Sorunların kaynağı: Tarımın alternatifsiz tasfiyesi



Bu haftayı tarıma ayıracağız. Bu konu önümüzdeki günlerde Türkiye’nin can yakıcı sorunu olacak. Aslında şimdi de öyle. Tarım konusu Türkiye’yi, insanımızı yoksullaştıran yağmacı politikalar sonucu bugün bir sosyal yaraya dönüşmüş durumda. Bu sorunun aynı anda da, birçok açıdan, politik ağırlığı ve yönü var. Türkiye 2007’de en çok işsizi tarımda yarattı. Son çeyrekte eksi 7,8 büyümeyle tarımda alarm zillerinin çaldığını, geç de olsa, herkes kabul etmek zorunda kaldı. Yaşadığımız ekonomik ve politik birçok sorun bu sorunun türevi olarak ortaya çıkıyor ve gelişiyor. Türkiye’nin içe kapalı, azgelişmiş bir diktatörlük olarak kalmasından yana çıkarı olanlar için tarım fırsatlar denizi.


Türkiye’ye, seksenlere kadar tarım ülkesi olduğu söylendi. Yapılması gereken toprak reformları yapılmadı. Tekelci sermaye, var olduğundan beri, geri-fe-odal unsurları yanına bir güç olarak yedekledi. Doğudaki feodal yapının, ağalık düzeninin çözülmesi istenmedi ve engellendi. Kürt sorununun kökü buradadır. Türkiye oligarşisinin yapısı ve güçler dengesi her dönem değişti ama onun içindeki geri-feodal unsurlar varlığını korudu.


Kürt sorununun yaratıcısı ve sürdürücüsü olan militarist oligarşinin önemli parçası doğudaki Kürt feodal yapılarıdır. Bu yapılar eskiden toprak ve maraba gücüyle oligarşi içindeydi. Şimdi silah, korucu ve pa-ramiliter yapılar örgütleyerek oligarşi içindeki yerlerini alıyorlar. Bu yapılar ayrıca doğuda hayvancılığın ve kaçakçılığın çökmesinden sonra uyuşturucu trafiğini yönetiyor ve bizzat yapıyorlar.


Korucu örgütlenmesi ve yapısı ekonomik gücünü iki yerden alıyor; birincisi devletin örtülü ödenekleri, ikincisi uyuşturucu parası. Bu uyuşturucu trafiğini bölgedeki güvenlik güçleri biliyor ve yönlendiriyor. Ancak bu yönlendirme ve içinde yer almalar yazılmamış kurallar ve kısıtlar çerçevesinde oluyor. Bu yazılmamış kuralları çiğneyenler deşifre oluyor. Ve gerekirse yok ediliyor. Cem Ersever olayı böyle bir olaydır. Bunun dışında son 15 yılda bu yönde sayısız adli vaka çıkmıştır. Çıkan vakalar bu yazılı olmayan kuralları çiğneyen ya da verilenle yetinmeyen, rant için, ayrı örgütlenmeye kalkan unsurlardır. Bugün bu yapı bütün gücüyle politik bir güç olarak duruyor ve Kürt sorununu yönetiyor. Bu yapının zayıflaması ve ortadan kalkması tarım sorununun halledilmesiyle mümkündür. Başka bir yerden söylersek Kürt sorunu ve azgelişmişliği aynı zamanda bir kır ve tarım sorunudur.


KEMALİZMİN TERCİHİ
Doğunun makûs talihi bu çerçevede bir içe kapanma ve kapitalist sömürüye açılamama tarihidir de. Türkiye büyük burjuvazisi başından beri güçlü olsaydı ve doğudaki feodal unsurlarla ittifak yapmak yerine, onları tasfiye edip, doğunun kapitalist yoldan sömürüsünü öne çıkarsaydı bugün Kürt sorununu bu kadar ağır yaşamayacaktık. Kapitalist sömürünün girdiği her yerde işçi sınıfı ortaya çıkar. İşçi sınıfı için de “ulus” kavramı tali bir kavramdır. Peki, bu niye böyle oldu; Cumhuriyetle birlikte Kürt feodalizmi ile ittifak yerine başka bir yol seçilebilir miydi? Tabii ama Kemalist irade başından beri kendi denetiminde bir kapitalizm inşa etmek istedi. Buna, o tarihlerdeki dünya konjoktürü de izin verdi. Batıda devletin himayesinde zayıf ticaret burjuvazisi yaratmayı öne çıkartırken doğudaki geri feodal yapıları koruyup, o yapıların temsilcileriyle ittifak yapmak temel stratejisi oldu. Böylece toprak reformları Meclis’te engellendi, oligarşi içinde Kürt feodal unsurlar öne çıkartılarak siyasi iktidarlarda temsil edildi. Türkiye’de içişleri bakanları genellikle bu unsurlardan seçildi.


Tarım sorununun özü budur. 1980’e kadar çarpık gerici feodal yapıları destekleyen, yağmacı bir tarım politikası güdüldü, 1980’den sonra ise tarımın, dünya sermayesinin temel yönelimine paralel olarak, tamamen tasfiyesine gidildi. 1980’e kadar özünde tarımdaki gerici feodal yapılara kaynak aktaran tarım KİT’leri bu yıldan sonra tasfiye edildi. Böylece doğuda yoksulluk ve işsizlik bu tasfiyeye de bağlı artarken, Kürt sorunu da, buna bağlı ağırlaştı. Böylece oligarşinin içinde tarımsal desteklerle beslenen Kürt feodal beyleri bu tarihlerden sonra “askeri-militarist” desteklerle kendilerini ve yapılarını idame ettirmeye başladı. Bu çerçevede işsizliğin artması ve geleneksel tarımsal bağların çözülmesi de PKK olgusunu nicel olarak güçlendirdi. Üniversiteye giremeyen, işsiz kalan ve yoksulluğun pençesinde kıvranan Kürt gençleri çıkışı dağda buldu. Bugün bu gerçeği, bu sorunu yaratan ve sürdürenler dahil, hiç kimse inkâr edemez. Bugün bu kanlı iktidar oyununu sürdürenlerin tarihinde otarşik diktatörlük ve onun başından beri ittifak yaptığı feodal yapılar vardır.


TARIMIN TASFİYESİ
Bugün yine çok çarpık ve sonuçlarının gerçekten çok vahim olacağı bir yol izleniyor. 1980’e kadar, bir ölçüde, devletin himayesinde varlığını koruyan ve oligarşi içindeki gerici unsurlara kaynak aktaran tarımsal yapılar tasfiye edildi. Ancak bu yapılar, aynı anda bu temel işlevlerinin dışında da kırda yoksulluğun azaltılmasında tampon olarak da yer alıyorlardı. Çiftçiye ucuz girdi, gençlere iş sahası, halka ucuz nihai tarımsal ürünler yoksul aspirini gibiydi. Şimdi bu yok.


Ancak bunun olmadığı gibi bu tarımsal yapılardan ve tarım desteklerinden beslenen gerici iktidar unsurları varlıklarını ve iktidar güçlerini koruyor. Hatta bu güçler, yukarıda da belirttiğimiz gibi, tarım ve hayvancılık kısmen de kaçakçılıktan oluşan ekonomik faaliyetlerini, tamamen militer alana ve uyuşturucu kaçakçılığına kaydırdıkları için güçlü durumdalar. En azından daha silahlı ve organizeler. Şimdi son çeyrekte tarımın yüzde 7,8 küçülmesi sadece sonuç. Ve hepimize çok pahalıya patlayacak bir sonuç. Bu, çok büyük bir sosyal yara ve bugün Kürt sorunu olarak adlandırılan ama özünde yoksulluk, yok sayılma ve geri bıraktırılma sorunu olan meselenin tüm Türkiye’ye yayılma potansiyeli de demek.


Araştırmacı Dr. Necdet Oral, tarımın 2007 performansını değerlendirirken başımıza neler gelebileceğini, yukarıda söylediğimiz gibi, doğudaki yoksulluk ve işsizliğin bütün Türkiye’ye yayılacağını söylüyor aslında. Necdet Oral’ın 2007 değerlendirmesinden çarpıcı kısımları burada aktarmak istiyorum:


REKOLTEDE DÜŞÜŞ
“TÜİK tarafından 2,8 milyon tonu buğdayda olmak üzere, hububat rekoltesinde 5 milyon ton düşüş tahmin edilirken; yurtiçi ihtiyacın karşılanması, fiyatların dengelenmesi amacıyla ve makarna sanayicilerinin isteği üzerine buğday ihracı kayda bağlı ürünler listesine alınırken, ithalatındaki gümrük vergisi düşürüldü. Ortalama 3,7 milyon ton mısır üretilmesine karşılık ihtiyaç 3 milyon ton dolayında, yani ihtiyacın üzerinde üretim yapılıyor. Mısır tarımında en son hasat Güneydoğu’da gerçekleştiriliyor. Hasat bitmek üzereyken mısır ithalatındaki gümrük vergisini yüzde 130’dan yüzde 35’e indiren karar yayımlandı. Dünya mısır pazarını elinde tutan ABD, Çin, Brezilya, Meksika gibi ülkeler daha fazla üretme, pazara hâkim olma yolunda sübvansiyon bir yana GDO’lu tohumlarla üretime varıncaya kadar çeşitli yöntemler geliştirmelerine karşılık, Türkiye çiftçisini ucuz ithalat baskısı ile tehdit ediyor.


Yanlış politikalar ve kuraklık nedeniyle bakliyat üretimi düşüyor. 1990-2006’yı kapsayan dönemde nohut ekim alanı yüzde 64 azalarak 878 bin hektardan 558 bin hektara, mercimek ekim alanı yüzde 49 azalarak 905 bin hektardan 440 bin hektara geriledi. En dramatik azalma ise yeşil mercimekte gerçekleşti; ekim alanı 276 bin hektardan 53 bin hektara düştü, yani yüzde 81 azaldı. Aynı şekilde 1990-2007 arasında nohut üretimi 860 bin tondan 512 bin tona, kırmızı mercimek üretimi 630 bin tondan 527 bin tona, yeşil mercimek üretimi ise 216 bin tondan 32 bin tona düştü. Bir zamanlar “yoksulun geleneksel yemeği” olan kuru fasulye üretimi bile yüzde 25 azalarak 210 bin tondan 160 bin tona geriledi. Buna karşılık fiyatlar bir yılda iki katına çıktı.


2006’da 1 milyon ton dolayında gerçekleşen ayçiçeği tohumu üretimi 2007’de 750-800 bin tona düştü. Bu, önceki yıl 400-500 bin ton tohum ithal edilirken, bu yıl 600-700 bin ton tohum ya da karşılığı 240 bin ton ham yağ ithal etmek anlamına geliyor. Rekolte düşüşü doğal olarak yağ fiyatlarını da ansıyacak.


Pamuk yılda 24 milyar dolarlık getirisiyle 200 bin çiftçiyi ve 2 milyon insanı doğrudan ilgilendiriyor. Gübre, mazot gibi maliyetlerin artmasına bağlı olarak 1990’ların ortasında 750 bin hektar olan pamuk ekim alanları günümüzde 550 bin hektara kadar geriledi. Pamukta yüzde 60’lık payı ile GAP birinci üretim bölgesi haline geldi. Üretimin üçte birini tek başına Şanlıurfa karşılıyor. Buna karşılık Ege ve Çukurova’da üretim neredeyse yarı yarıya azaldı.


Türkiye’nin yıllık pamuk ihtiyacı 1,7 milyon ton dolayında. 2007/2008 sezonunda üretimin 750 bin ton olduğu tahmin ediliyor. Bu durumda 1 milyon tonluk pamuk ithalatı zorunlu gözüküyor. Kamuya ait gübre fabrikalarının tamamının özelleştirilmesi ile gübre fiyatları fahiş oranlarda arttı; çiftçi giderek daha az gübre kullanır duruma geldi.


Hayvancılık işletmelerinin girdilerinin yüzde 75’ini karma yem oluşturuyor. Üreticilerin her yıl yaşadığı sorunların başında yem fiyatlarında yaşanan artışlar geliyor. 2006’da kilosu 30 YK r dolayında olan yem fiyatları 2007’de yüzde yüz artarak 60 YKr ve üzerine çıktı. 10 yıldan beri deli dana hastalığı (BSE) nedeniyle AB ve ABD’den yapılmayan canlı hayvan ithalatına 2007’de yeniden başlandı. 2006’da çıkan YPK kararı uyarınca Avustralya’dan 2 bin baş süt sığırı ve düve ithal edilecek. 5 bin baş olarak planlanan ithalatın kalan bölümü yine bu ülke ya da ABD ve Uruguay’dan sağlanacak.


TARIMDA EN KÖTÜ PERFORMANS
TÜİK’e göre; 2007’nin ilk 9 ayında gayrisafî milli hasılanın (GSMH) gelişme hızı yüzde 4 olurken; aynı dönemde tarım sektörü katma değeri yüzde 5,6 küçüldü. Tarımdaki küçülme yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 7,8’e ulaştı. Tarımda yaşanan bu küçülme, 2001 krizinden sonraki en kötü performansı yansıtmakta olup; bunu küresel ısınmaya, kuraklığa bağlamak kolaycı yaklaşımdır. 2006’da çıkarılan Tarım Kanunu’nun 21. maddesinde “Tarımsal destekleme programlarının finansmanı için Bütçeden ayrılacak kaynak, GSMH’nin yüzde birinden az olamaz” hükmü yer almaktadır. 2007’de kuraklık zararı ödemesi dahil 5 milyar 576 milyon YTL’lik tarımsal destek bütçesi GSMH’nin yüzde 0,86’sına denk gelirken, 2008 yılı için öngörülen 5 milyar 400 milyon YTL’lik destek tutarı GSMH’nin yüzde 0,75’ine düşüyor. Böylece, Tarım Kanunu’nun söz konusu hükmüne, ilk iki uygulama yılında da uyulmamış olacak.”


SORUN DEĞİL SOSYAL YARA
Necdet Oral’ın 2007 tarım değerlendirmesi bize bir sorun ile değil, gelecek yılların bir sosyal yarası ile karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyuyor. Türkiye tarımını tasfiye ederken yerine koyacak bir şey bulamıyor. Oysa Batı, tarım toplumundan sanayi toplumuna tarımın yerine sanayiyi geçirerek dönüşmüştür. Tarım sanayiye hem kaynak hem de ucuz emek gücü aktarmıştır ama tarımdan gelenleri de istihdam etmiştir. Onları sömürse de iş ve aş vermiştir. Oysa Türkiye tarımı ortadan kaldırırken ordan gelen insanlarına iş yaratamıyor. Yani onları sömürme potansiyelini bile yaratamıyor. Bu duruma, belki çok indirgemeci olacak ama doğuda Kürt sorunu diyoruz şimdilik. Ama yakında bu sorun bütün Türkiye’ye yayılacak.

BİZİ TAKİP EDİN

359,925BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,087,163TakipçiTakip Et
7,880AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL