Son MB kararları: Gerekli ama yeterli değil
Aziz Konukman Aziz Konukman
Geçtiğimiz günlerde birbiri ardına Merkez Bankası (MB) iki önemli karar aldı

Geçtiğimiz günlerde birbiri ardına Merkez Bankası (MB) iki önemli karar aldı. Önce politika faiz oranlarında 0,5 puanlık bir indirime gitti. Ardından Türk Lirası cinsinden zorunlu karşılık oranlarını uzun vadeli mevduat lehine değişikliğe uğrattı.

Sürpriz olarak nitelendirilen bu kararların, tam tersine, beklenilen kararlar olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Nitekim birbiri ardına yayımlanan üç resmi belgede bu yönde bir karar alınabileceğinin ipuçları verilmişti. Bu belgelerden ilki 10 Ekim tarihli 2011-2013 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program(OVP)’dır. OVP’nin para politikası bölümünde kısa vadeli faiz oranının temel para politikası aracı olarak kullanılacağı ifade ediliyor, ardından diğer para politikası araçlarına da başvurulabileceği vurgusu yapılıyor. İkinci belge, 12 Ekim tarihli 2011 Yılı Programı’dır. Programda politika faiz oranının yanı sıra, finansal istikrara ilişkin gelişmelere bağlı olarak, makroekonomik riskleri azaltıcı bir politika aracı olarak zorunlu karşılık oranlarının daha aktif bir şekilde kullanılabileceği belirtiliyor.Üçüncü belge, Ekim sonunda yayımlanmış olan MB’nin IV. Enflasyon Raporu’dur. Raporda OVP’de belirtilen faiz dışı diğer para politikası araçları somutlaştırılıyor. Zorunlu karşılıklar ve likidite yönetimi etkin biçimde kullanılabilecek para politikası araçları olarak sıralanıyor.

Bunlara bir de Türkiye Ekonomi Kurumu’nun 81. Kuruluş yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde 11 Aralık’ta düzenlenen bir panelde MB Başkan Yardımcısı Erdem Başçı’nın yaptığı sunum eklenmelidir. Başçı’nın sunumu, son alınan kararlara teorik bir gerekçe oluşturma çabası olarak değerlendirilmelidir.

Hemen belirtelim, MB’nin sıcak paranın finansal istikrar üzerinde risk oluşturmakta olduğunu görmesi ve bunu önleyici tedbir almaya yönelmesi sevindirici bir gelişmedir. Sıcak paraya karşı tutumumuzu bilenler, sanırız sıcak paranın reel sektör üzerindeki yıkıcı etkilerini azaltmaya yönelik bu çabaya destek vermemizi yadırgamayacaklardır. Ancak sıcak parayı önleyici tedbirlerin alınmış olması, sorunun çözüleceği anlamına gelmiyor. Tedbirler gerekli ama sorunun nihai çözümü açısından yeterli değildir.

Ne demek istediğimizi açmaya çalışalım. Hiç kuşkusuz, politika faizindeki indirim faiz-kur marjını daraltarak (yani sıcak paranın getirisini azaltarak), yurt dışından gelecek spekülatif sıcak para girişlerini frenleyecektir. Ancak şurası bir gerçek ki, bu faiz indirimi kredi talebini genişleterek tüketim harcamalarını uyarabilir. Uzağa gitmeye gerek yok. İçinde bulunduğumuz yıl içerisinde kredi artışlarının özel tüketim harcamalarını ve dolayısıyla dış ticaret açığı ile cari işlemler açığını nasıl tetiklediğini yaşayarak öğrendik (hatırlanacaktır, bu olumsuz sürece geçen haftaki yazımızda dikkat çekmiştik).

Bu deneyim öğretici bulunmuş olmalı ki, bu kez faiz indiriminin yaratacağı olası kredi genişlemesini yavaşlatacak, uzun bir süredir kullanılmayan bir para politikası aracı olan, zorunlu karşılık oranları devreye sokuluyor (MB Başkanı Durmuş bu aracı tozlu raflardan indirdiğini ifade ediyor). Zorunlu karşılık oranlarının 1 aylık kısa vadeli mevduatlarda yüzde 8, 1 yıldan uzun vadeli mevduatlar için yüzde 5 düzeyinde belirlenmesi, hiç kuşkusuz olası kredi genişlemesini yavaşlatacaktır. Benzer şekilde, MB’nin ardından BDDK’nın konut alımlarında kredi ile finanse edilecek kısmı yüzde 75 olarak sınırlandırması, ticari gayrimenkul alımlarında bu oranı yüzde 50 olarak belirlemesi ve kredi kartlarındaki asgari ödeme oranını artırması kredi genişlemesini frenleyebilecektir. Frenleyici faktörlerin nicel boyutunun yetersiz kalması durumunda, ne yazık ki faiz indiriminin cari açığı tetikleme riski artarak sürecektir. Bu risk tümüyle yok edilmek isteniyorsa yapılacaklar bellidir: Finansal akımların vergilendirilmesi (örneğin Tobin vergisi türü bir vergiye yönelme) ve sermaye kontrollerine başvurma.

Sıcak para nimetleriyle seçime hazırlanan (sıcak parayla ekonomiyi büyüten ve sıcak paranın tetiklediği vergilerle bütçeyi rahatlatan) hükümet ne ölçüde bu tür çözümlere yanaşır? MB ne ölçüde bunu başarabilir? Bekleyip, göreceğiz…