Sinemanın dili tektir
ALKAN AVCIOĞLU ALKAN AVCIOĞLU

Yönetmenlik kariyerinde 40 yılı deviren Jean-Jacques Annaud’un son filmi, Çin-Fransa ortak yapımı ‘Kurdun Uyanışı’ (Wolf Totem) haftaya vizyona giriyor. Fransız yönetmenin pek çok farklı ülkede ve farklı dillerde filmler çektiği kariyeri, enteresan tercihlerle ve enteresan başarılara dolu. Filmografisi belki çok tutarlı değil ama birbirinden ilginç, iz bırakan ve çok konuşulan filmlere sahip.

Yabancı Dilde En İyi Film ödülü kazanan ilk filmi ‘Siyahlar, Beyazlar ve Renkliler’ (Noirs et blancs en couleur); filmografisinin en “deli işi” çalışmalarından, 1981 tarihli benzersiz ‘Ateş Savaşı’ (La Guerre Du Feu); Umberto Eco’nun aynı adlı romanından uyarlanan ‘Gülün Adı’ (Der Name Der Rose); neredeyse yönetmenin kariyeriyle özdeşleşen 1988 tarihli ‘Ayı’ (L’Ours); eleştirmenler tarafından pek beğenilmese de popüler klasiklerden birine dönüşen ‘Sevgili’ (L’Amant); ‘Tibet’te Yedi Yıl’ (Seven Years In Tibet) ve ‘Kapıdaki Düşman’ (Enemy at the Gates) gibi iki dev bütçeli yapım; ‘Ayı’dan 16 yıl sonra kamerasını bir kez daha hayvanların dünyasına çevirdiği ‘İki Kardeş’ (Deux frères). Tüm bu farklı türler ve farklı dillerdeki filmler sanki bir değil birkaç farklı yönetmenin filmografisine ait gibi durabilir. Ama her farklı ülkede film çektiğinde ona “dil problemi yaşıyor musunuz?” diye soran gazetecilere hep “sinemanın dili tektir” diye cevap veriyor yönetmen. Lakin Annaud’un eklektik külliyatının geride bıraktığı bir şey varsa o da yönetmenin insan, hayvanlar ve doğa arasındaki ilişkiyi perdeye taşımaktaki olağanüstü hüneri olsa gerek. Diyaloglara az önem vermesiyle tanınan yönetmenin, dev bütçeli yapımların ve zorlu çekim koşullarının altından kalkmakta ise sıra dışı bir tecrübesinin olduğu kesin.

Çin’de tüm zamanların en çok satan kitaplarından birine dönüşen, 2004 tarihli yarı otobiyografik romandan uyarlanan ‘Kurdun Uyanışı’nın Annaud’a teslim edilmesi hiç tesadüf değil. 1967 yılında Çin’deki büyük kültür devrimi sonrasında genç bir öğrencinin Moğolistan’da kurtlarla göçebelerin ilişkisini incelemesini ve burada bir kurt yavrusunu koruması altına alışını anlatan filmin yapım hikâyesi 8 yıla yayılıyor. 38 milyon dolar bütçeye sahip üç boyutlu film, çekimlerinde 500 teknisyen, 200 at, 1000’in üzerinde koyun, 25 kurt ve sayısız hayvan eğitmeninin bulunduğu zorlu bir proje.

Paris’ten İç Moğolistan’a

Projenin ilk zamanlarında Annaud uzun süre düşünülmemiş bir isimdi. Çünkü 1997 tarihli ‘Tibet’te Yedi Yıl’ Çin’de büyük tepkiler doğuran ve yasaklanan (ve de hala yasaklı olan) bir film. Hatta bu filmin ardından Annaud’un Çin’e girişi yasaklanmıştı... ‘Kurdun Uyanışı’nın yapımcıları ilk önce Çinli yönetmenlerle görüşmüşlerdi. Ancak insanlarla kurtların bir arada olduğu çekimleri yönetmek pek çoğu için çok zordu ve altından kalkılabilir bir iş değildi. Çin’den yönetmen bulamayınca yapımcılar gözlerini dışarı çevirdiler ama projeyi Amerikalı bir yönetmene teslim etmek istemiyorlardı. İlk önce Peter Jackson’la görüştülerse de sinemanin-dili-tektir-130217-1.sonuç alınamadı. Ardından bu zorlu projenin altından kalkabilecek yegane isimlerden biri olan Annaud’a yönelmekten başka çareleri kalmadı. Yönetmenin ülkeye giriş çıkış yasağı kaldırıldı ve Annaud film üzerine çalışmaya başladı. Böylelikle Çin’le yönetmen arasındaki buzlar da erimiş oldu. Annaud özel eğitmenler aracılığıyla yıllar boyu kurt yavruları yetiştirdi ve sonra İç Moğolistan’da bir yılın üzerinde sürecek çekimlere başladı.

‘Kurdun Uyanışı’ belgesele öykünen ama kurmacanın sınırlarında dolaşmayı çok iyi bilen Jean-Jacques Annaud’un o bilindik tüm sihirli dokunuşlarına sahip. Senaryonun derinliği belki tökezliyor ama tam da Fransız yönetmenden beklenen şekilde bunu görkemli peyzajlar ve hafızalara kazınan bir görsel dünya ile telafi etmeyi fazlasıyla başarıyor. Tartışılmayacak tek bir şey var ise o da ‘Kurdun Uyanışı’nın vizyondaki tüm filmlere kıyasla bambaşka türden bir sinema deneyimi olduğu.