Sistem, seçim ve savaş
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Biri “madem ki seçildim, Anayasa tanımam” diyor; diğeri, “madem ki eksik seçildim (18 milletvekili) seçim tanımam” diyor ve Türkiye toplumu, “sözde barış ortamı”nda seçime “sürükleniyor” adeta.

ANAYASA YÜRÜRLÜKTE

“10 Ağustos 2014’te Türkiye’de sistem değişmiştir” şeklindeki Cumhurbaşkanı nakaratının anayasal anlamı var mı?

· 1982 Anayasası, yeni bir Anayasa hazırlanıp yürürlüğe girinceye kadar yürürlükte; hükümleri ise, “yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayıcı temel hukuk kurallarıdır.”

· Cumhurbaşkanı, göreve başlarken, “Anayasa’ya, hukukun üstünlüğüne bağlı kalacağı”na, “namusu ve şerefi üzerine”, “millet ve tarih huzurunda” ant içmiştir.

· Cumhurbaşkanı seçilince, partisi ile ilişkisi kesilmiş, TBMM üyeliği sona ermiştir; üzerine aldığı görevi “tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücü” ile çalışacağına da ant içmiştir.

· Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri, “Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme” yükümlülüğü çerçevesinde belirlenmiştir.

· Cumhurbaşkanı’nın sorumsuzluğu, Anayasa’da açıkça belirtilen yetkilerin kullanılması ve görevlerin yerine getirilmesiyle sınırlıdır.

· Cumhurbaşkanı’nın TBMM yerine halk tarafından seçilmesi, Anayasa hükümlerini değiştirici etki yaratmaz. Anayasa, sadece md. 175’te öngörülen usul kurallarına göre değiştirilir.

"PARTİ-SİYASAL İKTİDAR KAYNAŞMASI"

Neden ille de seçim? Bu soru, özellikle 7 Haziran akşamından itibaren seçime kilitlenen AKP açısından sorulmalı. Çünkü AKP, başından beri, 276 eksiğine (18 mv) odaklandı. Dahası, bu yolda bile iktidarı bir başka siyasal parti ile paylaşmama kararlılığı, “Parti-siyasal iktidar kaynaşması” denebilecek bir irade.

SEÇİMLERİ ERTELEME/SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI

“Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse”, TBMM, “seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir.” (Any., md. 78).

IŞİD ve PKK terörünün, Türkiye’yi ilan edilmemiş bir savaşın eşiğine getirdiği bir ortamda, siyasal çabaların “hükümet kurma” üzerinde yoğunlaşması gerekirken, aylar “seçim manevraları” ile geçirildi.

Sokağa çıkma yasağı ne demek? Sıkıyönetim sırasında kullanılabilen bir yetkinin, Anayasa’ya aykırı bir biçimde vali tarafından kullanılması...

OLAĞAN SEÇİM HANGİSİ?

Müstafi Başbakan Davutoğlu, seçimleri md. 116 yoluyla değil, TBMM kararıyla yenileme yolu üzerinde ısrar ederken, olağan-olağanüstü ayrımı yaptı. Oysa, Anayasa’nın CB’ye tanıdığı seçimleri yenileme yetkisi, TBMM içinden hükümet çıkmasını sağlama amacına yönelik. TBMM tarafından verilecek karar ise, dört yıllık “süre dolmadan yenileme” kararıdır.

Buna karşılık, CB, md.116’nın kendisine verdiği denge işlevini fren ve kilide dönüştürdü. AKP ise, TBMM’yi, Geçici Bakanlar Kurulu’nun önüne geçmek için kullanma yollarını zorladı.

GEÇİCİ BAKANLAR KURULU

Anayasa md. 116 işletilince md. 114 gereği “orantılı temsil” ilkesine göre oluşacak Bakanlar Kurulu, AKP için tercih nedeni değil; çünkü, iktidarı kısa süreliğine de olsa diğer partilerle paylaşmak durumunda.

MHP’nin karşı oluş nedeni ise, HDP ile aynı masada oturmaktan kaçınmak. Oysa burada, siyasal tercihten çok Anayasa’ya saygı öne çıkmalı idi. Ne var ki MHP, hukuk yerine siyaseti seçti...

YSK: SÜREYİ KISALTABİLİR Mİ?

Siyasal aktörlerin, sadece Anayasa dışı değil, demokrasi dışı ve kısır parti hesaplarına dayanan oyun ve manevraları yetmiyormuş gibi, bu kervana bir de Yüksek Seçim Kurulu (YSK) eklendi…

Anayasa md. 116 gereği seçim yenilenirse, 90 günlük süreyi kısaltabileceğine dair ilke kararı aldı. Zorlama yorumla alınan bir karar. Benzerini, 2010 Anayasa referandumu için yapmıştı; 60 gün yerine 120 gün uygulanacağı yönünde…

Kısacası YSK, “araziye uyum” politikasına devam ediyor.

DAVUTOĞLU/ERDOĞAN/KILIÇDAROĞLU

İlk ikisi çok uğraştı; ama bir türlü 45 günlük süreyi dolduramadı…

Görevi iadede ayak diremek veya henüz 45 gün geçmediği halde, CHP liderine hükümet kurma görevi vermemek, hukuken anayasal ihlaller zincirinde yer alır. Siyaseten, “ya kurarsa!” korkusu öne çıkıyor kuşkusuz.

“Ortam ve koşullar ne olursa olsun, yönetimin ancak tek bir parti eliyle kotarılabileceği algısını sürekli kılma iradesi”, seçim sürecine de damgasını vuracak görünüyor.

Ya savaş? Ölenler kendi çocukları değil ki!