Anasayfa BİRGÜN PAZAR Sokaktan eğitim manzaraları

Sokaktan eğitim manzaraları

Evet, bir ülke ne ise sokakları da onu anlatır. Karanfil Sokak’ın eğitime dair anlattıkları da son 15 yılda gittikçe piyasalaştırılan ve dinselleştirilen eğitim sisteminden, eğitimdeki neoliberal ve neomuhafazakâr dönüşümden başka bir şey değil aslında

NURCAN KORKMAZ – EĞİTİMCİ

Ahmet Arif Karanfil Sokağı şiirini,

“Karanfil sokağında bir camlı bahçe

Camlı bahçe içre bir çini saksı

Bir dal süzülür mavide

Al – al bir yangın şarkısı,

Bakmayın saksıda boy verdiğine

Kökü Altındağ’da, İncesu’dadır.” diye bitirir. Ankara’da yaşayan ya da Ankara’yı ziyaret eden herkesin mutlaka bir şekilde yolunun düştüğü Karanfil Sokak (ve genel olarak Kızılay) hem kentin hafızasıdır hem de müdavimlerinin acı tatlı hatıralarıdır… Ama en çok da yaşadığımız andır; bizi bize anlatır. Ülkenin ekonomik gidişatından, yerel yönetimlerin çalışmalarına, toplu taşımadan, günün modasının ne olduğuna kadar her şeyi okuyabiliriz aslında bu sokaklarda. Biraz dikkatle dinlediğimizde kocaman tabelaların, dolup taşan simit, kahve dükkânlarının, ışıl ışıl vitrinlerinin arasından ülkenin en önemli ve en can yakıcı gündemi eğitime dair de bize anlatacakları vardır elbette:

Kitabın yerini kozmetik alıyor

Bir sokağı güzelleştiren en güzel mekânlar bana göre kitabevleridir… Bu yüzden bu sokağın müdavimlerinden biri olarak canımı yakan noktalardan biriyle başlamak gerek belki de… O da kitabevleri ve kitaplarla ilgili. Birincisi eski ve köklü kitabevlerinin kapanması ya da giderek alanının daralması ve kapananların yerini yeni nesil kahvecilerin ya da kozmetik mağazası zincirlerinin şubelerinin alması. Bir yandan kâğıt ve kitap fiyatlarındaki artışlar ve diğer taraftan internetten daha ucuza kitap satışı yapılaması karşısında bu sokakların hafızası olan kitabevlerinin ayakta kalamaması gençlik hatıralarımızı da beraberinde götürüyor. İkincisi ise, 90’lı yılların sonunda üniversitede okurken özellikle cıvıl cıvıl olan akşam saatlerinde, zabıtaların ortadan el ayak çekmesiyle bu sokakları dolduran işportacıların en azından yarısı ikinci el ve korsan kitap satarlardı. Şimdi de akşamları işportacılar şenlendiriyor sokakları ama kitap yerine çoğunlukla ucuz hediyelik eşyalar ya da kozmetik ürünleri dolduruyor tezgâhları ve kitap kozmetiğe yenik düşüyor bu sokaklarda.

Sokak boyunca karşımıza çıkan kitabevlerinin çoğu aslında sınava hazırlık yani test kitapları satan yerler. Sınava dayalı eğitim sisteminin var ettiği en büyük pazarlardan biri hiç şüphesiz sınava hazırlık kitapları basım, yayım ve satışıdır. Zira bu kitaplar sadece sınava hazırlanmak için kullanılmamaktadır, çoğu okulda ders kitaplarının yerini almış durumdadırlar. Aynı zamanda sınav sistemi ya da sınava dahil olan konular da her yıl değiştiğinden, bu kitaplar da sürekli değişmektedir. Bir önceki yıl kullanılmış olan kitabın tekrar kullanılması mümkün olmadığı gibi, bir ders için sadece bir yayın takip etmek de yeterli değildir. Bu yıl LGS’ye hazırlanan bir çocuk annesi olarak dönemin başından itibaren aldığım test kitabı sayısının 60’tan fazla olduğunu söylersem ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır sanırım. Bu durum bile başlı başına öğrenciler arasında bir eşitsizlik kaynağıdır çünkü (bu kitapların fiyatlarının günümüz koşullarında 25 ile 100 TL olduğu dikkate alındığında) ekonomik durumu iyi olmayan bir öğrencinin ulaşabileceği kaynak sayısı da sınırlı kalmaktadır.

Apartman dairesinde okul açılabilir

Sokakta biraz ilerleyince apartmanlardan birinin ara katında “…Temel Lisesi” tabelasıyla karşılaşırsınız… Temel liseler, dershanelerin kapatılması sürecinde, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan değişikliğe göre etüt merkezleri ve dershanelerin, özel okullara dönüştürülmesi programı kapsamında 2015 yılında geçici olarak kurulan özel okullar… Böyle olunca daha önce dershane ya da etüt merkezi olan apartman katlarında öğretime devam ediyorlar. Temeli olmayan okullar olarak da adlandırabileceğimiz bu apartman liseler, aslında okul olmaktan çok uzaklar, ama uygulamada öyle olsalar da yasaya göre dershane de değiller. Ancak açıldıkları günden itibaren eğitimin özelleşmesinde azımsamayacak büyüklükte bir yer edindikleri kesin zira bu liselerin çoğu aslında büyük özel okulların küçük şubeleri olarak da görülebilirler ve eğitim kurumu olmaktan ziyade sınava hazırlayan merkezler olarak rağbet görmekteler. MEB’in 2017-2018 eğitim-öğretim yılı istatistiklerine göre Türkiye’de halen 212,227 öğrencisi ve 21 482 çalışanıyla toplam 972 temel lise bulunmaktadır. Programlarında beden eğitimi, görsel sanatlar/resim, müzik gibi derslere yer vermeyen bu okulları hemen her kesimden veli okul ve dershane birleşimi olarak gördüğü ve öğrencileri hayata hazırlamasa da sınava hazırladığı için tercih ediyor. Üstelik devlet de bu okullara giden öğrencilerin bazılarına özel okullara teşvik adı altında, tüm özel okullarda olduğu gibi, ücretin bir kısmını ödüyor. Bu da, öğrencilerin teneffüs yapacakları yer olmadığı için çoğu zaman apartman girişine indikleri, bu okulları daha cazip hale getiriyor. Üstelik devlet okullarından bu okullara geçen öğrencilerin anlatımlarına göre bu okullarda dersleri geçmek daha kolay ve okul ortamları eğitim ortamı olmaktan ve okul disiplininden çok uzak. Her ne kadar, dershaneden okula dönüşüm için verilen süre 2019-2020 eğitim- öğretim yılında bitecek olsa ve bu okullar artık yeni kayıt alamayacak olsalar da en azından şimdilik hayatımızda ve sokaklarımızda olmaya ve çocuklarımızı toplumsal yaşama değil sınavlara hazırlamaya devam ediyorlar…

Sokak boyunca karşımıza çıkan kitabevlerinin çoğu aslında sınava hazırlık yani test kitapları satan yerler. Sınava dayalı eğitim sisteminin var ettiği en büyük pazarlardan biri hiç şüphesiz sınava hazırlık kitapları basım, yayım ve satışıdır.

Devlet memurluğu hâlâ geçer akçedir…

Türkiye’de devlette bir iş bulmak veya devlet memuru olmak, iş garantisi, sosyal güvenlik ve emeklilik hakkı, çalışma ve özlük hakları, sosyal mobilizasyon gibi birçok sebeple özellikle alt-orta sınıflar için her zaman hayati önemde olmuştur. Sokağımızda az ilerleyince önümüze çıkan, yan yana açılmış üç dört Kamu Personeli Seçme Sınavına hazırlık kursları da bunun en açık kanıtıdır. Zira bu kurumlar neredeyse tam kapasite ile hem hafta içi hem hafta sonu çalışmaktadırlar ve içlerinden bazılarının kurs ücretleri de aylık asgari ücretle yarışmaktadır. Üniversite mezunu ve diploma sahibi olmanın özellikle devlette iş bulma garantisi olmaktan çoktan çıktığı bu dönemde KPSS’nin geçilmesi gereken ilk adım haline gelmiş olması birçok üniversite mezununu bu kurslara mecbur bırakmaktadır. KPSS sadece ilk adımdır, zira birçok kuruma atanmada liyakat değil mülakat esas alınmaktadır. Ancak öncelikle KPSS’den yeterli puan alma zorunluluğu, bu alanda da sınav kitapları ve kurslarından oluşan bir piyasanın oluşmasına yol açmıştır ve bu piyasa yüz yüze veya uzaktan eğitimlerle, sınava hazırlık setleriyle (ki sınav içeri her yıl değiştiğinden kitaplar da değişmektedir) her gün daha da büyümektedir. Sayıları her yıl artan birlerce üniversite mezunu gencin sözleşmeli de olsa devlette bir iş bulabilme umudu da bu büyümeyi hızlandırmaktadır.

Türkiye’de yabancı dil öğretimi özel sektöre havale edilmiştir

İş bulmak demişken, bu konudaki en önemli kriterlerden biri de artık yabancı dil bilmektir; hatta bir yabancı dil bazen yeterli olmamaktadır. Bu yüzdendir ki, sokakta başınızı kaldırıp apartmanların üst katlarına doğru baktığınızda gözünüze ilk çarpan şey çok sayıdaki yabancı dil öğretim merkezleri ya da yabancı dil (başta İngilizce olmak üzere) kursları olacaktır. Bu durum bir anlamda devlet okullarında yabancı dil öğretilemediğinin kanıtı gibidir. Kendi branşım olması açısından da rahatlıkla söyleyebilirim ki devlet okulları dil öğretiminde çok geridedir ve bunun elbette birçok sebebi vardır. Bunlardan biri öğretim yöntemi sorunudur. Dil edinimi dinleme, konuşma, okuma ve yazma sıralamasıyla gelişen bir süreç olması gerekirken, herhangi bir ders öğretir gibi yazma becerisinden başlayan bir öğretim yöntemi, çocukları gramer kurallarına boğmaktadır. Doğal olarak da öğrenciler liseden mezun olduklarında, grameri az çok biliyorlar, okuduklarını çat pat anlıyorlar ama dinleme ve konuşma becerilerinden yoksun oluyorlar. Özellikle dinleme ve konuşma konusunda okullarda gerekli koşullar sağlanmıyor ya da müfredatın yoğunluğu ve değerlendirme yöntemleri çoğu zaman bunların göz ardı edilmesine yol açıyor. Her ne kadar yabancı dil derslerinde değerlendirme amacıyla uygulama sınavı getirilmiş olsa da bunlar kalabalık sınıflar, alt yapı ve kaynak yetersizliği gibi nedenlerden dolayı çoğu zaman formalite sınavlar olarak uygulanıyor ve değerlendirme, ağırlıklı olarak çocuğun sınıf içinde dili ne kadar çok kullandığını değil kâğıda ne kadar dökebildiğini ölçen yazılı sınavlarla yapılıyor. Devlet okullarında yaşanan bu durum, özellikle ekonomik durumu yeterli ailelerin çocuklarının küçük yaştan itibaren özel okullara göndermesinin başlıca nedenlerinden biri haline geliyor ve dil öğrenme eğitimde piyasalaşmaya giden yola döşenen taşlardan biri oluyor.

Yabancı dil öğrenmenin önündeki bir diğer engel de dil derslerinin “öteki” derslerden olması. Yani, sınava dayalı eğitim sistemi içinde özellikle dil bölümü seçmemişseniz, kademeler arası geçiş sınavlarında yabancı dil sorusu ya çok azdır ve katsayısı da çok düşüktür ya da hiç yoktur. Sınavda sorumlu olmadıkları diğer tüm dersler gibi, öğrenciler yabancı dile de, “sınıfı geçmeye yetecek not alsam yeter” mantığıyla yaklaşmaktadır. Bu durum yabancı dil öğreniminin çoğu zaman lise hatta üniversite sonrasına ertelenmesine yol açmaktadır. Ne zaman ki üniversite bitip iş aranma aşamasına gelindiğinde çoğu iş başvurusu ya da lisansüstü öğrenim için yabancı dil gerekli olursa, insanlar genellikle o zaman dil öğrenme zorunluluğunu hissetmekte ve o zaman yukarıda bahsettiğimiz dil kurslarının yolunu tutmaktadırlar. Bu durum da bu alanda devasa bir piyasanın oluşmasına neden olmaktadır. Yani deyim yerindeyse, yabancı dili Türkiye’de ağzı olan değil “parası olan konuşabilmektedir”.

Türkiye’de güzel şeyler de oluyor

Bu sokak çoğu insan için bazen bir nefes alma durağıdır, akşamüzeri iş çıkışı içilen bir fincan kahvedir, bazen de “hadi Kızılay’a gidip kitap alalımdır”. Son zamanlarda kitap alma işi daha çok kitap bakmaya dönüşmüş olsa da ister kitap almak, ister kitaplara bakmak için olsun ben, bu sokakla bütünleşmiş iki kitabevinden birine girdiğimde, aslında her şeye rağmen güzel şeyler de oluyor memlekette hissine kapılıyorum her seferinde. Zira “en çok satanları” görmezden gelip biraz içerilere doğru ilerlediğinizde, Türkiye’de son zamanlarda entelektüel alanda müthiş bir yaratıcılığın olduğunu görebilirsiniz. Hemen her alanda çok sayıda yeni yayınla ve tüm dünyadan çok sayıda yeni eserin çevirisinin yapılıyor olması bize, bize bütün baskılara rağmen insanların yazarak söylemeye devam ettiklerini söylüyor. Hatta belki de bu baskılar yüzünden, insanlar sokakta konuşamadığından, hocalar/akademisyenler üniversite kürsülerinden uzaklaştırıldıklarından kendilerini ifade etmenin en iyi yolu olarak yazmayı tercih ediyorlar. Bu da paha biçilmez bir birikimin ortaya çıkmasına yol açıyor. Belki çok sayıda basılmıyor bu kitaplar ama önemli olan her alanda entelektüel üretimin devam etmesi. Televizyonların tek tipleştiği, gazetelerin tek manşetle çıktığı bu dönemde insanların sözünü duyurmanın yolu olarak kitabı seçmesi (belki de son seçenektir) bu sokaklardan umudun yükselmesine katkıda bulunuyor.

Bu umuda tutunup birlikte güçlenen yeni umutlar yaratmak; yazarak, okuyarak, paylaşarak umudu çoğaltmak gerek bu sokaklarda… Evet, bir ülke ne ise sokakları da onu anlatır. Karanfil Sokak’ın eğitime dair anlattıkları da son 15 yılda gittikçe piyasalaştırılan ve dinselleştirilen eğitim sisteminden, eğitimdeki neoliberal ve neomuhafazakar dönüşümden başka bir şey değil aslında… O zaman bu hikâyeyi değiştirmek ve Ahmet Arif’in deyimiyle “bu havalarda dövüşenlerden olmak” zamanıdır… Okullarına bahar gelsin diye memleketimizin…

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

11,473AbonelerABONE OL
- Reklam -

SON HABERLER

Düzce Valisi Dağlı: 7 kişinin kayıp olduğu ihbarı geldi

Düzce Valisi Zülkif Dağlı "Esmahanım köyünde 7 kişinin kayıp olduğu ihbarları geldi....

Fatih Terim’in cezası onandı

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Tahkim Kurulu, Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim'in 3...

Taksim’de tramvay kablosu koptu, seferler durduruldu

Taksim-Tünel arası çalışan nostaljik tramvayın kablosu koptu.

‘İBB iştiraklerinin genel müdürleri istifalarını kurumlarına sundu’

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde (İBB) belediye iştiraklerinin genel müdürlerinin Ağaç ve Peyzaj A.Ş.'nin...

‘Rusya’dan Su-35 alınıp alınmayacağına Erdoğan karar verecek’

Türkiye'den askeri bir kaynak Rus yayını Sputnik'e açıklama yaparak, "Türkiye'nin Rusya'dan Su-35...

AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti’den ortak bildiri

TBMM'de AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti "Doğu Akdeniz" için ortak bildiri...

Polis ve nüfus memurunun yurttaşları dolandırdığı ortaya çıktı

Sahte banka linki göndererek 48 kişiyi 1 milyon 38 bin lira dolandırdıkları...

Saray Sözcüsü Kalın, Bolton ile görüştü

Saray Sözcüsü İbrahim Kalın, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile ikili...

Gazete Fersude’ye erişim engeli

Gazete Fersude'ye, sitede yer alan haberlerden ötürü erişim engeli getirildi.

Galatasaray’a dünyaca ünlü golcü!

Galatasaray'ın dünyaca ünlü golcü Radamel Falcao ile prensip anlaşmasına vardığı ifade edildi....

Sonraki haber