Sinefiller için bir arzu nesnesi
ALKAN AVCIOĞLU ALKAN AVCIOĞLU
Sinema adına bu aralar yapılabilecek en güzel şey, geçen haftalarda piyasaya sürülen 'Burgonya Dükü'nün (The Duke of Burgundy) DVD'sini alıp arşivdeki yerine yerleştirmek

Bazı filmler hikâyenin tüm detaylarına tam olarak hâkim olmak için defalarca izlenmeyi gerektirir. İlk izleyişten geriye, çok katmanlı hikâye yapısında keşfedilecek şeyler bırakır. Bazı filmler ise hikâye anlamında böyle değildir fakat görüntüleri ve teknik işçiliği bakımından defalarca izlenmeyi gerektirir. Filmdeki zanaatkârlığın ve yönetmenliğin keyfine saygı dolu bir şekilde varmak için. Geçen hafta DVD formatında piyasaya sürülen ‘Burgonya Dükü’ (The Duke of Burgundy) bu iki kategoriden her ikisine de giriyor. Hem hikâye anlatımındaki çok katmanlı yapısı için hem de filmin stilize görüntüleri ve retro estetiğinin tadına varmak için defalarca izlenmeyi hak ediyor. Biçimsel tercihler, sinema tarihine bol referanslı anlatımıyla sinefiller için bakmaya doyulamayacak filmlerden.

YEPYENİ BİR ŞEY SÖYLÜYOR
‘Burgonya Dükü ‘ Cynthia ile Evelyn çiftinin ilişkisini anlatırken fetiş ve obsesyon üzerinden bir rota izliyor. 1970’lerin erotik ve istismar filmlerinin görsel dokusunu perdeye taşıyarak atmosferini nostaljik bir şekilde kuruyor. Jess Franco ve Walerian Borowczyk’in görsel dünyası, Luis Buñuel ve R.W. Fassbinder’in karanlığı ve sıradanlığı ile birleşiyor. Sinema tarihine bol referansta bulunmayı gerektiren bu yönetmenlik tercihi, pek çok janr sinemasının geleneklerine hâkim olmayı da gerektiriyor. Daha önceki filmleriyle zaten en büyük özelliğinin bu olduğunu gösteren Peter Strickland bu filmde de bu sınavdan alnının akıyla çıkıyor. İngiliz yönetmen Strickland, bu filmde bir kez daha sinemanın işitsel ve plastik öğelerine ne kadar hakim olduğunu kanıtlıyor. Lakin filmin görsel tercihleriyle oluşan gotik atmosfer sadece sinefiller için bir ziyafet niteliğinde olan bir hoşluktan ibaret değil. Çünkü ‘Burgonya Dükü’ kışkırtıcı ritüelleri ve erotik takıntıları bu biçimsel tercihlerle estetize etse de hikâyenin temelini yinelemeler üzerine inşa ederek ele aldığı her şeyi sıradanlaştırıyor ve gündelikleştiriyor. Bu noktada film, ilham aldığı janrın adeta perde arkasına dönüşüyor ve biçimsel özellikleri üzerinden yepyeni bir şey söylemeyi başarıyor. Nihayetinde filmin yaptığı en iyi şeylerden biri de, fantastik bir sinemasal evrende geçen ve kâğıt üzerinde her anlamıyla fantastik duran bir hikâyeyi adeta bir memur zihniyetiyle sıradanlaştırarak bir melodrama çevirebilmesi.
sinefiller-icin-bir-arzu-nesnesi-66354-1.

FİLMLE İZLEYİCİ İLİŞKİSİ
‘Burgonya Dükü’ bambaşka bir katmanda ise sahnelenmiş, kurgulanmış olaylarla izleyicinin özdeşleşme ilişkisi üzerine sınırları zorlamak istiyor. Lakin yönetmen Strickland’in bu filmde sevdiği asıl şeyin bir röportajda belirttiği gibi “film çekiminin işleyişini göstermesine rağmen tamamen düşsel bir hikâye evreninde kalmaya devam edebilmesi” olması boşuna değil. ‘Burgonya Dükü’ izleyiciyi her daim sahnelenmiş bir kurmaca oyunun içinde tutarken filmle izleyici arasındaki ilişkiyi de sorguluyor. Bu sayede de büyüleyici görüntüleri ve müziğiyle ilham aldığı sinemaya sadece bir selam çakan bir film olmaktan çıkarak türe yeni bir katman ekliyor.

KÖTÜ FİLMLERDEN BIKTIYSANIZ
Bir türe dair tüm klişe tercihleri kullanıp, aynı görsel dokuyu oluşturup yeni sulara açılmak şimdilik Peter Strickland’in kariyerinin kısa bir özeti sayılabilir. ‘Burgonya Dükü’ ise Strickland’in malzemesine ne kadar hâkim olduğunun en açık kanıtı. Bu aralar kötü filmlerden bıktıysanız, bir DVD mağazasının yolunu tutup ‘Burgonya Dükü’nü almak ve DVD oynatıcınızdan uzun bir süre çıkarmamak yapılabilecek en akıllıca şey.