Şimdi ne olacak?
ERK ACARER ERK ACARER

1950’den sonra kavramların içi hızla boşaltılmaya başlıyordu. Demokrasi de sadece bir anlamı kalan, paçavraya dönüşüyordu. Çoğunluk ne diyorsa o!

İnsan hakları, hukuk, seküler yaşam kâğıttan bir gemi gibi akıntıya bırakılıyordu. Oysa çoğunluğun eğilimleriyle, çoğunluğu kemikleştirmek ve bundan nemalanmak demokrasi değildi.

•••

Demokrasi tarihimiz, aynı zamanda bir komedi aynı zamanda bir trajedi tarihi gibiydi. İşine geldiği gibi bir ‘zübük ekolü’ yaratıp kendine yol açan Demokrat Parti (DP), aslında ismindeki bu kelimeden bile nefret eden bir kitle üzerinde duruyordu. At gözlüğü takmış, at kafası zihniyette demokrat kavramı da ‘demirkırat’ oluveriyordu.

•••

Din, bayrak, hamaset, vatan-millet-Sakarya edebiyatı arasında Adnan Menderes’in yüzü seçiliyordu: “Ben kendime sabık Başbakan dedirtmem!”

Olmadı! Hassas dengeleri kurcalamak, günlük ve öngörülemez kurgularla ‘oy endeksli’ bir ülke yaratmak modeli tutmadı, kimseye hayrı dokunmadı!

•••

Şark kurnazlığıyla ayarlı, ‘kutuplaştırma’ politikası daha o yılların icadıydı. Ancak hesaplaşma, kendi kitlesini yaratma, ötekileştirme, eleştireni ise ‘biat etmeyen alçak’ olarak hedef gösterme işe yaramadı. Fakat yıllar içinde halef-selef geleneğinde bu anlaşılamadı.

•••

Açıkça; sağın ‘yeni nesil’ takıntısı, hesaplaşma üzerinden daha o günlerde başlıyordu. Kodu değiştirmenin önemli yolları vardı. Eğitimle istendiği türden kuşaklar yaratılmaya çalışılıyor, bürokrasi ve hukukta dönüşüme oynanıyordu. Yeni zenginler türüyordu. Sermaye çarkını kuruyordu. Köy enstitülerinin kapatılması, bürokrasi, hukuk ve sermayede cemiyet tipi kontrollü kitleler yaratılması boşuna değildi.

•••

Şimdi Fetullah Gülen Örgütü’nün çatı iddianamesine yansıyan ifadeleri görüyoruz. Bu aynı zamanda geçmişi değerlendirmek isteyenlere de fırsatlar sunuyor: “Hizmet hareketi olarak, bizim konumumuz bürokraside yeni bir durum yaratmak ve bunu engellemeye çalışan kişileri bertaraf etmektir. Bu harekete uygun olmayan kişilerin görevden alınması ve tekrar yargı yoluyla görevine dönmemesi bu şekilde engelleniyordu...”

•••

15 Temmuz lekesi ve sonradan yaşananlar üç parçadan oluşan bir bütünü ortaya koyuyor. Kimse kimseyi kandırmasın! Arşiv canlı, gerçek basit.

Önce cemaatle yürüdüler, sonra görüp de görmezden geldiler, sonunda kontrolü kaybedip hepimizi bir felaketin ve kâbusun içine sürüklediler.

•••

Ancak dahası da var!

Bir hesaplaşma kültüründe, ‘temel bozdukları’ Cumhuriyet tarihinde bugünler tepeden inmedi. İşte bu yüzden Demokrat Parti’den yola çıkıp anlatmak önemli. Tarikat, terör, yuvalanma denilen şey geçmişten başlayıp bugüne uzanan bir zincir çünkü! Aslına bakarsanız, iktidar bu minvalde itiraf ediyor. Silahlı, külâhlı örgüt dediğin işin sonuç, intihar kısmı! Bütünü bir zihniyet! Yüzlere vuran korkunun da ‘Ne olacak bu işin sonu?’ endişesinin de anlamı burada gizli. ‘Suçlu evin içindeyken, kapıyı kilitlesen ne olur?’ Özet bu!

•••

15 Temmuz Darbesi bastırıldı. Ancak ülke ‘Bundan sonra ne olacak?’ sorusu üzerinde duruyor. Biçimlerini bile telaffuz etmek istemediğimiz kötümser senaryolar var. Irak, Suriye ya da Mısır modelleri konuşuluyor. Kimsenin, en ufak bir kıvılcımın ülkeyi ne hale sokacağından şüphesi yok. Devlet yetkilileri de, bu işin içinde türlü istihbarat örgütlerinin olduğunu anlayanlar da farklı planların devreye sokulacağını tartışıyor. Suikastlar, ihtihar saldırıları, kaoslar...

•••

Ortada temizlenmesi gereken bir pislik olduğu şüphe götürmez! Bir kez daha yinelemekte yarar var. Herkes için korkunun panzehiri, barış, demokrasi, insan hakları ve laiklik.

Kısa vadede sorumluluklar belli!

Artık kalabalıklar içinde bombalar patlamamalı, tepemize katuşya füzeleri düşmemeli, mahallelerde, hassas yerlerde terör ve korku havası ortadan kaldırılmalı, devlete yedeklenen çeteler tasfiye edilmelidir.

Öte yandan, ‘biçimi değişmesi mümkün’ türlü saldırılara karşı istihbarat zaafları önlenmelidir.

Daha nasıl anlatılır ki!

Bu eşik atlatılırsa, Türkiye’de sert bir kırılma endişesinden de uzaklaşılır.

•••

Peki ya gerçek samimiyet ve demokrasi şenliği...

Can havliyle ‘Biz ne yapmışız?’ hissiyatı bunların içini doldurmaya yetmez! Keşke sağın gerçek bir özeleştiri kültürü olabilseydi. Her şeye 1950’lerden başlayabilseydik!

Oralara gelmek zor. ‘An itibarı’ kritik. Adım adım artık.