Slogan şiir solgun şiir
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Çanakkale savaşlarının yüzüncü yılında, ülkenin mutlakçısı Erdoğan, manzumeci sesiyle şiir okumaya durdu. Ülkenin parasıyla hazırlanan film televizyon kanallarında üstümüze üstümüze geliyor.

12 Eylül öncesi ve hemen sonrasında şiire ilişkin değerlendirmelerde en kesin hükümlü yargılardan biri de “slogan şiir” üzerindeydi. Toptancı yargılarda slogan şiirin kolaycılık olduğu sonucuna varılırken, izlenen mantık da bir kolaycılık içeriyordu. Şiirde slogan olmaz deniyordu. Sloganın varlığı iddiası ile birlikte, yargı kolayca kesinleşmiş oluyor, eleştiri  merkezine alınan şair ve şiiri için kalem kırılıyordu. Yani eleştirilen tarzda olduğu varsayılan şiir yine “slogan” bir tutumla eleştirilip, işi bitiriliyordu.

Bir şeyin daha altını çizelim; bu eleştiride merkeze alınan şiir “sol” dünyanın şiiriydi genelde. Kimi kalem erbabının, solu ve şiirini slogan yaftasıyla toptan yok hükmünde saymışlığı vardır. Bu arada kimse sağcıları ve sağın manzumelerini bu ölçütlerle eleştirmezdi. M. Akif, Necip Fazlı, Arif Nihat Asya... gibi nice “sağ” dünyanın şairleri tertemiz kalırdı.
12 Eylül sol ile hesap görürken, bu eleştiri tarzı da bir yönüyle bu hesap görmenin parçasıydı bir bakıma. Oysa gerçekte slogan şiirin kimseye bir yararı olmadığı gibi, eğer böyle bir şiir yazıldıysa ve şair bununla kendini şiirsel anlamda var etmeye çabalamışsa, kendisine de bir yararı olmazdı. Yani yarar-zarar hesabında, böylesi şiir yazana kalan sadece zarardır.

Tartışmanın bir başka boyutu şudur; slogan sözcük olarak da, temsiliyet olarak da hep sol ile ilintilidir. Öyle algılanır olmuştur en azından; reklam sloganları dışında! Sol, sloganlarla halka derdini anlatmaya, kendini ifade etmeye çalıştır. Çünkü, kamusal alandaki yeri ve zamanı kısıtlıdır. Yani bağırmak ve kısa zamanda sesini duyurmak zorundadır. Çünkü  derin bir uyku/uyutulma içindekilere karşı etkili bir yöntem olarak düşünülegelmiştir.

Sağın sloganları yok mudur? Ya da statükonun slogan derdi yok mudur? Statükonun, yani hegemonik olanın temel direklerinden olan din ve dinsel metinler aslında birer slogandır. İlahiyat konusundaki evrensel sağ saldırı karşısında solun zayıflığı da bir ön kabul olarak sunulagelmiştir. İstersek buna iktidarın ideolojik aygıtı diyelim, görünüm aynıdır. Tüm dinsel metin ve söylemler aslında temelde slogan niteliklidir. Ama işin içine din girdiği için tartışmadan vareste tutulur!

Erdoğan, sözde şiir okuyor. Çanakkale Savaşı söz konusu olunca da kimsenin diyecek sözü olmayacak, öyle mi? Filmin sonunda göğsünden bayrak çıkarmak; kalpaklı M. Kemal portresi de son kare olarak ekrana gelince, mizansen tamam.
Ey sağ dünya, Çanakkale için sizler, Osmanlı’nın münevver kıyımı derdiniz ya, geçtim slogan şiirden, şimdi birden başınıza M. Kemal mi düştü? Yoksa klasik sağ oportünizmi bir kalpağa sığar diye mi düşündünüz?

Şiir önce “söylenerek” var edilmiş, sonra “yazılmaya” başlanmıştır. Bir üçüncü aşama değil ama, sol ile şiir eylem düzeyine çıkmıştır. Bundandır, benim de yıllar önce “yaşasın slogan şiir solgun şiir” diye yazmışlığım…

Erdoğan, içinde dua geçen bir cihatçı sloganlar dizisini şiir diye yutturdukça, bizim “slogan şiirlerimiz” daha da bir solgunlaşıyor. Olsun, her solgun içinde yine de haykırılacak bir slogan taşır, faşist tiranlara inat. Belirtmek gerekir ki, şiirin klibinde “Gayrimüslimlere” de yer vererek “yüce gönüllülük” gösterseler de, klasik sağcı sahtekârlığı burada da işlemiştir: Zira okunan, katıksız bir İslamcı manzumedir. Gayrimüslim karşıtlığı içermektedir. Bu haliyle de Çanakkale “ruhuna” aykırıdır. Biline...

Haftaya dize; “Irmakların uğultusu bu nedenledir: Öğütür sesleri gürültüyle.” (Türkçe Ölüm, Berfin Y)