Son vantuz
KAAN SEZYUM KAAN SEZYUM

Bi şeyler yapayım istiyorum. İmkânım var. Mesela televizyonlarda evlilik programları yapıp insanları evlendirebilirim. Evlenmeseler de vesile olmuş olurum. Evlenirlerse de ayrıldıklarında beni hatırlarlar, güzel bir şey yani. Sonra da akşama herkesle birlikte en güçlülerin yemeğine giderim. El sıkışırız.

Müzik yapmak istiyorum ama nedense canlı olarak bir kez dahi performans vermemek istiyorum. Neyse ki burada her şey mümkün. On yıllardır pleybek şarkıcısıyım. Bir müzik türünün babası bile oldum. Zamanında yoksulların, dertlilerin, hakkı yenmişlerin, semtlilerin yanında filmlerim vardı. Beni o filmlerimdeki adamlardan zannettiler. Sandılar ki gerçekten de hayatta, bir insan güçlülere karşı güçsüzleri, haksızlara karşı haklıları savunabilir. Ben öyle değilim. Müzik yapıyorum ama pleybekten… Zaten en güçlü kimse yerim hemen onun yeri. Akşama yemek var, çok durmayayım. Zaten konser vermeden şarkı filan müzisyen oldum. Buna da şükür.

Futbolcu olayım ben en iyisi. Mesela 550 bin yuro prim versinler, neredeyse sonuncu olduğumuz turnuvada ona itiraz edeyim. Kupayı alan takım bile o kadar para almasın. Ben şerefli bir şekilde ülkemi, bayrağımı temsil ederim. Hakkım yüz bin, iki yüz bin yuro değildir benim. 550’nin üzerine bir şeyler daha fişekleseler ne iyi olur. Zaten gelir vergisi de -sağ olsunlar- alınmıyor bizden. Düşünsene hamal bile benden çok vergi veriyor. Altımda Lamborcini var, bak diğer arabam da Ostin Martin, bir iki aya inşallah Bentley alacağım. Plakasını da adımın harfleri yaparım yeterince param olursa. Bizim iş çok zor. Çok strez zaten. Ona buna saldır, sürekli kavga et…

Sürekli dert ya. Hadi şunu 600 bin yuro yapalım ya! Hadi ben kaçtım yemeğe.

Pop şarkıcısıyım ben. Pop şarkıcısı olmak istedim yani. Önce bestelerle başladım. Sonra da dedim ki “Ya bu keko bestelerden güzel para geliyor, neden ben kendim çıkıp kendi şarkımı söylemeyeyim?”… İyi de yapmışım.

Şimdi hem kekomat şarkılarımı kendim yapıyorum, hem de bir sürü hayranım var. Belediyeler desen zaten hepsinden ARO. Öyle bi beslediler, öyle bir semirttiler ki beni, plajda kum, bende maddi imkân. Şeklimi de en güçlülere göre yaptım. Herkes beni süper bir insan sanıyor ama gerçek öyle mi? Yurtdışında istediğim kadar kalıp kendimce süperlikler yaşıyorum. İki gün de ülkemde insan gibi dururum. Nasıl olsa her şeye inanıyor insanımız. Çok iyi niyetliler. Eee kardeş, bu kadar iyi niyetli olursan kandırırlar seni ama… A dur çok güzel, böyle bir parça yapayım ben hemen. Ya da dur ya, yemekten sonra yaparım.

Oyuncu olayım ben en iyisi. Ama o kadar tuhaf bir oyuncu olayım ki, o kadar iyi kendimi sahneye aktarayım ki, beni izleyen herkes tüm rollerimde oynadığım karakteri değil beni görsün. Öyle ki ekranında beni gören ve bilen birisi varsa, ne oynadığıma aldırış etmeden kanal değiştirsin… Ya bu da sanat. İşte bu da sanat! Bak zaten aklım da pek yerinde değil. Ona buna atar yaparım, bir iki kere toplum önünde saçma sapan konuşurum. O zaman zaten benim iyi bir insan olduğumu anlarlar. Toplumumuz iyi insandan çok iyi anlıyor. Zaten birkaç aya yeni proje gelir, derken hooop gelmiş bile. Bir iki el sıkayım, şuradaki yemeklere akayım. Millet aç, vatandaş aç…

Ya da şey olayım en iyisi ben. Neredeyse kendi adımı bile yazamıyorum. Hazır bu yeteneğimi değerlendirebileceğim bir mevki olmalı bir yerlerde. Belki vali mi olsam, yok ya vali az gelir. Halkım benim gibileri sever “Samimi adam”, “İşini bilmiyor ama yapmak istiyor” der. Onayı verir. Ben en iyisi daha büyük. Şöyle, önce bakanlıkla başlarım. Trenlere filan bakarım. Sonra gün gelir belki elektronik tabloda “Sevgili” bile yazamam. Hayat bana güzel valla.