Sevan Nişanyan ve katmerli eza
FERİDUN NADİR FERİDUN NADİR
Sevan Nişanyan davası muktedirlerin husumetini bütün veçheleriyle göstermesi açısından bir film yapılabilir

Sosyal medyada birisi Savan Nişanyan’ın durumunu açıklamış: “Allah kahr bela lanet” derdi Çiko. Tam o durum. İnanılmaz. Akıl almaz. İrrasyonel. Saçma. Abuk.

Birisi “N’aber?” der de, “Eh” dersiniz ya. Bu “Eh”i kazısanız altından beş Karamazov Kardeşler, beş de Godfather filmi çıkar ama. İşte bu sosyal medyadan yaptığım alıntı da Sevan’ın durumunu bütünüyle açıklamakla beraber bir yandan da düzgün bir başlangıç bile yapamıyor. Sevan Nişanyan davası muktedirlerin husumetini bütün veçheleriyle göstermesi açısından bir film yapılabilir. Aynı dava, adalet mekanizmasını da bütün veçheleriye gösteriyor. Keza, mekanizmaya karşı durmanın zorluklarını…

Meteoroloji

sevan-nisanyan-ve-katmerli-eza-116894-1.

Çünkü cennet vatanımızda mekanizma hakikaten de yazılı kurallarla çalışmıyor. Mekanizma hukuktan daha çok meteorolojiyle ilgili. Rüzgara göre biçim değiştiriyor. Baksanıza bir takım mürekkep sürülü gazete denilen kağıtlar hergün hakaretin tehditin bin türlüsünü yapıyor, başka birisi kanla duş yapmaktan bahsediyor bunlara bir şey olmuyor. Ama başka birisi attığı imza yüzünden ölüm tehditleri altında yaşıyor. Evi aranıp gözaltına alınıyor. Batı’da dikkati bile çekmeyecek cümleler burada hakaretten hapis yattırıyor. Sevan sürecinde bu acayipliklerin pek çoğu bir arada var.

Mork ve Mindy

Bana sorarsanız durum şu kadar basit: Şirince’ye yollar çeşmeler yapmakla kalmamış bir de Ali Nesin’le beraber Matematik Köyü konduruvermiş adam. Şirince’yi önce hakikaten şirince, sonra hepten şirin yapmaktan dolayı açık cezaevinde tutsak edilen Sevan, sonrasında gazete arşivlerinde gezdiği için kapalı cezaevine sokuluyor. Oysa Sevan bu. Tuğla gibi kitapları Mork ve Mindy’deki Mork’un kitap okuması gibi yazmıyor ki. Elbette arşivlerde gezecek.

Mahkeme

Perşembe günü, pek çok arkadaşıyla beraber son mahkemesindeydim. Ali Nesin bitaptı. Yanına gidip selam bile veremedim. Üç çocuğunun annesi, eski eşi, zor zamanlarının destekçisi Müjde Tönbekici bitaptı. Herkesin yüzü biraz önce kedisi ölmüş gibi bitkindi. Öfke yoktu kimsede. Biraz şaşkınlık bolca hüzün hakimdi. Genç bir hanımefendi idi hakim. Nazikti. Salon tıklım tıklımdı. Dışarı taştık. Sevan loş bir odadan telekonferansla katıldı duruşmaya. Hakimleri avukatları görüyordu. Ama bizi gördü mü bilemiyorum. En son bir el salladı ama bizi görüp mü salladı yoksa “nasılsa oradalardır”, bunu bildiği için mi salladı bilemiyorum.

VINN

Bu konuyu Ali Nesin’den dinleyelim: “Sevan Nişanyan’ın VINN ile yakalandığından yarıaçık cezaevinden kapalı cezaevine alındığını biliyorsunuzdur. VINN ile internete giriliyor, dolayısıyla haberleşme aracı sayılıyor ve cezası çok ağır, silah ya da eroin sokmak kadar ağır. Ben Sevan’ın VINN’ı olduğunu bilmiyordum. Haberleşme aracı olarak kullansaydı ilk olarak bana yazardı herhalde. Etimoloji sözlüğü için internete ihtiyacı vardı, ziyatlerimde hep söylüyordu, kelimelerin ilk ne zaman kullanıldıklarını kaydediyordu, çoğu bitmiş azı kalmıştı, VINN ile gazete arşivlerine giriyormuş... Zaten VINN kayıtları da onu gösteriyor. Müthiş bir entelektüel, sıradışı bir kişilik, olağanüstü bir beyin, üst seviyede bir yaratıcı, Anadolumuzun yetiştirdiği en eşsiz insanlardan biri suçsuz yere gözümüzün önünde hapiste çürüyor. 25 Şubat günü saat 14.30’da Söke adliyesinde disiplin cezasının onanma duruşması var. Onanırsa bir felaket olur, bir daha çalışamaz ve kendini yok eder.” İşte bu duruşmada Sevan’ın itirazı reddedildi. Bu hakiki bir felaket. Son bir şans daha var ama. Bir üst mahkemeye tekrar itiraz edilebiliyor. Şimdi o süreç başlayacak.

Mektup

Gelen mektuplar okunma sürecinde geciktiği için avukatlar bazan mektup getirirler. Sevan’a da böyle yapılmış. Ve arama noktası değiştirildiği için üzerinde yakalanmış bir mektup. Peki nerede yakalanmış? Zaten üzeri aranacak bir mahkumun elindeki ajandanın arasında. Yani gizli bir yerde değil. Peki ne yazıyormuş mektupta? Dışarıdan mühim mesajlar mı varmış? Evet. En mühim mesaj, “Sevgili Sevan, seni seviyoruz ve kalbimiz seninle” düzeyindeymiş. Neyse ki bu suçlama düştü. Bir tane daha tuhaf suçlama var, o da önümüzdeki Perşembe gününe ertelendi muhtemelen o da düşecek.

Merhamet

Velhasıl, ortada bin türlü usul hatası, karanlık nokta filan var. Dava süreci karman çorman bir durum haline gelmiş durumda. Başa dönelim, Şirince’yi imar açısından çirkinleştirmekten hapiste olan adamın Şirince’yi nasıl güzelleştirdiğini görmek için gidip bir tur atmak kafi. Ve şimdi bu suç olduğu tartışmalı durum silsile halinde bir kabusa dönüşmek üzere.

Ben buradan hedefini tam olarak kestiremediğim bir yerlere sesleniyorum: Bu şekilde bir hırçın adamı cezalandırmıyorsunuz. Bu şekilde hepimizi o hırçın adamın potansiyel eserlerinden ve çevresini güzelleştirme rutininden mahrum bırakıyorsunuz. Onu içeri tıkarken bizi dışarı itiştirmiş oluyorsunuz. Yapmayın bunu. Sevan bunu asla yapmaz: Ben hepimiz için merhamet diliyorum.

Konu “burun sürtmesi”, ceza vermek ise daha ne yapılabilir? Adam iki yıldır kodeste. Yok, konu eza çektirmek, cezayı katmerlemek ise hepimize düşen sesimizi yükseltmektir. Gündem kalabalık, pek çok insan, kurum ve durum kendi başının çaresine bakmakla meşgul, farkındayım. Ama böyle bir beynin çürümesine sessiz kalmak buna izin vermek, onaylamak, suça ortak olmaktır.