Şimdi sen
ÖZGE BAŞAK TANELİ ÖZGE BAŞAK TANELİ
Ya bir yerlere gidiyorsun ya bir yerlerden dönüyorsundur.
Ya bir yerlere gidiyorsun ya bir yerlerden dönüyorsundur. Şöyle sadece durabiliyorsan, her şeye rağmen durabildiğin bir ansa şu an tadını çıkarıyorsundur. Yolunun neresindesin bilmiyorsundur. Geçmişin kabukları, şimdinin hızla geçmişe karışması, gelecekten beklediklerin, beklemediklerin ve hepsinin birbirine girmesi… Bir kış günü olabilir, Kadıköy-Beşiktaş arası bir vapur seferi olabilir, zamanlardan bir zaman olabilir, bu yer-zaman ve mevsimin birbirine geçtiği bir an da olabilir. Yağmurda sallana sallana yürüyorsundur, sigaranı yakmışsındır, rüzgâr kurutmuştur ellerini, dudaklarını, gri bir sabahı karşılamış, nasıl akşam olmuş anlamamışsındır belki. Köpeklerle, kedilerle, martılarla paylaşmışsındır yemeğini. Ne bileyim, asmışsındır yüzünü, kısmışsındır gözünü, ellerin ceplerinde hesaplaşıyorsundur birileriyle kafanda. Belki kendinle. Artık ölmek için bile çok para gerektiğini düşünüyorsundur. Her sabah işe giderken dinlediğin, gün içinde içinden mırıldandığın, akşam eve gelip çaldığın o şarkılar… Bizi ne hale getirdiler ki artık sevdiğimiz şarkıları dinlemeye, söylemeye, hep okumak istediğimiz kitapları okumaya vaktimiz kalmıyor diye söyleniyorsundur. Tütün kokan ellerinle avuçlamışsındır sütsüz kahveni. Not defterine bir şeyler karalıyorsundur. Bulutlar geçiyordur üstünden. Yıldızlar kayıyordur. Yağmurlar yağıyordur çatına, karlar birikiyordur pencerenin önünde. Güneş açıyordur. Zaman akıyor, mevsimler değişiyordur senin olduğun yerlerde de. Siyah-beyaz filmler izliyorsundur. Bazen de belgeseller ya da basit ve saçma aşk filmleri... Sadece tek başınayken izlemeye ve ağlamaya cesaret edebileceğin kadar saçma olanları... Arkadaşların çoğunu aramıyor, hiçbir eski sevgilini unutmuyorsundur. Yorgunsundur. Uyumsuzsundur. Kırmızı kart görüp oyun dışı olmuşsundur. Beklediğin şeyler vardır. Beklediğin kişiler, telefonlar. Ve verdiğin sözler; bazen tutamadığın. Gitmek istediğin yerler, dönemediğin yollar, fotokopisini çektiğin bir ton gereksiz belgeler vardır. Tükenmez kaleminin mürekkebi tükenmiştir, telefonun şarjı bitmiştir, anahtarını evde unutmuşsundur, kredi kartında para kalmamıştır, arkadaşının numarasını ezberlememişsindir, evinin yolunu unutmuşsundur. Birkaç nota birleşip kulağına ilişmiştir de birini hatırlamışsındır. Bir cümle kurmuştur biri bir gün sana da, hiç aklından çıkaramamışsındır. Özlediğin kokular, sesler duymak istediğin sözler vardır. Aldatmış ve aldatılmışsındır. Terk etmiş ve terk edilmişsindir. Ya tüm tasalardan çok uzaksındır ya da tutuklusundur, biber gazı yemişsindir, dövülmüşsündür, gözler altına alınmışsındır. Bunları kimseye anlatmamışsındır belki. Şehirlerden bir şehir, zamanlardan bir zaman, mevsimlerden bir mevsim oturmuşsundur da sen eski bir şarkı dinliyor, okuduğun bir kitaba yeniden başlıyorsundur.