Siyasette referandum kırılması
12.03.2017 10:10 BİRGÜN PAZAR
Birlikte yol yürüdüğünüz geniş kitleleri arkanızda bırakarak kendi istikbaliniz ve ikbaliniz için yalnız yürümeyi tercih ediyorsunuz. İşte bu bir dramdır. Milliyetçi ve muhafazakâr kitleler için bu gerçek anlamıyla bir dramdır

Ali Haydar Fırat - Dr., Politikyol Genel Yayın Yönetmeni

Tarihi bir siyasal sürecin farklı kompozisyonlar üretmesi; ya da sürecin girdi ve çıktılarındaki farklılaşma, o sürecin sonunda yeni bir fotoğraf ortaya çıkarır. Muhafazakârlığın ve milliyetçiliğin doruk noktasında AKP’nin ortaya koyduğu yeni rejim talebi ciddi bir sorgulamayı beraberinde üretmiş görünüyor. Siyasal İslam meselesi artık kutsal bir davadan, hareketten, ortak İslamcı bir gelecek tasavvurundan çok tek kişinin geleceği ve istikbaline indirgenmiş durumdadır. Bir taraftan AKP; diğer yandan Devlet Bahçeli bu yeni rejim değişikliğini anlatamamakta ve bu talebi bir türlü toplumsallaştıramamaktadır. Bu nedenle korkunç iletişim kazaları ortaya çıkmakta; sürekli bir düşman yaratma arayışı ve çabası, içeride ve dışarıda süregelmektedir. Ancak hem iç hem de dış kamuoyu bu konuda artık deneyimli olduğu için AKP’nin kontrol edilebilir ve de kullanışlı bir kriz yaratma uğraşı bir türlü istediği duygusal kırılmayı AKP lehine yaratamamaktadır. Tersine, bu durum, AKP’nin kendi içinde inşa ettiği gerçeklik algısını sekteye uğratmakta ve kendi çelik çekirdeğini sessizleştirmektedir. Bu sessizleşme politik olarak suskun kalma, gönüllü hareket etmeme ve siyasal sürece kefil olmama durumunu ortaya çıkarmaktadır. Bunun yansımasını hem yakın hem uzak bir gelecekte göreceğiz. Yakın gelecekte; yani bu referandum sürecinde AKP örgütü ve ona oy verenler yüz yüze iletişimde inanmadıkları, istemedikleri ve yeterince anlayamadıkları bir rejim değişikliğinin propagandasını yapmaya çalışacaklardır. Bu durum; yani bu inançsızlık ve rejim değişikliğinin yaratacağı belirsizlik, kitlelerin bu süreçten kopmasına zemin hazırlayacaktır. Bugüne kadar AKP’yi sokakta taşımış, ona inanmış kitleler hazır olmadıkları bu süreci ve rejim değişikliğini anlatamamaktadır. O nedenledir ki AKP devlet gücüne, imkânlarına abanmakta; ancak istediği geri beslemeyi alamamaktadır. Bu süreç elbette ki salt bir iletişim süreci olarak görülmemelidir. Aslında AKP ve Devlet Bahçeli şahsında bir büyük siyasal kırılma sürecini yaşamaktayız. Muhafazakâr ve milliyetçi kitlelerin taleplerini ve beklentilerini çok iyi formüle edip ve de aynı zamanda popülizmin bütün unsurlarını alabildiğince yeniden üreten AKP, gelinen süreçte ekonomi-politik, tarihsel, toplumsal ve de siyasal sürdürülebilirlik imkanlarını tüketmiştir. Bugün hem AKP hem de onun hinterlandında olan kesimler yaşadıkları süreci anlamlandıramamaktadır.

Düşünün ki 15 yıllık kesintisiz iktidar dönemi yaşıyorsunuz; ama size oy veren geniş kitleleri kendi çeperiniz içinde tutamıyorsunuz ve bunu gördüğünüz noktada kendinizi garantiye almak adına bir rejim değişikliğine başvuruyorsunuz. Birlikte yol yürüdüğünüz geniş kitleleri arkanızda bırakarak kendi istikbaliniz ve ikbaliniz için yalnız yürümeyi tercih ediyorsunuz. İşte bu bir dramdır. Milliyetçi ve muhafazakâr kitleler için bu gerçek anlamıyla bir dramdır.

AKP bu ülkede cumhuriyet ve demokrasi birikimini yeterince anlayamamaktadır. Bunun salt kurumsal bir durum olduğunu, devletin belli kurumlarını dönüştürdüğünde bu birikimi de dönüştüreceğini sandı. Bugün Hayır kampanyası ile, milliyetçi-muhafazakârlardan sosyal demokrat ve sosyalistlere, yükselen en temel itiraz parlamenter demokratik rejimin sonlandırılması noktasında kendisini güçlü bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu aynı zamanda geniş bir “ortak müşterekler” zemininin yeniden inşasını da sağlamaktadır ve bu durum ülkedeki bütün siyasetler için önemli bir kazanımdır.

AKP’nin kendisine uygun tarih yazmaya çalışması, geçmiş mağduriyetleri yeniden gündeme getirmesi, yeni mağduriyetler yaratmaya girişmesi bir türlü o eski kitlesel konsolidasyonu sağlayamamaktadır. Ne Osmanlı vurgusu ne darbe girişimini sürekli olarak hikayeleştirme çabası, ne dünya bizi kıskanıyor algısını yaratma çabası ne vesayet sürüyor söylemi; ne de istikrar propagandası işe yaramıyor. Çünkü 15 yıl iktidarda kalıp devletin bütün imkanlarını kullandıktan sonra bunların hiçbiri işe yaramaz. Zira tek bir soru bütün bu çabaları paramparça edebilir ve o soru şudur; 15 yıldır neyi isteyip de yap(a)madınız? Demokratik bir sistemde gelebilecek en üst makama gelip hala onunla yetinmemek bu halkın ferasetine hakarettir. O yüzdendir ki ciddi bir Hayır tepkisi kendiliğinden, kısa süre içinde örgütlenmiştir. İşte bundan dolayıdır ki “karargah rahatsız” haberi işe yaramıyor, ABD, Almanya, Rusya ve komşularla kavga; ya da bütün dünya bizi karşı ajitasyonu beklenen reaksiyonu alamıyor.

Bu referandum süreci sonucundan bağımsız olarak AKP için hiç de istenileni verememiştir. Sonuçtan bağımsız olarak diyorum; çünkü Evet çıkması durumunda bile AKP artık bu tabloyu daha fazla sürdüremeyecektir. İç ve dış konjonktürün sağladığı imkanlar tersine dönmüş, “dava” kişisel çıkarlara feda edilmiş ve 15 yıl devleti yönetip beklenen “asr-ı saadete” ulaşılamamıştır. Hayır kompozisyonu içinde yer alan geniş kesimler neyi savunduklarını çok iyi biliyor ve bunu çok iyi anlatıyorlar. Halk siyasal yapılardan bağımsız olarak neden Hayır oyu vereceğini açık bir biçimde dile getiriyor. 8 Mart’ta ortaya çıkan kadın hareketi, enerjisi ve birikimi bize yeni bir dönemin yaklaştığını gösteriyor. Milliyetçi ve muhafazakar kesimden yükselen demokrasi talebi kendi alanında geniş bir sahiplenmeyle karşılanıyor. O nedenle sonuçtan bağımsız olarak bu ülkede cumhuriyet ve demokrasi birikimi bulduğu her çatlaktan açığa çıkıp örgütleniyor. Bu durum Türkiye’de solun önüne çok büyük bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsat mevcut birikimi sahiplenen kitlelerle birlikte samimi bir birliktelik inşa edip gerçek bir demokratik sistemi kurma misyonudur. Hayır sürecindeki bu demokratik aktivizm kendi kanallarını bulma doğrultusunda bir arayışı da beraberinde getirmektedir. Mesele geniş düşünüp, kısır çekişmelerden, küçük hesaplardan uzak durmaktır. AKP pratiği göstermiştir ki iktidarı kendin için istediğinde kaybediyorsun. O nedenle samimiyetle halkın iktidarını istemek, bunun için çalışmak, örgütlenmek ve mücadele etmek bu sürecin en büyük kazanımı olacaktır ve bu süreçte ortaya çıkan anlayış, toplumsal ve siyasal yakınlaşma AKP’ye oy verenler dahil herkesin kazanımı olacaktır.