Sessizlik ihanete ortak olmaktır
Bülent Mumay Bülent Mumay

İdeolojik bir dönüşüm geçirmek kadar normal bir şey yok. İnsanların yaşadıkları ömür boyunca aynı dünya görüşünde olmalarını beklemek, hayatın doğal akışına ters. Yeter ki bu dönüşümü temellendirmiş ya da en azından kayda geçirmiş olsunlar. Önceki düşüncelerinde yanıldıklarını düşünüyorlarsa da, özeleştirisini versinler. Hele ki siyaset, akademi, yazı-çizi erbabı olarak biliniyorlarsa...

Bunu yapmadan bir kamptan ötekine savrulanların hezeyanları da, yeni yuvalarıyla aralarındaki mesafe kadar büyük oluyor. Yeni kamplarında kabul görebilmek için gittikleri yerin en gediklisinden daha çok bağırıyorlar. Tüm tetikçiler gibi.

Leş kargalarını tanıyalım
PKK üyeliğinden yıllarca hapis yattıktan sonra neredeyse Ertürk Yöndem kesilenler, Ergenekon belgeseli yapacak kadar Gülenci kadrolara biat ederken bugünlerde televizyon ekranlarında önüne gelene FETÖ’cü diyen tetikçilerden söz ediyorum.

Bu halkaya son eklenen isim, Yeni Şafak yayın grubunun çıkardığı Derin Tarih dergisinin başındaki Mustafa Armağan. Yeni Şafak’ta da köşe yazan Armağan’ın dergisinde yazdığı foseptik iddiaların ya da aynı yayın grubunun televizyonu TVnet’teki programına çıkardığı leş kargalarının söylemlerini burada tekrar etmeyeceğim.

Derin değil, çukur tarih!
Ancak biraz kazıyınca bu ihanet şebekelerinin neden bu kadar terbiyesizleştiğini anlamak zor olmuyor. Düne kadar Fethullah Gülen’in Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nda yöneticilik yapan Aslan, Yeni Şafak ailesine 2015’te transfer olmuş. Hani, iktidarın milat ilan ettiği 17 Aralık 2013 operasyonundan sonra iki yıl boyunca Zaman Gazetesi’nde gururla kalem oynatmış. Gülen güzellemeleri yaptığı “Kozadan Kelebeğe” ve “Diyaloga Adanmış Hayat” kitaplarını sahaflarda bulmak mümkün. Derin değil, çukur tarih dergisi çıkaran Armağan, Erdoğan’ın “Haşhaşi” dediği Gülen cemaatini “Hizmet hareketine haşhaşi demek hakkaniyetle bağdaşmaz” diye savunuyordu.

Peki ya Genelkurmay?
Suyunun ısındığını fark eden herkes gibi, kapılandığı yeni grupta kendini sağlama almak için en konforlu hareketi seçti: Ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret etmek. O cenahtaki sessizliğe bakınca, çok da yanmış yapmamış gibi görünüyor. “Erdemliler hareketi” olarak yola çıkan iktidar partisinden bir tek Allah’ın kulu, ağzını açıp tepki göstermiyor. İslamcısı, Pelikancısı birbirine giren tüm yandaş zevat, suspus olmuş foseptik ağızlılara “Ayıptır” bile demiyor. Peki ya Genelkurmay? Atatürk’e edilen bu hakaretlere, tek kelime etmeyecek misiniz? Siyasete karışmayın ama bu terbiyesizliğe karşı da suspus olmasanız?

***

Tweet atsa tutuklanırdı

Atatürk’e bu zevat tarafından edilen hakaretler, sümme haşa bırakın Erdoğan ya da Yıldırım’a, iktidar partisinin ilçe yöneticisine edilseydi ne olurdu? Ya da ne bileyim bir kaymakama, emniyet müdürüne ya da savcıya?
Suç duyurusu üzerine -bir zahmet- harekete geçen yargımız ne yapardı acaba? Foseptik ağızlıların ifadesini almak için ille de Saray’ı eleştiren tweet mi atmaları gerekiyor?

***

“Evet” damadı hasta etmiş

sessizlik-ihanete-ortak-olmaktir-284175-1.

Cezaevlerinde onlarca ağır hasta tutuklu ve hükümlü varken, referandumdan hemen sonra Topbaş’ın damadının serbest bırakılması, kamu vicdanını epey yaralamıştı. FETÖ finansörlüğüyle suçlanan damadın, mevzuatta yeri yokken özel hastane raporuyla serbest bırakılmasının arkasından yeni skandal detaylar çıkmaya başladı.

Avukat Aslı Kazan’ın dün Oda TV’de yayımlanan incelemesine göre, “epilepsi” ve “uyku apnesi” şikâyeti olan damat Kavurmacı’ya, bu alanlara bakan nörolog değil dahiliyeci rapor vermiş. Sıkı durun, üstelik rapora imza atan doktor hastayı görmemişti bile. Acıbadem Hastanesi, hastayı muayene etmeden dosya üzerinden “tahliye” raporu vermiş.

Bu iki hastalıktan şikâyet eden damat Kavurmacı, 18 Nisan’da Acıbadem’deki dahiliyeciden rapor alana kadar, tutuklu olduğu süre boyunca rahatsızlığını belgeleyen tek bir başvuru yapmamış. Ne hikmetse, mühürsüz oylarla hatırlayacağımız, “evet” çıkan referandumdan iki gün sonra nüksetmiş hastalığı.

Hayır, insan merak ediyor. Bu raporu veren hastanenin yerli ve yabancı ortaklarının, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne hiç işi düştü mü? Bekleyen bir imar dosyası falan var mı?

***

Kurtlar işbaşında

sessizlik-ihanete-ortak-olmaktir-284176-1.
Başıma bir şey gelmeyecekse, bir şey söyleyeceğim. CHP’deki hesaplaşmanın referandumun hemen arkasından başlaması kadar hayırlı bir şey yok. 2019’daki kritik seçimden ne kadar önce dibe vurulursa, silkinme ve toparlanma olasılığı, en azından gecikmeli bir değişimden daha iyi sonuç verir. Olası bir baskın seçime far tutulmuş bir tavşan gibi yakalanmamak için etekteki taşların tez elden dökülmesinde fayda var. Toparlanabilmek şartıyla elbette.

Yalnız bu kavga gürültü sırasında, sessizliklerini bozup racon kesmek için meydana inen kurt siyasetçiler yok mu.. Yerel seçimlerden bu yana sesi çıkmayan Mustafa Sarıgül ve Gürsel Tekin’in fırsattan istifade, rol çalma çabalarına şapka çıkarmak gerek.

Ne 15 Temmuz’da ne referandumda ortalıkta görünen Sarıgül, “Durun, siz kardeşsiniz” kıvamında tweetlerle partililerine ayar vermeye çalıştı. Üzerine alınan, ders çıkaran olur mu bilmem ama, birbirine giren CHP’deki kliklere “Vatandaşın gündemi bambaşka, siz koltuk derdindesiniz” fırçası attı.

Referandumdan önce New York sokaklarındaki selfie’leriyle en son hatırladığımız Gürsel Tekin de varoşlara iniverdi. Parti içi muhalefete sert çıkarak Genel Merkez’e “sinyal çakan” Tekin, Manhattan’dan “öteki İstanbul”a ışınlandı resmen. Önceki gün Yurt, dün de Sözcü’nün birinci sayfasında çıkan haberlere göre, tarihi yarımadanın arka sokaklarını arşınlıyordu.