Sömürge Estetiğinde Pamuk ve Sanat Üretimi (3)
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN

Elbette ki bu tür örnekleri vermek için uzaklara gitmemize gerek yok. Yıllardır yasaklanan Kürtçe ile eserler vermeye çalışan insanların başlarına gelenler, ardından değişen koşullar ile bir anda devlet sanatçısı olma statüsüne kadar yükselmeleri ve sonra tekrar seçici kurullar ve küratörler tarafından görünmez hale gelmeleri bu tür örneklerin ne kadar sık karşımıza çıktığını da gösteriyor.

Avrupa uygarlığının 19. yüzyılda Mısır’da yürüttüğü detaylı gözetleme ve sömürgeleştirme pratikleri ile Mısır’ın o yıllarda Avrupa’da temsilinin sanatsal-kültürel-akademik içeriği, genel bir stratejik yaklaşımın kamusallaştırma ve yaygınlaştırma çabasının örneği olarak karşımıza çıkıyor. Belki yine buralardan bir örnek daha açıklayıcı olabilir. Kürtçe konuşmanın, yazmanın her koşulda yasaklandığı bir zaman diliminde, TRT’deki Anadolu’dan Görünüm programındaki gibi halı dokuyan kadınları, hayvan otlatan erkekleri ve Türkçe türküleri “ilginç” bir şive ile söyleyen insanları izliyorduk. Bir de “kötüler” vardı elbette. Ancak onlar da zaten insan olarak nitelendirilmiyordu, neden kötü olduklarını da sorgulamaya gerek yoktu. Doğuştan kötüydüler muhtemelen…

Modernizmin bir hezeyanı olsa gerek, tarihin ve uygarlığın sürekli ileriye ve gelişmeye meylettiğine duyulan inanç… Yıllar geçtikçe sermayenin ve egemen dilin birbiri ile daha karmaşık ilişkiler kurması, bugün dalga geçebileceğimiz, eşeklerle, dansçılarla ve kirli duvarlarla üretilen temsiliyetin yerini yeni pratikler almış durumda. Gelişen şeylerin başında teknoloji geliyor. F.F. Coppola’nın tabiri ile bugünün teknolojisi, 13 yaşındaki Ohiolu bir köylü çocuğu yeni Mozart yapabiliyor. Bununla birlikte bugünün kültür-ekonomi-siyaset üçgeni ise Mozart olabilmenin bir yetenekten ziyade network ve lansman çalışmaları ile “üretilen” bir şey olduğunu ortaya koyuyor. Böyle bir network-lansman-sermaye ilişkileri içerisinde değilseniz ve üstelik söyledikleriniz de halı dokuyan kadınlardan, hayvan otlatan erkeklerden ötesi ise, egemen dilin sansür mekanizması önce kibarca üzerinizden geçiyor. Sizlere, Mozart olmanız için ilk olarak devletin sansür dairesi ile tanışmanızı öğütlüyorlar. Bir yandan da sermaye-iktidar-festival oyunlarıyla oluşturulan oto-sansür mekanizmaları sanat etkinliklerinin sermayesini güvenceye almaya çalışıyor. Böylece ön seçici kurullar ya da küratörler tarafından başvuruların çokluğu, teknik vs. nedenlerle dışlanıyorsunuz. Risk unsur edecek tüm festival ya da bienal yan etkinlikleri de dolaylı içeriklerle doldurulduğu ya da toptan kaldırıldığı için, kendi fikirlerinizle ve yaptıklarınızla baş başa kalıyorsunuz ve böylece görünmez hale geliyorsunuz.

Sonra bu döngü bitmiyor, sadece daha da karmaşıklaşıyor… Yılmaz Güney’in “Umut”u, Saadet Hasan Manto’nun “Toba Tek Singh”i, Türkiye’de ya da başka bir yerde doğrudan ya da dolaylı olarak, festivallerde, sergilerde sansüre uğramış hakkında davalar açılmış cezalar verilmiş tüm eserlerle güle oynaya kültür de, sanat da, sermaye de, iktidar da temize çekiliyor…

Eğer devletten maaşlı ya da destekli kültür sermayesi yetkilisiyseniz, (yani 19. yüzyılda Kahire’de birkaç dönüm pamuk tarlanız varsa) sanatla siyaset temize çekilirken “İstedik ki bu zor günlerde sanat konuşulsun, sinema konuşulsun” gibi cümlelerle her sene ortaya karışık açılışlar ve kapanışlar yapmanız gerekiyor; ki böyle zamanlarda festival düzenlemenin, sergi yapmanın ne kadar zor olduğunu ima ederek siz de sansürün dolaylı gizeminden faydalanın… Yani hem pamuk tarlanızı köylüleri köle gibi çalıştırarak sürün, sermayeye ürününüzün satışını garantileyin, hem de zorla para kazanıyormuşsunuz, zorla sermayeyle iş birliği yapıyormuşsunuz pozları ile imalarda bulunun, iyi niyetli görünün. Aslında sadece sermayenin, egemenlerin denetçileri gelecek korkusu ile sokağınızdaki duvar yazılarını “kir” belleyip gittikçe daha ustalıklı sansür mekanizmaları ile silmeye çalışıyorsunuz. Sonra da sizin silmeye çalıştığınız bu sözler ya da kirler Batı’daki bilumum festivallerde, sergilerde kendi oryantalist duyarlılıklarının heyecanı içinde -Kahire’den yine/yeni dansçılar ve eşekler getirmenin, sokakları kirli göstermenin fantezisi ile- daha gerçekçi, daha kavramsal sokak dekorlarında temsil ediliyor…

Not: Bu yazı artikisler.net sitesinden Ahmed Tahrir’in ‘Sömürge Estetiğinde Pamuk ve Sanat Üretimi’ başlıklı yazısından alıntıdır.