‘Siyah beyaz bir dünya da var’
29.07.2018 10:44 KÜLTÜR SANAT
Mehmet Güreli’nin Salah Birsel’in romanından uyarladığı ‘Dört Köşeli Üçgen’ vizyonda. Filmi siyah beyazı çeken Güreli, “Siyah beyaz, romanın havasına uyuyor” diyor

ÖYKÜ ÖZFIRAT

Ressam, yazar, yayıncı, besteci, şarkıcı, gitarist, gazeteci, film yönetmeni, kitapçı, karikatürcü Mehmet Güreli sanatın türlü alanlarında üretim yapmaya devam ediyor. Farklı disiplinlerin birbirinin devamı olduğunu söyleyen Güreli, filminin müziklerini de kendisi yapmış.Mehmet Güreli ile yeni filmini konuştuk.

»Dört Köşeli Üçgen filminin fikri nasıl ortaya çıktı? Süreç nasıl gelişti?

Kararlaştırmamızla son noktayı koymamız arasında 7 yıl geçti. Çekim süresi de 1 yıl içinde 4 ayrı dönemde gerçekleşti. Çünkü mevsimlere göre çekmemiz gerekiyordu.

Ardından Macaristan’da renk ayrımını, Fono’da da miksajı bitirdik. Senaryoyu Salah Birsel’in romanından uyarladık. Senaryoyu Görkem Yeltan yazdı. Görkem ile çeşitli dallarda uzun zamandır çalışıyoruz. Bu filmin yapımcılarından biri. 130 kişi oyuncu olarak yer aldı. Kara mizahla felsefe arasında gidip gelen bir tonu yakalamaya çalıştık. Bu filmin siyah beyazla daha iyi olacağını düşündüm. Çok küçük bir düş bölümünü renkli yaptık sadece.

»Neden siyah beyaz tercih ettiniz?

Tercihimizin nedeni romanın havasına uymasıydı. Bu hissi de herkes paylaştı. Siyah beyaz anlayışla çektik teknik anlamda. Siyah beyazın bu filme çok yakıştığını hissediyorum. Siyah beyaz çocukluğumuzun rengi ve bu kitapların yazıldığı dönem. Sanki siyah beyaz bir dünya da vardır gibi bir izlenim yaratıyor. O dönemlerde filmlerin tamamı siyah beyazdı ve o siyah beyaz kontrastlardan çok heyecanlanıyordum. Mesela Bergman filmlerindeki gibi. Siyah beyazı bilen görüntü yönetmenimizle çalışmak da çok keyifliydi. Siyahla beyaz aslında korkunç bir maceranın renkleri. Nereden başlıyor, nerede bitiyor belli değil. Bu da bir deney oldu o anlamda.

»Roman kısmını anlatır mısınız?

Salah Birsel’in tek romanı bu. Hulki Aktunç bu romana düşünce romanı diyordu. Bu kitabı çok severdi ve çok söz ederdi. Gerek beraber olduğumuzda gerek yazılarında. Düşünce romanı deyince de şu anlaşılıyor; net bir şey olmamakla birlikte insanın beyninde geçen bazı sorunlar üzerine yeni sokaklar açmak anlamına geliyor. Kahramanımız ya da karakterimiz olan gözlemci, gördüğü şeyleri başkalarına aktarabilmeye de çalışıyor. Ama ne kadarını aktaracağı sınırını bilmiyor. Düşüncenin sınırlarını çizememiş henüz. Bir fabrikada çalışıyor ve başına gelmedik şey de kalmıyor bu yüzden. Çünkü aslında bu, özgürlüğün de sınırları anlamına geliyor. Hepimiz aslında ne yapacağımızı toplumun bize izin verdiği ölçüde öğreniyoruz. Beynimizde geçen gerçekliği tam yansıtamayabiliyoruz zaman zaman. Bu film biraz da bu arayışı tatlı tatlı anlatıyor. Asık yüzlü bir ifadedense kara mizah havasında hiciv dolu bir çizgiye getirmeye çalıştık. Çünkü Salah’ın romanı öyledir. Salah da ironi ve hicivden çok hoşlanan bir yazar. Ona büyük ölçüde bağlı kaldık. Fakat çok zeki oyuncularla tanıştım. Onlar ne yapacaklarını çok iyi bildiler. İfadelerinden neyi nasıl yansıttıklarını filmi izleyenlere bırakıyorum tabii.

siyah-beyaz-bir-dunya-da-var-492989-1.

»Kendi gözlemci yanınızdan da beslendiniz mi?

Hepimizin gözlemci yanı var. Sanatla uğraşanlarınki bunun kareköküdür. Küçük bir ses duyarım, o benim için yarın bir melodinin başlangıcı olur. Gözlem zaten doğduğumuz günden beri şaşkınlığımızla birlikte öğrendiğimiz bir şey. Bu gözlemleme, bütün romancılar ve tüm filmciler için önemli. En iyi gözlem yapanlar da en iyi sanat yapanlardır. Ama bunların bir anlatım biçimi var. Normal hayatta bu nasıl karşılanır meselesi var. Soyut kısmı burada. Gözlemcilik diye bir meslek yok ama gözlem diye bir olgu, bir eylem var. İlişkilerin başlangıcı da kısa gözlemlerin sonucu. Hayatın da dengeyi aramak olduğunu düşünüyorum. Belirsizlikler her zaman devam eder. Salah’ın romanında da belirsizlik her zaman var.

»Filmde ana karakter kendisine ‘uluslararası gözlemci’ diyor? Bu vurgu neden?

Yerel olmadığını temsil ediyor. Dünya vatandaşı olduğunu, herkes için düşünen biri olduğunu. İnsanlık adına konuşuyor.

»Edebiyattan sinemaya yapılan uyarlamalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

İki uyarlama yaptım. Sinema farklı bir disiplin. Romanını okuyup aynı şeyi aramamak gerekiyor. Bu filmdir diyebilmelisin. Her edebi eser filme de alınabilir alınmaya da bilir. Bazen 10 kere çekilmiş ama hâlâ romanını tercih edeceğim filmler de var. Filmin sevilip romanın ihmal edildiği örnekler de var. Tek bir cevabı yok. Zaten pek net şeyler söyleyen biri değilim. Bugün roman uyarlaması yaparken yarın kendi hikâyemi yapabilirim. Benim için iki önemli nokta; yaptığın işe ısınma ve sevme.

»Salah Birsel’i sizden dinleyebilir miyiz?

11 yaşına kadar Cihangir’de aynı evde oturduk. O eve birçok dostları gelip giderdi. Sinema yazarlığı da yapıyordu, şiir de yazıyordu. Odasında sinemayla ilgili çok çalışma yaptım. Sinema dergilerini karıştırırdım. Dergiler Fransızcaydı, bir şey anladığım yoktu. Fakat sinema tarihini büyük ölçüde öğrenmemi sağlayan o yaklaşımdır. Salah çok iyi bir öğretmendir. Fransızca dersleri veriyordu okullarda. Öğretmeyi çok seven biriydi. Bize anlatırdı, ben de büyük bir merakla ona sorular sorardım. Çok şey öğrendim. O yüzden Salah’ın benim için yeri hem hoca, hem yazar, hem de bir felsefeci olarak çok büyük. Bir insanın yetişmesinde de evde aldığı terbiye ve kültür kadar önemli bir başka etken olduğunu düşünmüyorum ve bu konuda da kendimi şanslı hissediyorum. Herkes evde kitaplar bulmalı, herkesin konuşacağı, soru soracağı insanlar olmalı. Salah’tan, kalitesizliğe karşı durmanın gücünü öğrendim. Külüstür bir şeye hemen sarılmamak, detaylı bakmak, sonuna kadar götürmek. Bir roman hakkında kulaktan dolma fikirlerle yola çıkmamak ve araştırmak, değerlendirmek ve acele yargılardan uzak durmak. Bana “Ben kelime atmam, sayfa atarım” derdi Salah. Kurguya verdiği önemi ve fazlalıklardan arınmamız gerektiğini anlatıyor bu söz. Kendi yaptığını korumamayı anlatıyor. Kendine karşı acımasız olmayı belki de. Bugün insanlar her yaptıkları şeyin çok iyi olduğunu zannediyorlar. Kötü şeyleri ayıklamak lazım. Laf olsun diye konuşan biri değildi. Her yaptığı şeyi izah ederdi. Asla sıkıldım, bu konuyu sonra konuşalım demezdi.

»Müzikleri siz yapmışsınız. Çektiğiniz filmin müziklerini yapmak nasıl oluyor?

Bu bende eskiden beri olan bir özellik. Çekerken, filmin sahnelerini oluştururken müzikle birlikte düşünüyorum. Filmin diğer aşamaları uzun sürdü ama filmin müziği hep aklımdaydı. Çekimden sonra yaptığımız bir kayıt vardı. Birbirini ilk defa tanıyan 5 kişi ama benim önceden duyduğumu o kayıtta yakaladık. Gevende’den Ahmet Bilgiç’in stüdyosunda hallettik. 4-5 versiyonu çıktı. Böyle şeyleri izah etmek kolay değil. Bir gün birileri isterse gelip incelemekten keyif alabilirler.

»Sanatın resim, müzik sinema gibi çeşitli alanlarında üretiyorsunuz. Nasıl vakit buluyorsunuz?

Anlatması zor. Bir gün 6 saat kendimi başka biriymişim gibi izlesem ortaya çıkan sonuçlara ben de şaşırabilirim. Sabah kalkınca tek rutinim ilk iş olarak kahve içmek. Ondan vazgeçmedim. Her an her şeyi yapabilirim. Farklı disiplinler birbirinin devamıdır. Nabokov deyince Kubrick gelir mesela akla. Rock deyince aslında yol Bach’a kadar uzanır mesela. Ayrım yapmıyorum. Nyman mesela benim en büyük bestecilerimden birisi. Bazen bir tek şarkısını 70 kere arka arkaya dinleyebilirim. Bazı şeyleri kendine göre oluşturuyorsun. Akademik olmama nedenim de bu. Kimsenin beni kalıba sokmasını istemiyorum. Ama kendimi kalıba sokabilirim, çıkmak üzere. Hayatın güzel tarafı da o arayışlar. Kahraman olmak da belki bilmemektir.

»Film hakkında geri dönüşler nasıl oldu?

İstanbul’da yarışma dışı gösterildi. Kayseri’de üç ödül aldı. En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Erkek Oyuncu ve Jüri Özel Ödülü’nü bana verdiler. Filmin daha uzun yolculuklar yapacağına inanıyorum. Daha yolun başındayız.

»Bundan sonraki süreçte film nerede izlenebilecek?

Başka Sinema’da dağıtıma girdi. Beyoğlu, Kadıköy ve pek çok yerde. Filmden umutluyum, ummadık yerlere gidebilir.

»Sinemada etkilendiğiniz akımları ya da yönetmenleri paylaşır mısınız?

Hitchcock, Tarkovski, Max Ophüls, Godard, Truffaut, Yeni Dalga akımı, kara film... Bunların benim hayatımda yeri çok büyük. Bütün bunlar üzerine çok okudum, filmler biriktirdim, yazılar yazdım. Sinema yayıncılığında da epey işler yapmaya çalıştım. Bresson, Bergman üzerine kitaplar gibi. Bugünün insanı çok şanslı. Onların filmlerine zamanında o kadar zor ulaşıyorduk ki.

»Gelecek projeleriniz?

Bir senaryo hazırlığı var. Bu filmde yer alan İlyas Özçakır’ın ve Pınar Tuncegil’in başrollerde olacağı bir film çekeceğiz. Hikâyenin yurtdışı çekimleri de olacak.