Sinemada ‘temsil’ üzerine
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Yaklaşık bir haftadır, Aydın Orak’ın Berivan belgeseli etrafında Türkiye medyasında bir tartışma sürmekte...
Yaklaşık bir haftadır, Aydın Orak’ın Berivan belgeseli etrafında Türkiye medyasında bir tartışma sürmekte. Bu yazının amacı Aydın Orak ile Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı arasındaki ihtilafta taraf olmak değil, zira tarafımız belli: 2011 yılında Kürt sorununu işleyen bir filmin bakanlıkça yasaklanması kabul edilemez. Ancak maalesef Türkiye basınında sıkça karşılaşılan “araştırılmadan haber ve röportaj yazılması” ne yazık ki BirGün’de de yer alınca, bu köşeden yıllardır tanıdığım ve takdir ettiğim Ankara Sinema Derneği’ni ve yöneticilerinin değerini anlatmak istedim. Üstelik olay, son beş yılı BirGün’e olmak üzere 12 yıldır aralıksız yazı gönderdiğim Cannes Film Festivalini içerince, bazı şeyleri aktarmak farz oldu.  Türkiye’nin yurtdışındaki temsiliyet sorunu yüzünden ne fırsatlar kaçırdığımızın da şahidiyim. Bu yüzden, iyi şeyler olduğunda da bunları duyurmak gerektiğine inanıyorum.

BirGün gazetesi dahil birçok gazetede yayınlanan açıklamalarında Aydın Orak, filminin yasaklanmasını ve bandrol alamamasını haklı olarak eleştirmek için Berivan belgeselininden “Türkiye’de yasaklı, Cannes’da Türkiye’yi temsil eden” film olarak söz etmiş. Bu açıklamalardaki temel yanlışları Ankara Sinema Derneği Başkanı Ahmet Boyacıoğlu ayrıntılı olarak işaretleyerek bir açıklama yaptı, bu açıklamanın metni de 8 Ağustos tarihli BirGün’de yayınlandı. Kısaca, Aydın Orak’ın filmi Cannes’da Türkiye’yi temsil etmiyordu, edemez. Sadece Türkiye standını özveriyle organize eden Ankara Sinema Derneği, Berivan filmini, Nisan ayında gelen sansür kararından önce hazırladıkları ve 79 kısa film ve belgesel içeren kataloga yerleştirmişlerdi.

Önce Cannes Film Festivalinin ayrıntılarını, örgütlenmesini hatırlatalım: Cannes’da ülkeleri sadece resmi seçkilerde (Resmi Yarışma ve Belli Bir Bakış) yer alan filmler “temsil eder”. Cannes’da bu iki seçkinin yanısıra çok önemli yarışmalar olan Yönetmenlerin Onbeşi ve Eleştirmenlerin Haftası’na seçilen filmler bile bu sıfatı taşımaz. Bu yıl Türkiye’yi Nuri Bilge Ceylan ve Bir Zamanlar Anadolu’da filmi resmi yarışmada temsil ediyordu. Ülke stantlarının bulunduğu Uluslararası Köy adı verilir ve burada her ülke sineması o yıl üretilen filmlerin kataloglarını bulmak mümkündür. Aydın Orak’ın filmi işte Ankara Sinema Derneği’nin hazırladığı bu yılki Türk filmleri katalogunda yer almış, derneğin hazırladığı ve 79 filmin hepsini içeren DVD’lerde de yer almıştır.

Ankara Sinema Derneği (ASD), daha önce Sesam’ın ve Seyap’ın üstlendiği Türkiye standı organizasyonunu 2006’da devraldı. O güne kadar kısıtlı faaliyet gösteren stant, ASD yöneticileri Ahmet Boyacıoğlu ve Başak Emre işin başına geçer geçmez, farklı bir işlev üstlendi. Yıllardır pek kimsenin uğramadığı Türkiye standı ASD’nin geniş ilişki ağı sayesinde, festivalin en yoğun film, prodüksiyon, dağıtım tartışılan mekanı haline geldi. Sabah ondan akşam sekize kadar, büyük oranda ayakta kalarak, her akşam Türkiye misafirperverliğini ispat edercesine düzenlenen “Happy Hour”la festivalin en kalburüstü eleştirmenlerini, yönetmenlerini ve festival yöneticilerini biraraya getiriyorlar. Bu yoğunluktan dolayı da sabah sekiz seansı hariç yarışma filmlerini bile izleyecek vakit bulamıyorlar. ASD’nin kaliteli stant yönetiminin önemini en fazla da Cannes’a gelmedikleri ve standı “bedavacıların”, broşür toplayan ve cömert ikramları atıştıran turistlerin istila ettiği 2009 yılında hissetmiştik. Çiçeği burnunda yönetmenlerimiz stantta ilk uzun metrajlı filmlerine eş yapımcı olabilecek insanlarla tanışıyor, projelerini geliştiriyor. Festivalde Ceylan gibi Türkiye’yi gerçekten temsil eden yönetmenlere ciddi oranda destek oluyorlar. Ancak ikisinin de Türkiye’yi temsil edecek filmler konusunda bir yetkileri olamaz. Resmi seçkide Türkiye’den yarışan film olmadığında ise, temsilin alasını dünya sinema camiasındaki itibarları sayesinde Boyacıoğlu ve Emre yapıyor.

Sonuç olarak, Cannes’da ve katılacakları her festivalde Ankara Sinema Derneği’nin Türkiye sinemasına önemli katkıları olacaktır. Öte yandan, doğru platformlara, doğru tartışmalarla katılmak kaydıyla, Orak dahil her türlü sansüre karşı mücadelenin daima yanında olacağım...