Sinema Tv Sendikası Genişletilmiş Yönetim Kurulu Üyesi Ufuk Demirbilek: Setlerde öğrenilmiş çaresizlik var
16.04.2018 10:28 KÜLTÜR SANAT
‘Normal şartlarda 6 saatte bir yemek arası vermemiz gerekirken çoğu sette bunu başaramıyoruz çünkü sahneler yetişmiyor’

DERYA AYDOĞAN [email protected]

İş verenler için kar marjının çok yüksek olduğu ancak işçilerinin çalışma şartlarının acımasız olduğu bir sektör, dizi sektörü. Sinema, reklam ve belgesel çekimlerinde iş biraz daha değişse de yaşanılan sorunlar, temelde aynı. Sinema Tv Sendikası’ndan Genel Koordinatör Sinem Çetinkaya ve Genişletilmiş Yönetim Kurulu Üyesi Ufuk Demirbilek’le kamera arkası ekiplerinin yaşadığı sıkıntıları konuştuk.

»Ufuk sen kaç yıldır bu sektördesin ve ne iş yapıyorsun?
Ufuk:
Derya biz seninle sınıf arkadaşıyız. 2005 yılında başladık okula ve 2005’ten bu güne kadar kesintisiz olarak bu sektördeyim. Araya sadece askerlik sürecim girdi. Yönetmen asistanlığı yapıyorum.

»Bir işe başlarken o işin ne kadar süreceğini biliyor musun?
Ufuk:
Sinema filmlerinin ne kadar süreceğini işe başlamadan önce tahmin edebiliyoruz. 4 ile 6 hafta arasında sürüyor. Sinema filmlerinde bazen yarım kalan setler olabiliyor. Yapım aksaklıklarından ve ekonomik sebeplerden dolayı iş devam etmiyor, durduruluyor. Normal şartlarda zaten 4 hafta çalıştıktan sonra işsisiz. İşe başlarken bir sözleşme olmuyor. Aslında sözleşmeden daha önemli sıkıntılarımız var.

»Nedir bunlar?
Ufuk:
Normal şartlarda en geç 6 saatte bir yemek arası vermemiz gerekirken çoğu sette bunu başaramıyoruz. Sahneler yetişmiyor diye çalışmaya devam ediliyor.

»İnsani bir ihtiyaçtan bahsediyorsun. Kimse tepki vermiyor mu?
Ufuk:
“Öğrenilmiş çaresizlik” diye bir şey var ya, işte bizde de bu durum var. “Sahne yetişmiyor, iş yetişmiyor” algısı yapımcı kadar bizde de hakim. Farkında olmadan sürekli yapımcı ile empati kuruyoruz. İşin yetişmeme kaygısı zihnimizde çok yanlış biçimde yer tutuyor. Bu yüzden yemek arası veremiyoruz. Ara verilmediğinde de dolayısıyla tepki verilmiyor. Yer yer tepkisel çıkışlarımız oluyor ama sette çalışan tüm arkadaşlarımız söz birliği yapamıyor. Biz bir arada duramayınca, yapımcının da ‘hadi arkadaşlar yemeğe’ gibi yaklaşımı olmuyor.

»Yani siz işinizi yetiştirmek için çalışırken yapımcı sizin bu durumumuzdan faydalanıyor?
Ufuk:
Kesinlikle bir istismar var. Tartışmasız.

» Set ekibinin sigortası yapılıyor mu?
Sinem:
Sahibinin yapımcılar olduğu ve sipariş üzerine üretilen bu projelerin tüm üretim aşamalarında çalışan set çalışanlarının da bu yapımcılar üzerinden 4A’lı yani bağlı çalışan statüsünde sigortalı olması gerekiyor. Bizim düzelmesi için çalışma yaptığımız en önemli çalışma alanı sigortalılık meselesidir. Sektörde sigortalı çalışanlar olduğu kadar fatura kesenler de var. Biz şirket olarak hizmet vermeyen herkesin yani tüm çalışanların sigortalı çalışması gerektiğini, aksinin yasaya aykırı olduğunu söylüyoruz.

»Çözümü nasıl olur?
Sinem:
Aslında bir yasa ile bu değişebilir. Bu sektörde çalışan bir işçi, ortamı rutini ve bir düzeni belli olmayan bir işte çalıştığı için riskler ve tehlikeler çok başka ve değişken. Hem zaman esnekliği var; çalışma saatleri belirsiz, hem ücret esnekliği var, aynı işi yapıyor olabilirsiniz ancak farklı ücretler alıyorsunuz. Mekan esnekliği var, bir gün platoda çalışıp ertesi gün, madende olabilirsiniz. Son olarak da iş tanımı konusunda da bir esneklik var. Bir iş tanımınız var ama angarya işleri de sizin yapmanız gerekebilir. Özellikle hiyerarşik olarak aşağı doğru yani asistanlara doğru gittikçe bu daha çok öne çıkabiliyor.

»Sektörde kaç kişi çalışıyor?
Sinem:
Sinema, televizyon, dizi, belgesel, kısa film ve reklam olarak değerlendirdiğimizde bazı çevreler 5-6 bin bazıları da 10 bin çalışan olduğu konusunda tahminlerde bulunuyor. Bu sayı oyuncular hariç, sadece kamera arkasındakileri kapsıyor. Doğrudan yapılmış bir saha çalışması olmadığı için ne yazık ki tahminler üzerinden konuşuyoruz.

»Sendikaya ne zaman üye oldunuz?
Ufuk:
3 yıl oldu. Zaten sendikanın geçmişi de 3 yıl. Bir sıkıntıdan bahsetmek istiyorum, 2006’dan beri Sinema Emekçileri Sendikası’na (Sine-Sen) gidip geliyordum. İdealist bakış açımızın heyecanı ile aslında 2011’de Sine-Sen’e üye olmak istemiştim ama 3 yıl boyunca üye olamadım. Çünkü devlet öyle bir yasa getirmiş ki, “Sektörde düzenli çalışan, düzenli sigortası olanlar resmi olarak sendikaya üye olabilir” diyor. Bu kriterden dolayı da Sine-Sen’e üye olamadık.

Sinem: Aslında en büyük sorun demin de söylediğim gibi kanunda. Farklı iş kollarında örgütlü bir çok sendika bu sorunu yaşıyor. Taşeron çalışıyoruz, iş yeri düzeyinde yeterli sayıyı bulamıyoruz çünkü aynı iş yerinde düzenli çalışmıyoruz. 4A’lı çalışmıyoruz, fatura kesmeye zorlanıyoruz. Bir kısır döngü içinde hayatta kalmaya çalışıyoruz. Kanunu’ndaki iş kolu barajının hem de iş yeri barajının kalkması gerekiyor. Bu sektör zaten atipik bir sektör dolayısıyla bu yasaya göre örgütlenilemez. İnsanlar aynı iş yerinde çalışarak bir iş ilişkisi kuramıyorlar. Benzer sorunlar yaşayan farklı sektör ve iş kollarını da kapsayacak şekilde yasanın değişmesi gerekiyor.

»Sendikaya niye üye oldun?
Ufuk:
Setlerde bu hak ihlallerine karşı sert çıkışlarda bulunuyoruz, sendikalı olmak benim algımı yalnız olmadığım düşüncesiyle tamamlıyor. Yalnızlık duygusunu bertaraf etmek ve benim gibi düşünen başka insanların olduğunu bilmek için sendikalı oldum.

»Genel olarak iş verenler sendikalı çalışanları istemezler. Bu durum iş almanı engelledi mi?
Ufuk:
Tabii ki oldu. Beni de arkadaşlarımı da engelledi. İşi alsam bile hep şunu hissettim; benden memnun değiller ama performansımdan memnunlar. Düşünce tarzımdan, sendikalı olmamdan memnun değiller. İyi performans sergilediğim için sessiz kalıyorlar. Böylesi zamanlar oldu. O kadar çok sorunumuz var ki, ve bu sorunların hepsi tarihsel sorunlar, hiçbiri günümüzde açığa çıkan sorunlar değil. Bu problemler içerisinde biz bir numaraya hangi sorunu koymalıyız? Sendika olarak işte bunu yapıyoruz.

***

‘Ben buna canavarlık diyorum’

sinema-tv-sendikasi-genisletilmis-yonetim-kurulu-uyesi-ufuk-demirbilek-setlerde-ogrenilmis-caresizlik-var-452311-1.

»Paranızı zamanında alabiliyor musunuz?
Ufuk:
Dizilerde ilk 3 bölüm diye bir şey var. Bu ‘3 bölümün’ ne demek olduğunu, sektörde çalışanlar iyi bilir. Dizinin ilk bölümü genellikle en az 3 haftada çekiliyor. Bazen 5-6 haftada da çekildiği olabiliyor. Sebebi ise, ilk bölüm olması nedeni ile ortaya kaliteli bir iş çıkartabilmek. Mesela ilk bölüm 5 haftada çekildiyse ikinci bölüm de 3 haftada çekiliyor. Bölümlerin çekim süresi azalarak devam ediliyor. Üçüncü bölüm ise iki hafta ya da on günde çekilmekte. Dördüncü bölüm itibariyle diziler 6 iş gününde çekiliyor. Durum böyle.

Şimdi ortama hesap yapalım; ilk 3 bölümün çekilmesi toplamda 9-10 hafta yani 2.5 ay sürüyor. Kanala göre değişse de genelde 4 ya da 5 bölüm stok çektikten sonra diziler yayımlanmaya başlıyor. 2. buçuk ay çalıştık ve 3 bölüm çektik ve ilk bölüm televizyonda yayımlandı ve ben hâlâ hiç para alamadım. Genellikle çoğu yapımcılar en az 4 bölüm geriden ödeme yapıyor. Bu 4 bölüm bazen 6, bazen de 8 hafta oluyor. Bu da şu demek, dördüncü bölüm televizyonda yayımlandıktan sonra ben ilk ödememi almaya başlıyorum. Toplamda 4 ay geriden geliyorsun. Senin sorduğun sorunun cevabı net olarak bu. Dizilerde işler böyle. Sinemada ve reklamda ise daha farklı.

Sinem: Hem yapımcılarda hem de çalışanlarda ödemlerin ortalama 4 bölüm geriden gelmesi normaldir diye bir genel kabul var. Örneğin yapımcının düzenli ödeme yapması değil ödeme yapıyor olması önemli sayılıyor. Geç veriyor ama veriyor sonuçta denilerek o yapımcı “tercih” edilebiliyor. Bu yüzden de bu tarz geç ödeyen yapımcılar ile çalışılmaya devam ediliyor. Bununla ilgili bizim değiştirmeye çalıştığımız şey şu; bir dizinin bir bölümünü çekme süresi uzayabilir ki genelde uzuyor, haftada bir bölüm çekileceği öngörülen bir çok sette bir bölümün çekim süresi çok daha fazla günlere bazen haftalara yayılıyor. Bu nedenle bizim için referans olan, her bir set çalışanının günlük çalışma süresi. Biz çalışma sürelerine bakmalıyız. O nedenle sineye çekilmiş olan bölüm başı ödeme yöntemi haftalık veya aylık olarak değişmek zorunda.

Ufuk: Dizinin 8.bölümünden itibaren ödeme almaya başlayanlar da oluyor. Bu durumları arkadaşlarımız genellikle sendikaya şikâyet ediyorlar. Tabii hiç parasını alamayanlar da var. Bu ülkede dizi- sinema sektöründe şöyle şeyler de oluyor; bir çalışanın yapımcıdan aylardır çalışmasının karşılığı olarak 10 bin lira alacağı var. Yapımcı şöyle diyor, “Ben sana 10 bin TL öderim ama eğer bunu peşin olarak istersen 6 bin TL olarak öderim.” Yani hakkın olan alacağın para için bile seninle pazarlık yapıyorlar. Böyle çarpıcı olaylar var. Ben bir çalışan olarak buna “canavarlık” diyorum. Buna emek sömürüsü demiyorum, bu canavarlıktır. Dışardan bir vatandaş buna ne der?

Röportajın devamı haftaya pazartesi yayımlanacaktır.