Sıradışı Anne: Muhafazakâr ve asi
CÜNEYT CEBENOYAN CÜNEYT CEBENOYAN
Amerikalı dediğin, tek millet, tek devlettir. İçindeki farklılıklarla birlikte. Ne güzel değil mi? Sınıf mı dediniz? Başka ülkelerin halkları mı dediniz…

Sartre’ın devrimci ile asi arasındaki farkı tanımlayan sözleri var. Sartre, asinin, aslında düzenle çatışan biri olmadığını, tek istediğinin kendi sınırsız özgürlüğü olduğunu, kendine yönelik bu megaloman fanteziyi gerçekleştirmeye çalıştığını söyler. Kral ya da kraliçe olmak gibi, her şeye egemen olan ama sorumluluk taşımayan biri olmaktır asinin hayali. Rock’n’roll dünyasında bu düşün peşinde koşan çokça bulunur.

Oysa devrimci, disiplinli bir çalışma içindedir. Kendisinin olduğu kadar ve bazen daha da önce başkalarını da düşünür. Hedefi düzen içinde kral olmak değildir, krallığı kaldırmaktır.

Bir asinin muhafazakâr olması ilk başta şaşırtıcı gelebilir ama aslında doğaldır. “Sıradışı Anne” asi ve muhafazakâr bir kadının hikâyesi ve kendisi de muhafazakâr bir film. Asiliğe yaptığı güzelleme bir şey değiştirmiyor. Film “Amerikalı” olmaya bir güzelleme. Rock’n’roll bir sosyal tutkal, sınıfları, kültürleri birbirine yapıştıran bir zamk ve aynı zamanda yatıştırıcı işlevi görüyor filmde, çoğu zaman hayatta da olduğu gibi. Filmin son derece kimlikçi, son derece liberal bir ideolojisi var. İster Amerika yerlisi ol istersen Zenci, istersen gay ol, istersen heteroseksüel, ister ot içen yoksul bir rock’çı ol, ister son derece zengin Beyaz bir Amerikalı işadamı; hepimiz biriz, hepimiz Amerikalıyız ve bu ne şahane bir şey, diyor film. Sınıf farkları dediğin ise Bruce Springsteen’in bir şarkısı içinde kaynaşmamızla anında yok olur, bir önemi yoktur! Kimlikçiliğin sefaletinin sıkıcı bir örneği “Sıradışı Anne”. O kadar sıkıcı ki, sıkılmaya daha filmin afişini gördüğüm anda başladım. Bruce Springsteen’in, “Live” albümünün kapağını çağrıştıran bu afiş, filmin Springsteen’e yaptığı tek haksızlık değil. Bruce, bu filme malzeme olmaktan çok daha fazlasını hak ediyor.

Ricki (Meryl Streep) filmin başında Tom Petty’nin “American Girl” şarkısını söylüyor. Ben sizin sevgili, tipik Amerikanlı kızınızım diyor Ricki. Bir zamanlar evli ve çocuklu bir kadınken, kocasını ve çocuklarını terk edip, hayallerinin peşinde rock’çı bir müzisyen olmuş Ricki. Herkesin herkesi sevdiği bir barda şarkı söylüyor. Gitaristle bir ilişkisi var ama sahnedeyken inkâr etmeyi seçtiği bir ilişki bu. Derken eski kocası, Ricki’yi, yeni boşandığı için bunalımda olan kızına destek olması için çağırıyor. Sonrası, herkesin nasıl eskisinden de daha çok birbirini seveceğinin hikâyesi. Ricki’nin, Ortadoğu’da savaşan Amerikan askerlerini destekleyen, Bush’a oy veren biri olduğunu söylemeyi es geçmeyelim. İster Cumhuriyetçi ol, ister Demokrat fark etmez! Amerikalı dediğin, tek millet, tek devlettir. İçindeki farklılıklarla birlikte. Ne güzel değil mi? Sınıf mı dediniz? Başka ülkelerin halkları mı dediniz. Bu filmde yerleri ve önemleri yok, onların.