Siyaset ve kutsal
TARIK ŞENGÜL TARIK ŞENGÜL

Seçim tartışma götürmeyecek üç sonuç yaratmış görünüyor. AKP’nin 13 yıllık iktidar saltanatı sona erdi, HDP Kürt sorunu ve bölge partisi olmanın ötesine geçip Türkiye partisi oldu ve seçim yeni bir dengenin oluşmasına izin vermediği için, gündemde erken bir seçim var.

Bu tahlil doğruysa, solun “mevcut durum analizini” iyi yapması gerekiyor. Aksi durumda kurtulduk dediğimiz bela daha büyümüş biçimde önümüze çıkabilir.

Bu konuda yapılacak çözümlemelerin temel ve soyut bir tespiti dikkate alması gerektiği kanısındayım. Siyaset bir kutsala yaslanmak durumunda ve siyasal partilerin başarısı çelik çekirdeğinde toplumda karşılık bulan bir “kutsal” bulunmasına bağlı. Siyasal projelerinizi, programınızı ve kadrolarınızı bu kutsalın etrafına sıraladığınızda, bir arada iyi duruyorlarsa seçmen karşısında şansınız oluyor.

Bu seçimin en büyük kaybedeni AKP’nin yenilgisinde dünya nimetlerine dalıp kutsalını tahrip etmesi belirleyiciyken, en büyük kazananı HDP açısından tam tersine kutsalını daha geniş toplumsala açması başarıyı getirdi. MHP bir miktar durumunu iyileştirdiyse, kutsalını saldırıya uğramış hissedenlerin desteğini almasının bunda büyük payı var.

CHP’de bu açıdan işler biraz daha karışık. Partinin bu seçimde öncekilere göre çok daha iyi organize olduğu, daha kapsamlı bir program oluşturduğu ve kendisini halka daha etkili anlattığı tartışmasız. Tam da bu nedenle oylarını artıramamış olması, hem de AKP oy kaybına uğrarken, açıklama gerektiriyor.

Sorunun kaynağında büyük ölçüde CHP siyasetinin kutsalının giderek belirsiz hale gelmesi var. CHP laiklik-modernlik-ulusalcılık ekseninde oluşturduğu kutsal yetersiz kaldığı ölçüde, geçtiğimiz dönemde bu alanı bilinçli biçimde belirsizleştirdi. Oysa aynı sorunlarla karşı karşıya kaldığında, 1960’lı yılların ortalarından başlayarak, bu ekseni sola çevirmiş, 1970’li yıllarda da bu revizyonun meyvelerini toplamıştı. 1980 sonrası dönemde CHP, bütün maliyetlerine ve seçim yenilgilerine karşın, bunu yapmamakta direniyor.

CHP’nin direndiği işi şimdi Kürt hareketi yaptı. Ulusalcılık etrafında yapılan tanımlama belli bir eşiğe gelip tıkanmaya başladığında, biraz da pratikte keşfederek HDP sola yöneldi. Bu açılımın kalıcı olup olmadığını ve nasıl bir tanımlama ortaya çıkacağını söylemek için erken. Ancak şunu söyleyebiliyoruz; HDP’nin çok kısa sürede aldığı mesafe ve kazandığı destek toplumun sol değerlere ne derece açık olduğunu açıkça gösteriyor.

CHP böylesi bir değerlendirmeyi yapacak mı? Ufukta yeni bir seçim görünürken CHP’nin bu değerlendirmeyi yapıp yapmaması kendisi açısından yaşamsal görünüyor. Ulusalcı çizgiden uzaklaşır ve önseçimle tabanından sola yönelme mesajı alırken, CHP’nin kendi kutsalını tanımlamakta zorlanması en önemli sorunu.

Kutsalını solda tanımladığı noktada da CHP açısından sorun bitmiş olmuyor. Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçildiği ilk günlerde CHP’nin estirdiği havanın sırrı Kılıçdaroğlu şahsında yaratılan “sahicilik” duygusuydu. Zamanla ve sağa sola savrulmaların sonucu bu duygudan yoksun kaldı CHP.

HDP’nin başarısındaki bir başka etken de budur: Söylemi ve o söylemi taşıyan lideri Demirtaş üzerinden bir sahicilik duygusunu bütün topluma verebilmesi.

Sonuçta, tüm siyasi hareketler açısından kendi kutsalı dediğimiz ideolojik-politik çizginin netleşmesi, o çizgiye sadakat ve çizginin taşıyıcısı olan kadrolarla desteklenmiş sahicilik duygusu başarıya giden yolun anahtarı oluyor.

80 öncesi devrimci hareketin gencecik ve çoğu zaman da gittikleri gecekondu mahalleleri için “dışardan biri” olan kadroları ile sağladığı başarıda bu sahicilik duygusunun büyük payı vardı. En iyi üniversitelerin önlerinde pırıl pırıl bir gelecek olan gencecik öğrencileri olsalar da, gittikleri yerlerde ve “halkın” içinde eğreti durmadılar.

CHP bu açıdan da kendisini sorgulayıp HDP ile arasındaki farkı biraz da burada arasa hiç fena olmaz.