Sorgulayan okuru seviyorum!
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

BirGün okurları denetleyici ve sorgulayıcı.

Geçen hafta Dilin Kemiği’nde kullandığım bir sözcüğün yazımına takılmış Ecmel Tanyel; kısa iletisinde diyor ki:
“ ‘Meşru ne demek?’ başlıklı yazınızı okuyordum, son paragrafta biraz kafam karıştı. ‘Hak sözcüğü birebir ‘meşru’nun karşılığı değildir” cümlesindeki ‘birebir’, aslında ayrı yazılması gereken ‘bire bir’ değil midir? Beni bu konuda bilgilendirirseniz çok mutlu olurum. Sevgiler.”

Dilimizde bu sözcüğün farklı kullanımları var. Dolayısıyla, kullanılan yere ve bağlama göre yazımı da değişiyor. Bazen “etkisi kesin olan”, bazen “tıpkı, aynı, tıpatıp” anlamına geliyor. Bu bağlamda kullanıldığında bitişik yazılması gerekir. Benim yazımdaki “ ‘Hak’ sözcüğü birebir ‘meşru’nun karşılığı değildir” tümcesi de böyledir. Eğer “bire beş, bire on” gibi sayısal anlamda kullanılırsa ayrı yazılır. Örnek: “Borsaya yatırdığım para, bire bir gelir getirdi.”

“Teke tek” anlamında kullanıldığında da yine ayrı yazılır. Örneğin Nevşin Mengü’nün DW Türkçe’deki izlencesinin adı bu yüzden “Bire Bir”dir.

Yanıtsız mektuplar
Mektup, iki hafta önce BirGün yönetimine yazılmış; içinde adım geçtiği için bir örneği de bana gönderilmişti. Gazetenin kurumsal adresine yazdığı mektupların karşılıksız kalmasından yakınıyordu okurumuz Üstün Yıldırım. Dün kendisinden, “Son mektubuma da BirGün’den yanıt alamadım” notu gelince, okurumuzun gazete yönetimine ulaşmadığını düşündüğüm sitemli mektubunu biraz kısaltarak paylaşmayı yararlı gördüm:

“Gazetenin yeni yüzü kutlu olsun. Ama size yazmamın asıl nedeni bu değil. Yüzünüz gibi içeriğinizin de yenilenmesini istiyorum. Umarım bu yeni yüzünüzle Attila Aşut’un dilinde tüy bırakmayan her türlü yanlışı, özensizliği de sonlandırırsınız. Bugüne değin hiçbir yazımı resmi adresinize iletemediğim için, bu yakınmamı, hoşgörüsüne sığınarak Sayın Attila Aşut’ a da göndermek zorunda kaldım. Kolay gelsin, güzel gelsin her şey.”

Soran, sorgulayan, eleştiren
BirGün okurunu seviyorum!

***

HAFTANIN NOTU

Çok yazık!

Öztürk Yılmaz, CHP’nin Ardahan Milletvekilidir. Kısa süre öncesine değin partisinin Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı idi. Bir televizyon izlencesinde konuşurken, ezanın Türkçe de okunabileceğini söylüyor.

Vay, sen misin bunu söyleyen? Parti yönetimi anında toplanıp Öztürk’ü “kesin çıkarma” istemiyle Disiplin Kurulu’na veriyor! Yetmiyor, Genel Başkan Kılıçdaroğlu, kendi milletvekilini, “Kabataş yalancısı” bir yandaş gazeteciye şikâyet ediyor! Üstüne üstlük, “Ezan Arapça okunmalıdır” diye fetva vererek Arapça ezana dokunulmazlık kazandırmaya çalışıyor…

Kılıçdaroğlu, AKP’yle sağcılık yarışına girdiği için partisini yenilgiden yenilgiye uğratmış bir politikacıdır. CHP’de ne zaman bir milletvekili sağın tabularına dokunsa, onu hemen çakalların önüne atmakta duraksama göstermemiştir. Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt olayı belleklerdedir. Öztürk Yılmaz, bunun son örneğidir.

Atatürk’ün partisinde, kurucu önderin başlattığı bir uygulamayı savunmak nasıl oluyor da “parti ilkelerine aykırı” sayılıyor? Kaldı ki CHP’de bir milletvekilinin kişisel görüşünü açıklama özgürlüğü yok mudur?

Kılıçdaroğlu, “Bir ülke ki camisinde Türkçe ezan okunur” diyen Ziya Gökalp’in bile çok gerisinde kaldığını görmeli ve o koltuğu hemen bırakmalı! Bırakmıyorsa da bıraktırılmalı!