Sokağın Çağrısı #10EA
ÖNDER İŞLEYEN ÖNDER İŞLEYEN
#10EA buluşması, karşı-Gezi harekatına karşı bir dalga kıran olarak görülebilir. Silahla, zorbalıkla her şeyi belirlemeye çalışan Saray rejiminin bugün yarattığı ablukayı kıracak bir ses, aynı zamanda sokak siyasetine de bir çağrı olarak geliştirildiği oranda anlamlı olacaktır

Milyonlar ülkenin gidişatından rahatsız, bir biçimde değişmesini istiyor. Ama bunun nasıl başarılacağı noktasında çok da umut var bir durumdan söz edilemez. Gezi direnişi –neredeyse solun büyük kesimi açısından dahi- sembolikleştiriliyor, açtığı yolun üzeri bir yönüyle de Gezi’den söz eder görünürek kapatılıyor. Geriye, şimdilerde herkesin tekrarlayıp durduğu seçim kalıyor. Zaten, insanlar kendiliğinden de stratejik biçimlerde alabilen oy kullanıyor. Ama bunun bir care olmadığını artık herkes farkında. Ancak, sol bu kez halkın köklü bir sonucu yol açmadığı bilerek kullandığı oya, ona inandırmaya çalışıyor. Siyaseti buradaki tutuma indergeyerek alabildiğine pasif bir politika izleniyor. Bu, halka kendi bildiğinin, ama aynı zamanda bir çıkış yolu olarak da görmediği şeyin ötesinde hiçbir şey söylemeyen bir siyasettir.

•••

Bir yanıyla da bu işte hakikaten ters giden bir yan da var. AKP, Gezi’nin ardından bu devrimci dinamiği bastırmak için özel bir stratejik yaklaşım içerisine gerdi. Muhalefeti kriminalize etmeye, sokağı polis gücüyle kontrol altına almaya çalışan politikasına faşist-militer güçlerin saldırılarını ve son olarak da bindirilmiş kıtalarla sokak kuşatmasını ekledi. AKP, aslında bir yönüyle sokağı kontrol altına alarak seçimler ve ötesinde iktidarını sürdürmeye gayretinde. O yüzden son günlerde karşı-Gezi olarak da ifade edilen bir sokak seferberliği hayata geçiriliyor. Dağlıca sonrasındaki faşist saldırılar, ardından sokağa kitlesel çıkma arayışları ile halkın tepkisi yönlendirilmeye çalışılırken aynı zamanda temelde sokak ezilmeye, kuşatılmaya ve ele geçirilmeye çalışılıyor.

Buna karşı, etkili bir muhalefet geliştirmek ise geçtiğimiz günler boyunca mümkün olmadı. Faşist sokak hareketliliğinin ölümlerle birlikte açığa çıkan tepkiyle birleştiği noktada, neredeyse tüm mahalelerin, sokakların sesi değiştirilebiliyor. Kimi noktalarda dirençler, kimi sokağa çıkışlar olmakla birlikte bu ablukayı kırabilecek etkinlikte bir hareketlilik içerisine girilemiyor. Bunun en önemli nedeni ve elbette sonucu örgütlü mücadele birikiminin, mevzilerinin yeterince güçlü olmaması. Bunu ne seçimle değiştirebiliriz ne de sadece kendinden menkul bir dünyada kendi doğrularımızı tekrar edip durarak. Bunun için solun yüzünü, Gezi’ye yani sokağa, mahalleye, iş yerine, kampüslere dönmesi gerekiyor. Burada AKP’ye, savaşa karşı biriken tepkileri doğru bir siyasetle birleşik bir zemine taşıma mücadelesi bugün ülkenin geleceği için başattır, belirleyicidir.

•••

Sokak siyaseti denilince, özellikle Gezi’den sonra bir yönüyle Gezi’nin aynı sokakta benzer biçimde tekrarına yönelen bir eğilim gelişti. Sokağı, sözde bir radikalizmle daraltan, bir yönüyle de giderek etkisizleştiren bir eylem biçimine indirgeyen tutumlar gelişti. Bugün o tutumun sahipleri, o gün tam zıttında konumlandıkları noktalarla uyum içerisine de girmiş durumdu.

Sokak siyaseti, asıl olarak Gezi’nin açtığı yoldan ilerleyecekse mahallede, kampüste, iş yerinde yani hayatın gerçek anlamda aktığı yerlere ulaşır. Salt bir eyleme indirgenemez. Eylem, sokak siyasetinin yansımalarından biri olmakla birlikte, onun ötesinde bir hayat örgütlenmesine işaret eder. Halkın gündelik ihtiyaçlarına birlikte yanıt üretme, farklılıklarıyla birarada olma ve mücadele etme zeminlerini oluşturma, kültürel ve dayanışmacı biçimler yaratmaya dek uzanacak bir sokak siyaseti solun verili durumunu, sözel radikalliğini aşabileceği gerçek bir zemin sunabilir. Gezi, bu anlamda sola bu yöndeki bir çağrıydı. Aynı zamanda solun statikleşmiş, bürokratikleşmiş ve sabitlenmiş yapısını bu yönde kıran devrimci bir eylemdi. Sol adına pozitif anlamda yıkıcı ve kurucu bir yeniden inşanın yapılanması da ancak bu yolda ısrarlı ve kararlı bir ilerleyişle geliştirilebilir.

•••

Yazının başlığında yer alan #10EA, böyle bir siyasete çağrıdır. Bildiğiniz gibi, TMMOB, TTB, KESK ve DİSK bugünkü karanlık gidişat karşısında, 10 Ekim’de tüm muhalefete ve halka ortak bir sesle Ankara’da buluşma çağrısı yaptı. Sokağın, bindirilmiş kıtalarla Saray’ın kuşatması altına alınmaya çalışıldığı, insanların sessizliği etildiği böylesi günlerde bu çağrı hem 10 Ekim gününde hem de öncesinde sokakları Haziranlaştırarak halkın birleşik ve güçlü bir yanıtını oluşturma noktasında önemli bir olanak sunuyor. #10EA, birleşik bir sesi Saray rejimine direnişle birlikte savaş karşısında gerçekten barış ve birlikte yaşamdan yana başka bir sesin ortaya konulması anlamında politik bir çıkış noktası olarak da görülmeli.

#10EA buluşması, karşı-Gezi harekatına karşı bir dalga kıran olarak görülebilir. Silahla, zorbalıkla her şeyi belirlemeye çalışan Saray rejiminin bugün yarattığı ablukayı kıracak bir ses, aynı zamanda sokak siyasetine de bir çağrı olarak geliştirildiği oranda anlamlı olacaktır. HAZİRAN böylesi bir birleşik sesin çıkartılması noktasında 10 Ekim için tüm Meclisleriyle yola çıkıyor.

En baştaki soruya dönerek bitirirsek, bu karanlık gidişattan rahatsız olan değişmesini isteyen milyonlara HAZİRAN’ın yanıtı, birlikte direniş ve dayanışma ağlarını Meclislerimizle kurarak, halkın özgüven ve iradesini güçlendirecek bir yoldan Haziran Türkiyesinin seçenek haline getirilmesidir. Gericiliğe, emperyalizme, faşizme karşı bu çağrının güncel uğrağı da belli #10EA.

Haydi! Söz sokağın, söz Haziran’ın…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız