeraPool fabrikasında 21 gündür direnişlerini sürdüren kadın işçiler, fabrikadaki kölelik koşullarını, yaşadıkları polis saldırısını, direnişin hayatlarını nasıl değiştirdiğini anlattı: Patron makinelerin on-off tuşunu iptal etmişti, hiç durmuyordu o bant... Nefes bile alamıyorduk

İstanbul Kurtköy’de bulunan SeraPool fabrikasında çoğu kadın 140 işçinin direnişi devam ediyor. Sendikal Güç Birliği Kadın Koordinasyonu, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kadın Meclisi ve çeşitli kadın örgütlerinden, siyasi yapılardan kadınlar, dün kadın işçileri ziyaret etti.

Direnişin 21’nci günü. Biz gelmeden önce polis gelmiş direniş alanına. Sabah saatlerinde ansızın karşılarında bir yığın polisi ve TOMA’yı bulan kadınlar oldukça şaşkın ve öfkeli. Polis; bebekleri ve çocuklarıyla birlikte oturan kadınları zorla fabrikanın içinden çıkarmış, çadırı fabrikanın arka bölümüne taşımaya zorlamış.

‘SANIRSIN SAVAŞA GELMİŞLER'
Hayatlarında ilk kez polisle karşı karşıya gelen kadın işçiler, bu saldırıya bir anlam vermeye çalışıyor. Çevik kuvvetin ellerinde ‘koca koca’ silahlarla kendilerini nasıl çembere aldığını, üzerlerine sürülen TOMA’ları, bağırıp çağıran sivil polisleri anlatıyorlar heyecanla. “Ben hayatımda hiç bu kadar polisi bir arada görmedim” diyor bir kadın, “İşçi başına 10 polis düşüyordu. Sanırsın savaşa gelmişler. Düşman mıyız biz? Hırsız mıyız, uğursuz mu? Bizim hakkımızı çalan onlar! Yasa yasa diyorlar, ben böyle yasa bilmiyorum. Parası olan haklı hep!”

‘BİZİMKİLER KENETLENDİ'


Bu saldırının kendilerini korkutmak, yıldırmak, direnişi kırmak için yapıldığını söylüyor kadınlar. Patronlarının polisi ‘satın aldığını’ düşünüyorlar. Ama görünen o ki, patronun ve polisin bu hamlesi, işçilerin kararlılığını daha da artırmış.

İşçilerden Zöhre Güngör, yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor: “Ben polis geldiğinde astımım olduğu için arkadaki arabaya girdim. Ama sonra baktım gaz filan sıkmıyorlar, ben de çıktım dışarı. Arkadaşlarım duruyordu polisin karşısında, onları öyle görünce ben durabilir miyim? Duramadım tabii… Patron ‘Bunları korkuturuz, kaçar giderler’ diye düşündü. Ama ne oldu? (İki elinin parmaklarını birleştiriyor) Bizimkiler böyle oldular, iyice kenetlendiler. Demir kapının dışına attılar bizi ama bakın yine buradayız. Haklarımızı bırakıp gider miyiz hiç?”

‘GREV NEDİR, BİLMEZDİK'
Bu direnişte çok şey öğrendiklerini, değiştiklerini anlatıyor işçiler. Güngör, eşinin Telekom’dan emekli olduğunu, çalıştığı zamanlarda bir kere greve gittiğini söylüyor: “Haber-İş’e üyeydi o. Grevi anlatırdı da anlamazdık, acaba nasıl bir şey derdik, cahildik. Şimdi çok şeyi öğrendim. Bir yerde grev olsa seve seve giderim destek için.”

Bir kadın işçi ise hakları için birlik olmanın, birlikte mücadele etmenin ne olduğunu burada öğrendiklerini belirtiyor. Anlattığına göre aralarında çok zor durumda olan işçiler var. Ama kimse bir yere gitmiyor, çünkü gitmek bu birliğe ihanet etmek demek. Bu nedenle direnişe katılmayıp içeride çalışmayı sürdüren 20 işçiye çok kızıyorlar. Onların da bu hak mücadelesinin parçası olmasını istiyorlar.

***

‘Haksız değillermiş!’

Direnişin kendisi gibi, polis saldırısı da bazı düşüncelerini değiştirmiş kadınların. 23 yıldır fabrikada çalışan Şenay Çalkaya, “Televizyonda gördüğüm zaman kızardım insanlara, polise iyi davranmıyorlar diye. Hiç de haksız değillermiş. Hiç kimse darılmasın ama polis de kendini satmayacak, patrona teslim etmeyecek!” diyor.

İki yıl önce Gezi olaylarına çok kızdığını, çocuğunun Gezi’ye giden arkadaşlarıyla konuşmasına izin vermediğini söylüyor Çalkaya, “Telefonlarına ben çıkıyordum çocuğumun, diyordum ‘Sen Gezi olaylarına karıştın, benim çocuğumla arkadaşlık edemezsin.’ Kaç kere kızdım, bağırdım” diye anlatıyor o günleri, “Şimdi düşünüyorum da aptalmışım ben.”

***

Hadi hadi düzeni

Kadınların anlattığına göre, seramik, mozaik vb. üretilen bu fabrika gerçekten insanlığın bittiği yer. Son derece insanlık dışı koşullarda çalıştırılmış işçiler. Soma katliamının ardından kamuoyunda sıkça tartışılan ‘Hadi hadi’ düzeninin aynısı bu fabrikada da var. Öyle ki, patronun makinelerin on-off tuşunu iptal ettiğini, böylece bantların hiç durmadan çalıştığını anlatıyorlar: “Hiç durmuyor bu bant. Lavaboya bile gidemiyoruz, yerimize birini bulabilirsek su içebiliyoruz. Ben dört buçuk yıl önce işe başladığımda 46 dakikada geliyordu malzemeler, şimdi 22 dakikada. O zaman 15 kişi çalışıyordu, şimdi beş kişiye düştü. Asla plaka biriktirmeyeceksin, hiç durmayacaksın. 8 saat çalışırdık, ama 24 saat çalışmış gibi yorgun olurduk.”

ALLAH'IN SELAMINI ÇOK GÖRDÜLER
"Bir Allah'ın selamını bile çok görürlerdi" diyen işçiler, şöyle devam ediyor: "Hiç durmadan çalışıyoruz, patron görüyor. Yanımızdan geçip gidiyor. Bir 'Kolay gelsin' demez mi insan? Bir kere bile demedi. Makinelerden farksızdık biz onlar için, bizi insan yerine koymuyorlardı."

***

Yemeğimizi tuvalette yerdik

İşçiler bu ramazanın, şimdiye kadar bu fabrikada geçirdikleri en rahat ramazan ayı olduğunu söylüyor: “Düşünün 50 derece sıcakta, oruçlu çalışıyorsunuz, bir dakika durmadan. Arkadaşlarımızla yarım saat oruç açalım derdik, ona bile izin vermezlerdi. Yemekhane bir ay boyunca kilitli olurdu, biz bayanız, oruç tutamadığımız günlerde kendimiz evden ekmek arası getirirdik, onu da tuvalette yerdik. Yemekhane varken tuvalette yemek mi yenir? Şimdi birlikteyiz, özgürüz.”

***

Sendikamızı tanımak zorunda

İnsanca çalışabilmek için DİSK’e bağlı Cam Keramik-İş Sendikası’na üye olduklarını anlatıyor işçiler. Ama öncesi de var aslında. Bundan iki yıl önce sırf patronla görüşebilmek, sorunlarını iletebilmek için aralarında imza topluyorlar. Beş işçi tüm işçileri temsilen imzaları teslim etmeye gidiyor.

Patron “Siz kim oluyorsunuz, ne cüretle karşıma çıkıyorsunuz” diyerek kovuyor işçileri. Beşi de işten atılıyor. Ardından sendikalı oluyorlar, ama patron tanımıyor sendikayı. Kadın işçiler ise kararlı. Konuştuğumuz bir işçi her cümlesine “Biz sendikalıyız” diyerek başlıyor. Patronun “Sendikalı olacaksanız, sendikaya da ben karar vereceğim” dediğini anlatıyor işçi. “Bugün polisi satın alan, yarın kendi seçtiği sendikayı da satın alır” diyor, “Sendikamızı tanımak zorunda. Ya bizi sendikalı olarak içeri koyacak ya da sendikalı olarak haklarımızı verecek.”