Singh’den Bienal’e...
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY
Singh, küçük heykel-portrelerden oluşan eserinin ilhamını on altıncı yüzyıl filozofu Kabir’den almış. Eserindeki ‘leke’leri ‘bireylerin sahip olduğu önyargılar’a benzetiyor

ArtInternational’ın son günü, katılımcılardan Girjesh Kumar Singh ile konuştum. Sanatçı üçüncü kez düzenlenen etkinliğe Mumbai’den 2008’de Rukshaan Krishna tarafından kurulan Rukshaan Art tabelası altında, “Laga Chunari Mein Daag” ile katılmıştı. Yok olmak ama olmamak, başka bir biçimde yeniden hayat bulmak adına... Kendine bakmak adına...

Singh, küçük heykel-portrelerden oluşan eserinin ilhamını on altıncı yüzyıl filozofu Kabir’den almış. Eserindeki ‘leke’leri “bireylerin sahip olduğu önyargılar”a benzetiyor. Ama belki de malzemesi yıkılan yapıların tuğlası ve harcı olduğu için, “yeniden hayat bulmak” beni daha çok ilgilendiriyor.

singh-den-bienal-e-69399-1.

Duvarda ise:
“Kimileri ondan çıkar
Özgürlük arayarak, başkaları ise kaderin gücüyle” yazılı.

“Seni yapıya bağlayan şey, asla vazgeçmez senden.”

Öyleyse, yapıya bağlı olmamak için her daim mücadele etmek gerekiyor. Hem yapıyla, hem de insanın kendisiyle. Yoksa asıl önemli olan o eski yapıyı, mecbur olduğun için değil de ona bağlı olduğun için muhafaza etmeye çalışmak mı?
Molozlardan yeni ve bambaşka bir şey yaratmak, belki de bir ölçüde mekânı muhafaza etmek anlamına gelebilir. Ama çok farklı bir muhafaza bu. Aşina olduğun şeyi tamamen hayatından çıkarmamak için bir çaba belki. Öte yandan, Singh’in yarı-büst, yüksek kabartma gibi eserine dikkatle bakınca her şeyin birbirinden çok farklı olduğunu, dünyadaki bütün insanları kapsadığını da hissediyoruz.

singh-den-bienal-e-69400-1.

Bu da benim aklıma bir süredir elimizden bir şey gelmeden, karşı çıkamadan yaşadığımız bir süreci getirdi, ister istemez. Mimari belleği, mekânın belleğini yitirmemizle sonuçlanan Kentsel Dönüşüm’ü. Ne var ki, bu dönüşümde yaşanabilir olan mekânlar yok edilip yeniden üretilen malzemeyle kuruluyor ve her şeyin kendi yapısı varken, şimdi hepsi tektipleştiriliyor. Buna bir örnek vermeye gerek bile yok aslında, hepimiz çeşitli kisveler altında bunu yaşıyoruz. Mekânlarına bağlı olacağını umut ettiğiniz mekân sahipleri de, onları maddi çıkar adına elden çıkarmaya hazır. Yeşil hayallere (banknot anlamına) kapılmışlar, kayıplarını düşünmüyorlar. Bununla da manevi kayıplardan söz etmiyorum. En başta, yeni katına daha yerleşmeden fark edeceğin maddi bir kayıptan, daire metrekaresinden söz ediyorum.

Olsun varsın, sesiniz arada kaybolup gidecek nasılsa. Ayrıca size mekânınızın, hatıralarınızın ve temasınızın kaybı karşısında kendinizi kandırılmış hissetmemenizi tavsiye ederim. Çünkü Kentsel Dönüşüm, çeşitli sınıflamaları ve açıklamalarına rağmen, imara yönelik ve kalıcı değil zaten. Sıcak paranın ve rantın sürekli döndürüldüğü bir sistem.

Nerden nereye? Aslında Singh’in portrelerini görmenizi çok isterdim. Çünkü onlar daha umut verici. Her şey tamamen yok olmuyor, başka bir biçimde varlıklarını sürdürüyorlar ve zengin bir çeşitliliğe sahipler.

ArtInternational’ın tek kötü yanı, çok kısa sürmesi. Tıpkı kasım da onuncu yılını kutlayacağımız Contemporary İstanbul 2015 gibi. Buna karşılık bu hafta sonu başlayan 14. İstanbul Bienali, çok sayıda mekânında 1 Kasım’a kadar bizimle olacak. Bienaldeki sanat yapıtları ve projeler, 5 Eylül’den itibaren Boğaz hattı boyunca, Karadeniz’den Marmara Denizi’ne ve şehrin iki yakasında 30’un üzerinde farklı mekânda gezilebilecek. Neredeyse İstanbul’un tüm noktalarına yayılacak olan bienal sergilerinin yer alacağı mekânlar arasında, Büyükada’daki Splendid Palas ve Troçki Evi’nin, Şişli’deki yeni Hrant Dink Vakfı binasının yanı sıra ARTER, İstanbul Modern, Masumiyet Müzesi, SALT Galata ve Depo gibi sanata ayrılmış alanlar yer alıyor. Cümlenin haberi ola...