Sınırlar
HANDE DEMİRCİOĞLU HANDE DEMİRCİOĞLU
Büyük korku ülkesinde prova edilen oyun apansız bir gerçeğe dönüşerek, uçurumları belirginleştirerek gün ışığını kemirmekteydi

Büyük korku ülkesinde prova edilen oyun apansız bir gerçeğe dönüşerek, uçurumları belirginleştirerek gün ışığını kemirmekteydi. Büyük amfi tiyatroya çevrili rotamın birkaç günlük liman zorunluluğu; medeniyet kaybını, anakaranın savaş çığırtkanlığını duyurdu. Merkezden alınan sanat, AVM’lere dönüşen sahne ve salonlar, tek sıra halinde yürünen kaldırımlar, yönetmeliklerdeki sansürler, kapanan siteler, eleştirel iklimin çoraklaşmasıyla paralel korku ülkesinde dönülecek son köşe. Ardından cevalliyet ve hayatiyetle gelecek isyan, diriliş… Beliren kırmızı hat denizlerden doğmakta, kente ulaşması yakındır.

Yapıbozumun baş döndürücü karakteri, metinlerin kitap kapaklarıyla sınırlı düzen içindeki bir dizi kelime toplamı değil bir kaos havzası olduğunu fark ettiğimizde ortaya çıkar. Yapıbozuma, yapısöküme hazır olmalı. Cesaret!

İçimizde taşıdığımız cehennem, günün cehennemine karşılık geliyor. Muktedir, yaratmak yerine yıkımı doğuran dinamikleri hızlandırarak farkında olmadan kendi sonunu biçimliyor. İsyan sınırlardan doğacak…

Ölüm istenci yaşama coşkusuna öncülük ediyor ve hangisinin bize esin kaynağı olduğunu ayırt edemiyoruz. Dünyanın pek çok yerinde otokratik inşa sürerken, sınıflar arası uçurum giderek arttırılmalı. Çünkü, her şey planlı… Durumlar öngörülerle saptanmış, legal cezaevleri yaratılmış. Gün ışığı milim milim sızmakta. Direniş, dirilişle meydanlara taştığında, işgal evlerinden yayılan müzik kentleri kuşattığında… beliren kırmızı hat asırlar öncesindeki sahneyi bir kez daha sokaklarımıza taşıyacak.

Anakara dağınık savruk günlerdeyken; ‘La Commune’ deneyimini hatırlatırcasına iktidara, iktidarlara karşı yeni ara-alanlar yeşermekte. Karavan parkları, ekoköyler, işgalevleri, alternatif sahneler.

Paris Komünü üzerine (Peter Watkins/ 2000) yapılan altı saatlik tiyatral kurmaca-belgesel filmi Romanyalı göçmenlerin oluşturduğu bir karavan parkında izledik. İzlediğimiz komünden ziyade anaakım medya ile alternatif medyanın farkının aktarılmasıydı. Sınıf mücadelesinde önemli bir mevzi oluşturan kitle iletişim araçlarının rolü ve kitlelerin uyutulması işleminin aşamaları belgeselin dikkate değer yanı.

“Paris komünü üzerine tezler” le bitirelim… Guy Debord, Attila Kotanyi, Raoul Vaneigem,

4...komün’ü, tüm hatalarının üstesinden kolayca gelinebilecek, yalnızca modası geçmiş bir devrimci ilkelliğin örneği olarak görmek yerine, bütün gerçekliği henüz keşfedilmemiş ve tamamlanmamış pozitif bir deneyim olarak değerlendirmenin zamanı gelmiştir.

7.Komün, bugüne kadarki yegâne devrimci şehircilik uygulamasını temsil etmektedir --yaşama hâkim örgütlerin korkutucu işaretlerine gördüğü yerde saldırmak, toplumsal alanı siyasi anlamda kavramak, herhangi bir anıtın masumluğunu kabul etmeyi reddetmek. Bu saldırıyı “lümpen-burjuvazi nihilizmi”, “pétroleuses sorumsuzluğu” olarak küçümseyen herhangi birisi, bunun mevcut toplum içindeki pozitif değerine ve neden korunmaya değer olduğuna inandığını açıklamalıdır (sonuçta neredeyse her şey ortaya dökülecektir). Tüm alan halihazırda düşman tarafından işgal edilmiştir. Bu işgalin yokluğunun olduğu bazı bölgeler yaratıldığında, otantik şehircilik ortaya çıkacaktır. Yapı dediğimiz şey orada başlar. Bu, modern fizik tarafından geliştirilen pozitif boşluk kavramıyla açıklanabilir.