Solda birlik tartışmaları üzerine
30.10.2016 09:38 BİRGÜN PAZAR
Gerçekte ideolojik mücadeleyi gerektiren farklar, birliğin önünde engel değildir, birlik de ideolojik mücadelenin rafa kaldırılması anlamına gelmiyor

MEHMET YEŞİLTEPE / [email protected]

Hemen her konuda olduğu gibi solda birlik, birleşik mücadele vb. konularda yapılan tartışmaların, atılan adımların doğru değerlendirilebilmesi ve dolayısıyla kimlerle, nerede, nasıl, kimlere karşı durulacağının tespitindeki isabet; öznellikten arınmayı, duygusal ve psikolojik değil politik bir duruşu gerektiriyor.

Son zamanlarda bu alanda adeta bir deneyim enflasyonu yaşanması, ölü doğumların sayısının artması, hatta eşzamanlı olarak benzer bileşenlerle farklı birliklerin kurulması, gerçekte birlik amacına/ruhuna ters sayılabilecek, öznelleşmiş eğilimlerin söz konusu çabalarda etkili olmaya devam ettiğinin göstergesidir.

Kime karşı kimlerle nerede ve nasıl durulmalı?

Genelde tüm hak gaspları, iktidar eksenli tüm saldırı konuları, ikincilleştirme ve ötekileştirmeler bir mücadele başlığıdır. Diğer bir ifadeyle, demokratik olmayan bir toplumda/sistemde baskı altına alınmış tüm hakların talep edilmesi, bu konuda verilen mücadeleler meşrudur, demokratiktir. Devrimci dinamikler tanımlanırken bu ölçü, gerçekte sınıfsal ayrım göz önüne alınmalıdır. Bu tanım, tüm ezilenleri bir birleşik mücadele bileşeni haline getirir; bir toplam oluşturabilmeyi, bir zorunluluk olarak öne çıkarır. Bu konuda sürecin doğru okunması büyük önem taşır. Tam da bu bağlamda bugün egemen sınıflar saldırıyı küreselleştirmişken, biz de bulunduğumuz alandan başlayarak direnci-itirazı ortaklaştırarak büyütebilmeliyiz.

Bugünkü mevcut tabloda bölgede yükselen savaşa karşı barış istemi dahil, işsizlerin haklarından işçi haklarına ve giderek tüm emekçilerin haklarına kadar geniş yelpazede bir toplamdan söz edebiliriz. Bu toplamın mücadele ihtiyaçlarına uygun araç ve yöntemler geliştirmek gerekiyor. Gerçekte Haziran budur. Bugüne dek yapılan eleştirilere/yakıştırmalara bakılırsa Haziran’ın bu açıdan pek de anlaşılmadığını görüyoruz. Bu alanda bir özensizliğin, anlama çabası yerine kaba bir yadsımanın olduğunu söyleyebiliriz. Halbuki mücadele tarihinde pek çok biçimine rastladığımız bir durumdur bu. Özörgütlenme yani kadro örgütlenmesi ile cephesel örgütlenme, birinin diğerini yadsımadığı bir programatik toplam içinde ele alınır; direnişle, itirazla yetinilmez alternatif de geliştirilir.

Mücadele araç ve yöntemlerinin gerekleri her zaman aynı değildir. Mesela cunta koşullarında faşizme karşı birleşik cephe bilinciyle hareket edildiğinde program daralır, ittifaklar genişler. Bu konuda özellikle faşizmin saldırılarının yoğunlaştığı dönemlerden/pratiklerden kalma çok özel/öğretici örnekler vardır. 1932’de Clara Zetkin Reichstag’daki açılış konuşmasında, “Tüm tehdit edilenler, tüm acı çekenler, haydi faşizme karşı birleşik cepheye” biçiminde bir çağrı yapmıştı. Benzer bir çağrıyı bugün ülkemizde fiili/sivil darbe saldırısına maruz kalmış en geniş halk kesimlerine yapacak olursak; bu kapsayıcılık, ilkelerin veya devrimciliğin reddi mi yoksa devrim ciddiyetinin gereği mi olacaktır? Böyle bir çağrıyı hak eden örgütlü-örgütsüz kesimler, kimlerin belirlediği hangi “Sırat Köprüsü”nden geçirilerek örgütlü kapsam (güç birliği, ittifak, cephe vb.) içine alınmaya uygun görülecektir?

Solda birleşik mücadele bilinci zayıf

Gerçekte ideolojik mücadeleyi gerektiren farklar, birliğin önünde engel değildir, birlik de ideolojik mücadelenin rafa kaldırılması anlamına gelmiyor. Halk saflarında, dostluk zemininde yer alan yapılar arasındaki farklar kavramsallaştırıldığında “liberalizm, oportünizm, revizyonizm” gibi dünden kalma özensiz bir ezberle muhatap edilebilir. Böyle bir tartışma, ülkenin sosyo-ekonomik yapısından ittifaklar politikasına; devrimin sınıfsal niteliğinden, devrimci dinamiklerden ve muhalefetten ne anlaşılması gerektiğine, dost-düşman ayrımına kadar kapsamlı bir bakışı/değerlendirmeyi gerektiriyor.

Eğer tarihsel süreç dolayısıyla da iktisadi-sosyal zemin yok sayılarak soyutta, öznel argümanlar üzerinden bir değerlendirme yapılacak olursa, Clara’nın yukarıda aktardığımız çağrısını, Dimitrov’un Faşizme Karşı Birleşik Cephe anlayışını, Lenin’in “devrimci mücadeleyi tüm demokratik taleplerle ilgili program ve taktiğe bağlamak zorundayız” biçimindeki değerlendirmesini liberalizmle, ilkesizlikle vb. itham etmek mümkün.

Bu sorunun özünde Leninizmin kavranışındaki eksiklikler ve (öznelliği saymasak) biraz da tarih bilincinin (dünden bugüne mücadele birikiminin) zayıflaması vardır. Bir taraftan “İçinde bulunulan tarihsel kesitte devrimden yana çıkarı olan tüm sınıf ve tabakalar halktır” diyor, diğer taraftan bu halk kesimlerini bir araya getirme bağlamındaki her adımda ideolojik politik netlik, proleter-sınıfsal bir saflık arıyorsak; henüz sol içi birlik ile ittifak, öz örgütlenme ile cephesel örgütlenme (halk örgütlülükleri) arasındaki farka vakıf değiliz, elma ile armudu karıştırıyoruz demektir.

Leninizm, tüm sorunların sınıfsal ölçekle değerlendirilmesidir

Parçalı mücadele, feodal koşullarda da tekel öncesi kapitalizmde de mümkündür. Ancak burjuvazinin gericileştiği, hiçbir demokratik dönüşüme öncülük etmesinin söz konusu olamayacağı emperyalizm koşullarında böyle bir imkan kalmıyor. Lenin’in “proleter devrimler çağı” olarak tanımladığı bu koşullarda demokrasi bir devrim sorunudur, demokratik dönüşümler ancak proletaryanın öncülük ettiği bir devrimle mümkündür. Bu, birleşik mücadelenin koşulu ve mantığıdır.

Özetle birleşik mücadele, emperyalizmi ve yeni sömürge ilişkilerini dolayısıyla da emperyalist dönem Marksizmini yani Leninizmi bilmeyi gerektiriyor. Çünkü devrimcilik, kötülükler karşısında reaksiyon veya günü kurtarma değil, planlı-programlı duruştur, bilinçli eylemdir.

Leninizm, dünya ölçeğinde baş çelişmeyi emperyalizm ile ezilen halklar arasında tanımlar. Bu, birleşik mücadeleye temel oluşturur. Bu bağlamda Leninizmin bağrındaki diyalektiği bilmek, birleşik mücadele bilinci/kavrayışı için önemlidir. Leninizm, mücadele alanlarının da mücadele biçimlerinin de diyalektiğidir; ezilenlerin yoldaşlığının zorunluluğunun, ittifakların doğru seçiminin gerekliliğinin bilimsel yani programatik adıdır.

Elbette birilerinin “Ben Marksizmden bir milim sapan hiçbir eğilimle, eksik yorumla ve yanlışla hiçbir koşulda yan yana gelmem” deme veya sesini yükselterek, “bir hata yapıldıktan sonra bin defa özür dilense de affetmem” gösterileri yapma, hatta bunu bir duruş-kimlik haline getirme hakkı vardır. Ancak devrim amacı ve ciddiyeti böyle bir lüksü/öznelliği kaldırmaz.

Birleşik mücadele devrim ciddiyetidir

Sistemin niteliklerinin görünür kılınması, bunun yanında birleşik mücadelenin gerekliliğinin günlük dile çevrilerek anlaşılır kılınması, başarı için olmazsa olmaz koşuldur. Örneğin dinselleştirmenin de asimilasyon ve ayrımcılığın da işsizlik ve yoksulluğun da kaynağında sistemin olduğunun anlatılabilmesi, bunun görünür kılınması dikkatleri, kişiselleşmiş ikincil veya yanıltıcı hedeflerden sisteme yöneltecektir. İşte böyle bir farkındalığın sağlanması, birleşik mücadele için zorunlu ilk eşiktir. İkinci eşik ise, ezilen kesimlerin tek tek her birinin ve bir arada hepsinin kurtuluşunun birleşik mücadeleden geçtiği yönündeki bilincin dolayısıyla da farkındalığın oluşturulmasıdır. Bunlar sorundan çözüme gidişin, araçla amaç diyalektiğinin olmazsa olmazlarıdır.

Birleşik mücadele; Kürt sorununa, kadın sorununa, inanç sorununa, doğa ve insan mücadelesine dair çözüm arayışlarının emekçi başlığı altında toplanması; çok daha önemlisi, tüm ezilenlerin aynı barikatta yoldaşlaşmasıdır. Bunun gerektirdiği örgütlülük elbette tanımlı ve ilkeli olacaktır. Ancak bu ilkeliliğin gerekleri, tekelci ve sekterce değil farkları kapsayıcı biçimde yerine getirilebilmelidir.

Özetle Birleşik Haziran Hareketi, tüm eksikliklerine, yetersizliklerine rağmen bir devrim ciddiyetidir. Bunun, kuruluş amacı ve işlevleri unutularak azami program etrafında örgütlenmiş bir partiymiş gibi yanlış merceklerle incelenmesi, inceleme sahibinin kendi eksiğini yansıtmaktadır. Sözünü ettiğimiz ciddiyeti/zorunluluğu kimileri “görüntüyü kurtarmak için bir fantezi” olarak değerlendirebilir. Bu da onların devrim karşısındaki “ciddiyeti”dir. Devrimin programatik ve mücadelenin güncel ihtiyaçlarından kopuk, soyut zeminlerde kurulmuş, her türlü sapmaya karşı en “steril” cümlelerin hayatta ne tür bir karşılığının olduğuna, bu sınırlı alanda fazlaca satır harcamaksızın geçiyorum. Şimdi zaman, Dimitrov’un-Clara’nın mirasını güncelleme zamanıdır.