Solda dirlik
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR
Kapıya dayanan her seçim döneminde, iyi niyetli yurttaşlarımız, “Yahu şu solcular neden birlik olmaz ki” diye hayıflanırlar
Kapıya dayanan her seçim döneminde, iyi niyetli yurttaşlarımız, “Yahu şu solcular neden birlik olmaz ki” diye hayıflanırlar, CHP’yi sol kategorisinde görenler ise bu hayıflanmayı daha ileri götürüp “Neden oyları bölüyorsunuz ki, CHP’yi destekleyin” sözünü tekrarlarlar.

Solcuların ha deyince birlik olması öyle kolay değil, çünkü sosyalistlik ve devrimcilik ölçeğindeki solculuk, tek kelimeyle “yaratıcılık”! Dolayısıyla farklı devrimci, sosyalist kümelerin farklı yaratıcılık tarzları doğal karşılanmalı...

Farkındayım, gündemdeki asıl soru BDP inisiyatifindeki platforma karşı tavırla ilgili! Ama adı üstünde bu da bir inisiyatif ve BDP şemsiyesi altında siyaset yapma tercihi... Mesela ÖDP Genel Başkanı Alper Taş da başka bir inisiyatiften, sosyalistlerin kendi bağımsız politikalarıyla dertlerini ifade etme seçeneğinden söz ediyor; rakip değil ama başka bir ihtiyacın altını çizmiş oluyor. 

Çünkü sosyalizmin, devrimciliğin dirliğinin de, kendisini solda görenlerin (konjonktürel) “birliği” denli önem kazandığı bir dönemin eşiğindeyiz. Dirlik? Hayat demektir, öncelikle... Dirlik, sosyalistlerin kendi öz güçleriyle, kendi sözleriyle, kendi eylemleriyle kendilerine çeki düzen vermesidir. Sosyalistliğin dirliği, bağımsız siyaseti sayesinde özgürlük taleplerinin sesi daha gür çıkmaz mı?

Peki, böyle bir “dirlik”, hangi fiille gerçekleşebilir? Dirlik, kendisiyle aynı kökenden gelen “direnmek” fiiliyle gerçekleşebilir. Evet, bakın işte delifişek liselilerin bile topluma hatırlattığı bir fiildir, bir eylemdir: Direnmek!

Solda dirlik ihtiyacı, öyleyse, sistem içi, teslimiyetçi “CHP solculuğu” yerine direngen bir seçenek yaratmak bakımından da zorunlu... Çünkü reel politikada, yani sistem içi ve sistem için siyaset yapma kulvarında, propaganda ile reklam, siyasetçi/seçmen ile satıcı/alıcı ilişkisi birçok bakımdan örtüşüyor. Dolayısıyla CHP de seçim piyasasındaki bu ilişkideki katakullileri en iyi nasıl dile getirsem derdine düşüyor. Oysa bu memlekete çok başka bir tarz lazım: Ve sosyalistlerin ayırt edici özelliği, işte tam da bu reel politik “başarılı olma” tarzına itiraz etmekte başlıyor.

Her şey bir yana kısa dönemde karşımızda şöyle bir acı gerçek var: Solda “birlik” olsa da olmasa da, AKP seçimleri kazanacak! Ve ardından da sosyalistlerin, devrimcilerin her türlü katakullinin uzağında, çok daha fazla diri olmaları, dirlik içinde olmaları gereken yeni bir dönem daha başlayacak. Yani aritmetik birliklerden önce ve öncelikle her sol çevrenin, örgütün kendi dirliği için, hayatta kalabilmek için siperlerini derinleştirmesi zorunlu bir dönem...

Lakin sanmayın ki, emek güçleri, sol güçler paramparça haldeyken, sermaye güçleri, sağ güçler birlik ve dirlik içindedir. Gelinen noktada ağırlıkla AKP tarafından temsil edilen hâkim sınıflar da sadece tarihsel değil, güncel bakımdan da ancak “zoraki ve çelişkili bir ittifak” sürdürebiliyorlar. Yani öyle dimdik ayakta filan değiller.

Aslında elde ettikleri ganimetle tatmin olmuş da değiller. (“Tatmin” kelimesini ise kendileri kullandı, keşke başka bir tabir tercih etseydiler, ama bu da onların derdi olsun.) Şu anda beşuş, şen şakrak çehrelerinde izlediğimiz tatminkârlık ise, birlik ve dirlik görüntülerine halel gelmesin diyedir. Birbirlerine çelme takmak, birbirlerinin canına okumak için alesta bekliyorlar.

Ayrıca YGS sürecinde yaşadıkları, geleceklerinin de adeta bir fotoğrafı: Birlikleri yalan etrafında birlik, dirlikleri talan sayesinde bir dirlik... YGS ile onların DNA şifreleri de deşifre oldu bir bakıma... Önce peş peşe, “tatmin olduk” demediler mi? Sonra yedikleri halt ayyuka çıkınca, yine “şey, sehven olmuş” demediler mi? Demek ki? Sehven tatmin olmuşlar. Sehven tatmin, ne menem bir keyiftir yarabbi!

Bu memlekette geçmişte “sehven demokrasi” adına, süngü zoruyla birlik ve dirlik sağlandı. Ve şimdi de bütün seçim propagandaları, yeni anayasa vaatleri ötesinde Başbakan’ın asıl hedefinin ne olduğunu da biliyoruz: Başkanlık sistemi... Yani TC yeni bir rejime taşınacakmış. Nasıl? Bunu da biliyoruz: Coplu taşıma sistemiyle!

Süngünün yerini copun aldığı bir eşikteyiz...

18. yüzyılın ünlü Fransız devlet adamı Talleyrand’ın, Napolyon’a şöyle dediği rivayet edilir:  “Süngülerle her şeyi yapılabilirsiniz efendim, ama üzerine oturamazsınız.” Yanlış hatırlamıyorsam, bu sözden hareketle, belgesellerinden birinde M. Ali Birand ve Can Dündar askeri darbeleri telin etmek için şöyle demişlerdi: “Süngüyle darbe yapılabilir ama üzerine oturarak iktidar olunamaz!”

Yani? Coplu taşıma sistemiyle, coplu darbeyle gerçekleşecek bir rejim değişikliğinde, ancak ve ancak diri bir sol, yukarıdaki cümleyi yeniden yazabilir:

“Copla rejim kurulabilir ama üzerine oturarak iktidar olunamaz!”