Siyasî manzaraya bakışlar
07.05.2017 10:36 BİRGÜN PAZAR
Hâkim sınıfın ve hâkim partinin yetiştirdiği, devşirdiği, soğurduğu ya da satın aldığı sayısız siyasetçi, hukukçu, âlim, gazeteci ve ezcümle münevver, kurulmakta olan yeni düzene yön veren ideolojiyi halkın inandırıcı bulacağı bir dile hünerle tercüme ederler

Gökhan Atılgan

Yordam Kitap, geçtiğimiz ay, Türkiye’nin içinden geçtiği siyasal süreçlerin çözümlenmesi bakımından önemli bir kaynak yayımladı: İdeoloji Kuramları: Yabancılaşmanın ve İtaatin Gücü. Burada kitap üzerine bir değerlendirme yapmayacağım. Ancak kitabın en önemli bölümlerinden birinin verdiği esinle Türkiye siyasetinin şimdiki meseleleri hakkında birkaç noktaya dikkat çekip bazı sonuçlar çıkarmayı deneyeceğim.

16 Nisan 2017 referandumu, Türkiye’nin en önemli seçimlerinden biriydi. BirGün Pazar’da daha önce yayımlanan bir yazımda vurgulamaya çalıştığım gibi, 16 Nisandaki referandumla ya Şubat 1878’de başlayıp on yıllar boyunca devam eden koyu gri bir dönem gibi bir dönemin içine girecektik. Ya da 1921’deki “geçip giden kısacık uğrak”ta olduğu gibi sahici bir demokrasi imkânını yeniden edinmenin ilk adımını atacaktık. Basiret ve dirayet, sıra dışı bir atılganlık ve iradeyle sonuna kadar direndi. Lâkin, “geçip giden kısacık uğrak”ın içinden geçerek, onu derinleştirerek ve dönüştürerek kazanabileceği gerçek bir demokrasi imkânını avuçlarının içinde sımsıkı saklayarak bir sandık yenilgisi aldı. Etken olan, itiraz eden ve silkinen oydu. Edilgen olan, kabullenen ve üzerine bir ölü toprağı çekmeyi kabullenen ise rakip seçenekti. Er ya da geç, yarın ya da öbür gün, olmazsa da BirGün kazanacak olan elbette kendisine yabancı olanı, kendisini yabancılaştırıcı olanı ve itaat buyuranı elinin tersiyle iten ve ‘bir başka âlem’ ümidini yeşertmiş olandı. ‘Nizâm-ı âlem’e boyun eğenin ise yarını yoktu; yalnızca avuntuyla bağrına basabileceği hayalî bir mazisi ve mazinin kırık aynasında görebildiği bir bugünü vardı.

16 Nisandan geriye kalan

16 Nisan’dan geriye kalan, yarışı ancak bir nefes boyu geride bitiren ve koşa koşa, düşe kalka ilerleyeceği uzun yolu için nefesi açık olan ile, ipi göğüslediği yerde yalnızca nefesi değil iflahı da kesilmiş olan arasındaki rekabetin düşündürmesi gereken merkezî bir soruydu: Memleketimizin emekçi sınıflarının büyük bir bölümü, nasıl oluyor da, kendisine yabancı bir bir vaadi kendi öz mülküymüş gibi sahiplenebiliyor; kendisini yabancılaştırıcı bir sistemi nasıl oluyor da bir kurtuluş ümidi olarak kıymetlendirebiliyor; esaret zincirinin iki ucunu birbirine bağlayan son halkayı nasıl oluyor da zincirin koptuğu ilk halka olarak hayal edebiliyordu?

Jan Rehman’ın kitabı işte bu merkezî soruya ve ondan türeyecek başka sorulara verilecek yanıtların ipuçlarını barındırması bakımından önemli. Kitabın özellikle “Gramsci’nin Hegemonya Kuramında İdeoloji Kavramı” başlıklı bölümü (s.128-157) bu ip uçlarını içinde saklayan bir bölüm olarak öne çıkıyor. Gelin şimdi mevcut toplumun içinde yatan ve bir gelecek toplum tahayyülüne ışık düşürecek olan ipuçlarını yakalamak için bazı başlangıç adımları atmayı deneyelim.

Hâkimiyet ve önderlik

Hâkim parti yalnızca bir parti değil, hâkimiyet kurmuş bir sınıfın siyasal örgütüdür. Bu siyasal örgütün yön verici çekirdeğindekiler, hâkim sınıfın sadece mümessilleri değil, aynı zamanda güzide üyeleridir. Hâkim sınıf ile hâkim parti, arkalarına çektikleri emekçi sınıf kitlelerine sadece hükmetmezler, aktif ya da pasif rızalarını durmaksızın örgütleyerek onlara önderlik de ederler. Yanına çekmeye muvaffak olamadıkları kitleleri ise korkutarak, iterek, kakarak, sindirmeye çalışırlar. Bunu başardıkları oranda da önderlik kapasitelerini yükseltirler. Bu önderlik anlayışı, başlara mutlak itaati saygının, inancın ve itikadın en temel gereği sayar; liderin yanılmazlığına, yenilmezliğine ve yıkılmazlığına güveni zaferin ilk koşulu olarak kabul eder. Liderin sürüklediği kalabalıklar, başın komutladığı istikamete doğru asla mütalaa etmeden yürüyen ayaklar gibidir. Kendi yaratıcılıklarına, kendi emeklerine, kendi iradelerine ve kabiliyetlerine yabancılaşmışlar, ruhlarını ve bedenlerini mutlak itaate teslim etmişlerdir.

Tercümanlık

Hâkim sınıfın ve hâkim partinin yetiştirdiği, devşirdiği, soğurduğu ya da satın aldığı sayısız siyasetçi, hukukçu, âlim, gazeteci ve ezcümle münevver, kurulmakta olan yeni düzene yön veren ideolojiyi halkın inandırıcı bulacağı bir dile hünerle tercüme ederler. İnandırıcı bulunan dil, kâh öfkeli, kâh şefkatli, yüreklendirici, okşayıcı, yakalayıcı, coşturucu, koltuk kabartıcı, göz yaşartıcı, hüzünlendirici, bazan harekete geçirici, bazan da hipnotize edici bir üslupla söyler. Minnacık olduğu için kolayca ezberlenebilen bir sözcük dağarcığıyla bezelidir. Örneklendirmesi, tonlaması, simgelemesi, çağrıştırması ve vurgulaması, pragmatik, fırsatçı, fesatçı ve çarpıcı olduğu kadar çarpıtıcıdır. Müziği, ritmi ve ezgisi kolay tekrarlanabilen, hemencecik eşlik edilebilen ve alkış tutulabilen türdendir. Kodlama sistemi basit, boyama sistemi iki renklidir. Matematiği bölme ve çarpmadan müteşekkildir; iki işlemlidir. Bilançosu kâr ve zarardan ibarettir; iki hanelidir. Çağrısı itaat ve ihanetten oluşan bir duruluktadır. Vaadi iflah olmak ve mahvolmak üzere iki seçeneklidir.

Görünmez kılıcılık

Memleketin ve âlemin ahvalini kolayca anlaşılabilir bir dile tercüme etme faaliyeti, sınıf hâkimiyetinin esasını ve işleyişini sistematik bir şekilde gözlerden gizler. Hizmet aşkı yüksek yüksek binalar, uzun uzun minareler, asma köprüler, tüp geçitler, duble yollar, hava meydanları, toplu konutlar ve imam hatip okulları inşa ederken, bu yapıları santim santim yükseltenler koyu bir gölgeyle gölgelenirler. Yol işçileri, taş işçileri, inşaat işçileri, cam işçileri, duvarcılar, kalıpçılar, hamallar, boyacılar, iskeleciler, seramikçiler, tesisatçılar, demirciler ve dülgerler sanki hiç yoklarmış gibi, sanki bütün yapılar kendiliklerinden yükseliyormuş gibi bir izleyiş yaratılır. On para, bir lokma ve bir hırka uğruna ilik ilik sömürülen, ömür ömür törpülenen, can can kazaya, göçüğe, elektrik kaçağına, asansör arızasına ve intihara kurban verilen emekçi insanlar ancak cenaze namazlarında, fabrika kapılarına dikilen cami şadırvanlarında, şantiye kıyılarına kurulan mescitlerin yeşil halılarında belirsiz suretler hâlinde görünür olurlar. Nutuklar ve vaazlar, sınıf ve emek sömürüsünün demir ökçeleri altındaki inleyişleri duyulmaz kılarlar. Yaratanlar kahredilirken, kahredenler kendi içlerinden her gün yeni bir burjuva peydahlarlar. İhaleler, ihaleler ve ihaleler peydahlanan yeni burjuvaların doğum kâğıtları olarak mühürlenirler.

siyasî-manzaraya-bakislar-283021-1.

Düşmanlık

Sınıf ve emek sömürüsü hiç durmadan gizlenirken onun çilesinden ve âhından neşet eden öfke ve feryat başka mecralara ve kişilere kanalize edilir. Kâh denize nazır villasında viskisini yudumlayan liberal aydına, kâh ikide bir icraatın içine engel çıkaran bürokrata, kâh acemi siyasetçiye, kâh el ele, dalga dalga yollarda yürüyen gençlere. Bazan dış, bazan iç düşmana. Bazan beynelmilel basına. Bazan iki sarhoşa. Bazan yürekli bir gazeteciye. Düşman partilere, düşman ideolojilere, düşman mezheplere, düşman dinlere, düşman ülkelere, düşman kişilere, düşman aydınlara duyulacak husumet her gün ve her gün yeniden üretilir ki öfkenin içine boşalacağı bir kanal, feryadın içinde kırılacağı bir dalgakıran, isyanın içinde bastırılacağı bir kapan olsun. Bunca düşman, bunca kefere, bunca nankör ve bunca bozguncuya bakılsın, fabrika camilerinde ve şantiye mescitlerinde abdest alınıp mevcut rızka ve iaşeye günde beş vakit şükredilsin.

Aşmak

Hâkim ideoloji, görünüm ile öz, yalan ile gerçek, efsane ile hakikat, çarpıtma ile düzeltme, esaret ile özgürleşim, otorite ile demokrasi, hiyerarşi ile eşitlik arasındaki ilişkileri birinciler lehine çevirerek hâkim sınıf hegemonyasının tesisinde tayin edici bir rol oynuyorsa eğer, o nasıl aşındırılabilir, nasıl aşılabilir, nasıl geriletilebilir, nasıl durdurulabilir ve nasıl yenilgiye uğratılabilir?

Bu sorunun cevabının iki yönlü olduğunu düşünebiliriz.

Birinci olarak bize, ideolojiyle tesis edilen hegemonyanın her gün yeniden üretilme biçimlerini ve karşıt hegemonya imkânlarını kusursuzca gözlemleyebileceğimiz bir yöntem gerekir. Bu yöntem, durgunluktaki hareketi ve hareketti durgunluğu, bugündeki yarını ve yarındaki bugünü, birlikteki bölünmüşlüğü ve bölünmüşlükteki birliği, kesintideki sürekliliği ve süreklilikteki kesintiyi, yenilginin içindeki zaferi ve zaferin içindeki yenilgiyi, ayrışmanın içindeki bütünleşmeyi ve bütünleşmenin içindeki ayrışmayı, karanlığın sakladığı ışığı, itaatin örttüğü başkaldırıyı, rızanın gizlediği zorlamayı, şükrün içindeki öfkeyi, boyun eğmenin görünmez kıldığı isyanı, kudretin derinlerindeki kırılganlığı, olağan ilerleyişin içindeki sıçrama potansiyelini, gücün barındırdığı zayıflığı, ölümsüz zannedilenin faniliğini görebilmek ve bu görme becerisine uygun kıvraklıkta davranma kabiliyetini sergileyebilmek için muazzam imkânlar verir. Ekim liderinin, Ekimden önce Hegel’in ve Marx’ın diyalektiğine gömülmüş olduğunu hatırdan çıkarmayalım.

İkinci olarak bize, bu gözlemleri hünerlice kullanarak hâkim ideolojinin kurduğu sahneyi dağıtabilecek; perdeyi indirebilecek; sahnenin ve dekorun ardındaki sömürü ilişkilerini ortaya serebilecek; kimliklerin değil, sınıfların birleştirici olabileceğini pratik olarak gösterebilecek; radikal değil, sosyalist bir demokrasinin, liberal değil sosyalist bir solun gerçek bir demokrasi ve gerçek bir sol olabileceğini kanıtlayabilecek; halkın ve ülkenin kaderinin ancak ve sadece iktidarın sınıf karakterinin başkalaşmasıyla değişebileceğine ilişkin bir bilinci inşa edebilecek; Türkiye gibi bir ülkede lâikliğin sınıfsal bir sorun olduğunu an be an gösterebilecek; bunlar için bütün ince fikirleri, zekâ dolu akılları, kabiliyetleri, yaratıcı güçleri, imkânları, hevesleri, neşeleri, coşkuları ve enerjileri damla damla, hece hece, cümle cümle, ilmek ilmek, adım adım birleştirebilecek bir siyasal yapı gerekir. Yaratıcılığı, özgürleşimi ve eşitliği kendi öz hayatının biricik ilkesi yaparak otorite ve hiyerarşi meftunluğunun bütün biçimlerini alt üst eden böylesi bir siyasal yapı, hâkim sınıf hegemonyasına karşıt bir hegemonyayı örgütleyebilir; hâkim sınıf hegemonyasına can ve ruh üfleyen ideolojiye karşıt bir ideolojinin üstünlüğünü inşa edebilir.