Sivil direnişi nasıl tartışmalı?

Erica Chenoweth ve Maria J. Stephan’ın ortak çalışmalarının ürünü olan eser, 1900-2006 arasında ortaya çıkan şiddetli ve şiddetsiz mücadeleleri değerlendirirken tarihsel süreçte bu mücadelelerin başarılı olup olamadıklarını mercek altına alıyor

Çağatay Şahin

Geçen yüzyılda Mahatma Gandhi’nin Satyagraha Yürüyüşü, Danimarka’daki Yahudileri Kurtarma Hareketi, ABD’deki Montgomery Otobüs Boykotu, Çin’deki Tank Adam ve Türkiye’deki Susurluk sonrası ışık söndürme eylemleri başta olmak üzere sivil direnişe birçok örnek vermek mümkün. Buna karşılık geçen yüzyılı farklı coğrafyalardaki kanlı mücadelelerin ve çatışmaların tarihi olarak okumak da olanaklı. Phoenix Kitabevi tarafından yayınlanan ‘Sivil Direniş Neden İşe Yarar? Şiddetsiz Çatışmanın Stratejik Mantığı’ adlı kitap sosyal bilimler alanında önemli bir görev üstleniyor ve sivil direniş hakkındaki tezleriyle okuyucuyu tartışmaya davet ediyor.

YİRMİ BEŞ DİRENİŞ MÜCADELESİ

EricaChenoweth ve Maria J. Stephan’ın ortak çalışmalarının ürünü olan eser, 1900-2006 arasında ortaya çıkan şiddetli ve şiddetsiz mücadeleleri değerlendirirken tarihsel süreçte bu mücadelelerin başarılı olup olamadıklarını mercek altına alıyor. Kitap temelde şiddetsiz mücadelelerin şiddetli muadillerine kıyasla daha etkili olduğunu ve katılımcılara maddi-manevi daha az engel çıkarttığını savunuyor. Çarpıcı bir veri olarak dünyadaki en geniş katılımlı yirmi beş direniş mücadelesine eğilen eser, bu mücadelelerden yirmisinin şiddetsiz mücadele olduğunu ve bunların on dördünün kesin olarak başarıya ulaştığını ifade ediyor. Şiddetsiz ve şiddetli direnişlerin bir arada yaşandığı durumları da ele alan eser, şiddetli direnişlerin şiddetsiz direnişlerin başarılı olmalarına gerçekten yardımcı olup olmadıklarına da cevap arıyor.

VAKA İNCELEMELERİ

Kitabın en dikkat çekici bölümünü ise vaka incelemeleri oluşturuyor. Bu bölümde kitap, okuyucuya şiddetsiz ve şiddetli direnişlerde katılımcı sayısı, taktiksel çeşitlilik, katılımcı gruplar ve güvenlik güçleri içerisinde taraf değiştirmelerin sıklığı konusunda karşılaştırmalı istatistikler veriyor. Bu mücadelelerin neden başarılı olduklarının veya hangi sebeplerle başarısız kaldıklarının çözümlemesini okuyuculara sunan kitap, ikinci kısımda Ortadoğu’da İran ve Filistin, Güneydoğu Asya’da Filipinler ile Burma olmak üzere yakın siyasi tarihteki dört vakayı inceliyor.

İlk olarak 1977-1979 yıllarında İran Devrimi’ndeki mücadeleye odaklanan kitap, ülkede şiddete başvuran hareketlerin başarısızlığı karşısında şiddete başvurmayan hareketlerin iş bırakma ve örgütlü sivil itaatsizlik eylemleriyle başarıya ulaştığını ifade ediyor. İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin devrilmesinin şiddetsiz bir kitlesel hareketle mümkün olduğunu belirten yazarlar, direnişin laik kesim, köktendinciler, öğrenciler ve siyasetçiler arasındaki dayanışmayla güç kazandığını ifade ediyor. Bununla birlikte kitap İran Devrimi sonrası laik kesimlerin, Ayetullah Humeyni önderliğindeki köktendinci ideolojiye bağlı gruplarca nasıl devre dışı bırakıldıklarının da altını çiziyor.

İkinci vakada ülkemizde sıklıkla gündeme gelen Filistin meselesiyle ilişkili olarak 1987-1992 arası yaşanan Filistin İntifada Hareketi’ne eğilen eser, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki mücadeleye odaklanıyor. Bu dönemde Batı Şeria’da okulların İsrail yönetimi tarafından müfredatının değiştirilmesi sonrası Filistinli velilerin ve öğretmenlerin greve gitmelerinin taban örgütlenmelerini getirmesi, şiddetsiz direnişin olası katılımcılara maddi ve manevi daha az engel çıkardığına yönelik tespitle açıklanıyor. Birinci İntifada’nın önceki direnişlerden farklı olarak mücadeleyi İsrail sınırına kadar getirmeyi başardığını ve İsrail’in Batı Şeria ile Gazze’yi herhangi bir direnişle karşılaşmadan topraklarına katabileceği düşüncesine son verdiğini ifade ediyor.

TARAF DEĞİŞTİRMELER

Üçüncü olarak Filipinler Halkın İktidarı Hareketi’nin 1983-1986 arasındaki başarısına dikkat çeken eser, daha önce Maocu veya İslamcı örgütlerin şiddetli mücadeleleriyle devrilemeyen Ferdinand Marcos yönetimindeki rejimin devrilişini açıklıyor. Artan kitlesel eylemlerin ardından başta iş çevreleri olmak üzere silahlı muhafızların devlet içerisinde taraf değiştirmelerine değinen eser, ABD’nin o dönemki başkanı Ronald Reagan’ın Marcos’tan desteğini çekmesinin de önemine işaret ediyor. Dördüncü vaka incelemesinde ise 1988-1990 arasındaki Burma Ayaklanması’nın başarısız oluşuna eğilmeyi tercih eden yazarlar, Burma Devlet Başkanı Maung Maung’un devrilmesiyle başa gelen Askeri Konsey’in grev temsilcilerini tutuklatması, siyasi partiliderlerini hapis cezalarına çarptırması ve öğrenci liderlerini katletmesiyle muhalefetin direnme gücünü kırdığına dikkat çekiyor.

MERKEZ-ÇEVRE İLİŞKİSİ

Son bölümde sosyal bilimler alanında şiddetli direnişlerin sonuçlarının şiddetsiz muadilleriyle nadiren karşılaştırıldığını ifade eden eser, şiddetli direnişlerin başarıya ulaşsalar dahi başka bir iç savaşı tetikleme ihtimalleri olduğuna dikkat çekerek bunların iktisadi kalkınmayı sekteye uğrattıkları görüşünü savunuyor. Ekim Devrimi, Çin Kültür Devrimi veya Küba Devrimi’ni buna örnek gösteren yazarlar, buna karşılık kapitalist bir düzenden şiddetsiz bir direniş ile sosyalist düzene nasıl geçilebileceği sorusuna ilişkin okuyucuya ikna edici açıklamalar yapamıyor. Şiddetsiz direnişlerin farklı grupların dayanışmasıyla başarıya ulaşacağını ifade eden yazarlar, kitap boyunca demokrasinin gelişimi, iç barış, sivil toplumculuk gibi liberal düzene ilişkin kavramlardan hareket ediyor. Kitabın emperyalizm/anti-emperyalizm ekseninden ziyade merkez-çevre ilişkisi üzerinden bir değerlendirme yaptığını söylemek mümkün. Otoriter yönetimlerin devrildiği ülkelerde mevcut düzen ile uyumlu, piyasa eksenli yönetimleri öne çıkaran eser, bu yönüyle daha farklı bir düzeni tasavvur etmekte yetersiz kalıyor.

BİZİ TAKİP EDİN

360,130BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,087,895TakipçiTakip Et
7,952AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL