Sessiz testere zaman
25.02.2017 17:13 BİRGÜN PAZAR
Duygularla ve güdülerle temellendirdiğimiz tepkilerin kolektif bilince evrilmesini sağlamak muhaliflerin bir başka asli görevidir

MURAT MÜFETTİŞOĞLU

Immanuel Kant’a göre eylemin kendisi zamansal bir süreçtir; ‘zamansa’ hareketin temel koşuludur. Ve şöyle der büyük düşünür: ‘Zaman sessiz bir testeredir’. Bugün o testerenin sapına yapışabilmek hayati derecede önemli.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde dersten önce amfide laiklik bildirisi okuyan öğrencilere bir yarıyıl uzaklaştırma cezası verilmiş. Bizim öğrenciliğimizde laiklik savunusu üniversitede kalmanın güvencelerinden biriydi. Tamam, o dönemde de kırmızıçizgiler vardı. Ancak kapitalizmin bürokratik güvencesi olan devletin “kutsallığıyla” sınırlıydılar. Yani bugünkü ‘parti-devletin’ yaptığı türden, ‘seküler eğitime’ ve ‘yaşam tarzına’ müdahaleler söz konusu değildi. Muhalifler olarak epeydir ‘çift çizgilerle’ mücadele ediyoruz: 1) Siyasal iktidarın içeride neoliberal dışarıda alt-emperyal çizgileri 2) Malum politikalara ideolojik zemin yaptıkları siyasal din ve etnik milliyetçilik çizgileri.

Öyle ya da böyle bu zamanlar geçecek. Muhalifler olarak “olağan” siyasetin uygulamalarıyla yeniden muhatap olacağız ve bildiğimiz yegâne şeye; eşitlik, özgürlük ve emek mücadelesine devam edeceğiz. Özellikle toplum kültürünün ve siyaset ahlakının dip yaptığı şu zamanlarda ‘yurttaşlık ve muhalefet’ bilincinin altını daha sık çizmek gerekiyor. Zira, tercihlerin ‘evet ve hayır’ biçiminde ikiye indirgendiği dönemlerin berisinde ve ötesinde önem arz ediyorlar.

Baskıyı, sömürüyü, eşitsizliği, haksızlığı, bağnazlığı, bayağılığı, yobazlığı, hukuksuzluğu, yabancılaşmayı, kısacası siyasal iktidarın -doğrudan ya da dolaylı- neden olduğu ‘sapmaları’ reddetme ‘duygusunu’ taşımak ve gereken tepkiyi koymak, yurttaşlık ve muhalefet bilincinin kapsamını oluşturur. Duygu; zamanla oluşan ve tecrübeyle refleks haline gelen bilinçlilik göstergelerindendir. Söz gelimi, yolsuzluğun ahlaken ayıplandığı ve hukuken suç sayıldığı bir ülkede götürdüğü akçelere rağmen koltuklarına yapışanlara en basitinden öfke duyulur. Bahse konu sapmalar toplumun doğal varoluşuna aykırı olduklarından, bazı ‘iç güdüler’ de ret duygusuna eşlik ederler. Yani güdüler, tepkinin ya da eylemin “gizli” nedenidirler. Yıllardır ayrı gayrı duranların ciddi bir tehdit karşısında birleşip savunmaya geçmeleri veya doğal afetlerde dayanışmanın öne çıkması -öğrenilen aksiyonlar olmakla birlikte- çokça güdüsel tepkilerden sayılırlar. Gündemin akışkan olduğu siyasi iklimlerde iktidarın sapmalarına hemen ve doğrudan tepki vermek önemlidir. Bilinçli yurttaş, duygularını ve güdülerini belirli bir fikre ve ilkeye dönüştürmesini bildiğinden, toplumun, devletin, hatta siyasal iktidarın asıl güvencesidir.

Sapmalar döner durur her zaman toplumu vurur. Gelgelelim, katılımcı siyaset geleneğinin yeşermediği kültürlerde yalnızca muhalifler tarafından ifşa edilirler. Neyse ki edilirler, aksi halde çoğunluk tarafından iktidarın “zararsız” rutinleri olarak algılanırlar. Derken süreç, bir dişin içeriden çürümesi misali toplumun çöküşüyle sonuçlanır. Sapmaların tanımlanıp dolaşıma sokulmaları zaman testeresinin sapına yapışmak anlamına gelir.

Testereyi ileri-geri sürtmekse tarihsel materyalizmin bir zorunluluğudur.

Marksist siyaset felsefesinin temel yasalarından biri; tez, anti-tez, sentez diyalektiğidir. Siyasal iktidarın yanlış politikaları birer tezse, muhalefetin itirazları anti-tez yerine geçer. Amaç daha ‘insancıl’ daha ‘akılcıl’ bir düzeyi yakalamaktır ki bu da sentez aşamasıdır. Muhalefet, iktidarın paradigmasını çözmek ve bağlama dahil ederek karşı hamle geliştirmekle yükümlüdür. Yoksa reel-politik süreçler birbirlerine değmeyen dişliler misali boş yere döner dururlar. Yurttaşların sinizme(böyle gelmiş böyle gider anlayışı), politik mantığın totolojiye(kendi telinden çalıp çöylemek hali) evrildiği bu durum iktidarın semirmesinden başka işe yaramaz.

Duygularla ve güdülerle temellendirdiğimiz tepkilerin kolektif bilince evrilmesini sağlamak muhaliflerin bir başka asli görevidir. Bu da kesintisiz politik etkinliklerle mümkündür. Siyasal iktidarın asli işine gelince; her türlü refleksi ve tepkiyi -muhalif bilince dönüşmeden- manipüle etmek; olmadı yasalarla zapturapt altına almaktır. Velhasıl, titizlikle döşenmiş bir Truman Show dekorunda olup bitenleri izleyen bir Big Brother her daim ensemizdedir, buna rağmen ‘enseyi karartmamak’ gerekir. Keşke işimiz Cesur Yürek’teki William Wallace’ınki kadar “kolay” olsaydı. Düşmanın gizlenmeye ihtiyaç duymadığı, mazlumun mazlumluğunu bildiği, mücadelenin yerinin ve türünün belli olduğu zamanlar geride kaldı. Şimdi şartlar hem eşit, hem değil. Düşman hem var, hem yokmuş gibi yapabiliyor. Yasaların asıl sahipleri yasalardan yararlanamıyor. Yargılayanlar üç gün sonra yargıladıkları suçtan yargılanıyorlar. Özgürlükle tutsaklık arasındaki çizgi flulaştı. Hapishanelerin içiyle dışı neredeyse aynı. Kim (gerçekten) inançlı kim değil belirsiz. Din hiç bu denli dünyevileşmemişti. Ve Tanrı hiç bu denli yere inmemişti. Başbakan (referandumu kastederek) gençlere şöyle sesleniyor: “Hiç merak etmeyin Allah da bizden yana!”.

Uhreviyattan söz edip laikliğe, ahiretten söz edip sekülerizme karşı çıkanlar kapitalistin önde gideni oldular. Okullarda modernist yöntemlerle fundamentalizm, akıllı tahtalarla ‘ebced’ anlatılıyor. Cumhuriyet rejiminde meşrutiyet uygulanıyor. Üniversitelerin sayısı tavan yaparken ‘sahici’ akademisyenlerin sayısı taban yapmış durumda. Yüzlerce televizyon, binlerce radyo kanalı var, sadece birkaçı yurttaşın tarafından sesleniyor. Ve sosyal medyada eğitimli bir ‘trol’ şu soruyu soruyor: “Arkadaşlar, Varlık Fonu diye bir şeyden söz ediyorlar. Nedir, bileniniz var mı? Öteki trol cevap veriyor: “İçeriğini bilmiyorum ama iyi bir şeye benziyor”. Kapalı kapılar ardında üç beş bürokratın hazırladığı anayasaya koşulsuz ‘evet’ diyecek kafalar da bunlar. Gündelik hayatta ağızlarından düşürmedikleri “hayrın” referandumda ‘Hayır’ seçeneğinde olduğunu göremeyecek kadar körleşmişler. Lakin duygular ve güdüler bir yerlerde muhalif bilinçlere evriliyor. Kısacası ‘sessiz testere’ fena halde birilerinin aleyhine çalışıyor. Kimin aleyhine çalıştığını gösterecek olan da testerenin kendisi!