Anasayfa ARŞİV Son Şeyler Ülkesinde

Son Şeyler Ülkesinde

Bu haftanın en acayip olayı Başbakan Erdoğan’ın Amerikalı yazar Paul Auster’la polemiğe girmesiydi.

Hürriyet’e bir söyleşi veren Auster, ifade özgürlüğü ile ilgili sorunlar nedeniyle Türkiye’ye gelmeyi reddettiğini açıklayınca, Başbakan Erdoğan artık bize tanıdık gelen üslubuyla Auster’a ayar verdi: “Türkiye’yi antidemokratik bulduğu için gelmiyormuş. Hapiste yatan gazeteciler yüzünden Türkiye’ye gelmiyor. Çin’e de gitmiyormuş. Aman! Biz sana çok muhtacız. Gelsen ne olur gelmesen ne olur. Türkiye irtifa mı kaybeder?”

Erdoğan, Batı’dan gelen eleştiriler söz konusu olduğunda, meseleyi soğukkanlı bir şekilde tartışmak yerine, içimizdeki çift başlı canavarı beslemeyi tercih ediyor. Marazi bir aşkın cenderesinde sıkışıp kalmış olduğumuzu hiç aklından çıkarmıyor. Soğuk bir sarışına haddini bildirir gibi, Batı’nın yüzüne yüzüne çarpıyor delikanlılığını. Böylece, bir yandan ciddiye alınma arzumuzu körüklüyor, bir yandan da senelerdir kenara itilmiş olmaktan gelen öfkemizi kabarttıkça kabartıyor.

Bunun içindir ki, Batı ile her temasımızda olduğu gibi, Auster meselesinde de, milli gururumuzla onun “kötü ikizi” olan kendimizi beğendirme telaşının arasına sıkıştık. “Daha da gelmesin”cilerle “Eyvah, rezil olduk”cular her zamanki tartışmalarını yaptılar ve sosyal medyada birbirlerini hırpalayıp durdular.

Hep böyle bir duygu şelalesi içinde coşup gidiyoruz. Esas mesele de arada kaynıyor.

Yine aynı şey oldu. Erdoğan, böyle durumlarda genellikle yaptığı gibi, hedefi şaşırttı ve tartışmanın yönünü değiştirdi. Türkiye’deki ifade özgürlüğü ve insan hakları sorunlarına bakmayacaktık. İsrail’in yaptığı eziyetler ne güne duruyordu? Ya da Amerika’nın kabahatleri? Auster da, belli ki cahilin biriydi, bütün bunları akıl edememiş, kalkıp Türkiye’yi işaret etmişti.

Paul Auster ise, Başbakan’ın konuşması üzerine yaptığı yazılı açıklamada, başta kendi ülkesi Amerika olmak üzere bir çok ülkede adaletsizlikler yaşandığının farkında olduğunu, ancak söz konusu ülkelerde en azından bu adaletsizlikleri dile getirmenin mümkün olduğuna inandığını, Türkiye’de ise buna teşebbüs edenlerin kendilerini hapiste bulduğunu söylüyordu.

Yani meselenin ifade özgürlüğü olduğunu hatırlatıyor ve bizi meseleye oradan bakmaya davet ediyordu.

Fakat bütün bu toz duman ve duygu şelalesi içinde, Auster’ın açıklaması güme gitti. Çünkü yeterince hararetli ve kışkırtıcı değildi. Muhatabını tartışmanın esas eksenine geri çağıran mesafeli bir açıklamaydı bu. Aşk, nefret ve heyecan kokmuyordu. Türk kamuoyunda karşılık bulması beklenemezdi.

Onun yerine, davullu zurnalı “anca gidersin” yazıları yazıldı. Auster’a kibirli diyenler oldu. Onu ikiyüzlülükle itham edenler oldu. Öyle ya, neden önce dönüp kendi ülkelerindeki sorunlara bakmazdı bu adamlar?

Oysa, bunların hiç biri tartışmanın esası ile ilgili değildi. Auster kişisel bir seçim yapmış ve cezaevlerindeki gazeteciler konusunda kamuoyu yaratmak amacıyla siyasi bir duruş sergilemişti.

Erdoğan ise, bu açıklamayı yaparak, aslında Auster’ı haklı çıkardı. Dünyanın yaşayan en büyük yazarlarından birini “cahil” ilan etmenin gülünçlüğü bir yana, anlaşıldı ki, Erdoğan kendisinden farklı düşünenleri paylamakta beis görmüyordu. İfade özgürlüğü tartışması içinde bu durum iyice göze battı.

Daha da fenası, Başbakan kültür dünyasına prim vermediğini de bir kez kanıtlamış oldu. Paul Auster’ın Türkiye’de çok sevilen yazarlardan biri olması, neredeyse yazdığı her satırın geniş bir okuyucu kitlesiyle buluşması önemli değildi. Hatta son kitabı “Kış Günlüğü”nün, memleketi olan Amerika’dan önce ve ilk olarak Türkiye’de basılması da bir anlam taşımıyordu.

Başbakan Erdoğan, bu açıklamayı yaparak, hepimiz adına bütün dünyaya, roman da romancı da hiç umrumuzda değil, demiş oldu. Öyle ya, bize koymazdı. Biz Nobelli yazarını dövmekten beter etmiş bir ülkenin insanlarıydık.

Böylece, tiyatrolar, konser salonları, müzeler ve sergi alanlarından sonra, edebiyat da resmi olarak Türkiye’den kovuldu.

Böylece her güzel şeyin bir bir kaybolup gittiği, dünyanın yavaş yavaş bizim olmaktan çıktığı “Son Şeyler Ülkesinde” yaşadığımızı bir kez daha hatırladık.

 

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

11,388AbonelerABONE OL
- Reklam -

SON HABERLER

Hem yalnız hem çaresiz: Bahtsız kaleciler

Geçen yazıda büyük umutlarla transfer edilmiş, sonrasında hüsranları yaşamış, yaşatmış golcüleri yazmıştım. Atamayanları bir...

Önce insan vardı

Önce doğa vardı. Canlı cansız bu âlemde yaşardı. Sonra 200-300 bin yıl...

Kapitalizm ve emperyalizm

Yunanistan’da Syriza’nın seçim yenilgisini ve Türkiye’nin S-400 füzesavar sistemi satın alması konularını...

Hain FETÖ Darbesi ve siyasiler!

Bir ilkokul öğrencisine sorulan bir soruya verdiği yanıt epey zamandır Sosyal Medyada...

Erdoğan savunma oynayamaz

AKP, kurulduğu günden bu yana gündemi, doğrultuyu belirleyen; kendi dışındaki tüm siyasal...

Nobel olmadı S-400 alalım

Cumhurbaşkanı pazar günü seçtiği yazar ve gazetecilerle bir araya geldi. 11:00’de başlayan görüşme...

Bir mozaik toplaşması

Geçen yıl Moda, Kayıkhane’deki konser haberini alınca ne kadar sevinmiştim. 1980 ve 90’ların...

Ne Rus ne ABD silahı!

Siyasal İslamcılar bir kez daha yanlış politikalarla neden oldukları krizi “milli beka”...

Adana’da metil alkol zehirlenmesi: Bir kişi daha yaşamını yitirdi

Adana'da rahatsızlanarak Yüreğir Devlet Hastanesi’ne kaldırılan V.Y. burada "metil alkol zehirlenmesi" şüphesiyle...

AKP belediyeyi kaybetti, borcun boyutu ortaya çıktı

AKP'li Hüseyin Boz'un Belediye başkanı olduğu Çankırı’da, yerel seçimleri MHP'li aday İsmail...

Sonraki haber