Soruşturma
HANDE DEMİRCİOĞLU HANDE DEMİRCİOĞLU

Kayıp fezlekeler gün yüzüne çıktıkça ‘Mi Minör’ oyununun suç zincirine dahil edilişini vahametle izliyoruz. Gezi’nin arkasında Otpor, iç mihrak-dış mihrak arayan muktedir direnen halkı acıklı güldürünün parçası yapma niyetinde. Oyununu örgütsel malzemeye dönüştüren, Fazıl Say’ın eserlerini sansürleyen, repertuvarlardan replik ayıklamasına girişen zalim yeni sahneyi biçimliyor. Yasalar, kırmızı çizgiler, sınırda ölen siviller.  Vicdan, izan… Atipik bir normalleşme içinde korku ülkesinin kuru paranoyaları her yerde.  Çöken bir toplumun toplumbiliminin de çöküyor olması kaçınılmaz. 

Doğu Roma’da esen rüzgâr belleğin yapı sökümünü artan yakıcılığıyla saçıyor caddelere, taşa-toprağa, zeytinin köklerine varıyor. Gezi’de yan yana duran bizler otokratik söylemi dehşetle dinliyoruz. Fezleke paçavraları, gerçek dışı tutanakları… İktidarın, zorbaların paranoyasının boyutları hakkında çarpıcı bir bilgi kayıp “Gezi fezlekesi”. 

Soruşturma başlatma, biteviye kara çalma asılsız iftiralarla ruhu parçalama yeni sahnenin iki bin on dört repertuarını oluşturmakta. Doğu Roma’da bir gece yüzlerce suçun içinde çamura bulandıkça bulanıyor, akıl-dışı kara çalmalarla sıkıcı bir oyunun kurbanı ilan ediliyordum… Hapishaneye, tımarhaneye ya da toplumsal tecrite;  kabaca infaz timlerinin önüne atılmıştım.  Endişe ve utançla korku imparatorluğunda beliren günler geceler. Şizofreni her katmanda başka veçhelerle anomali halini keskinleştirdikçe yıkım ve kıyam başlangıcı derken Yırca da altı bin zeytin ağacı hunharca katledildi… KARANLIK ZAMANLAR meçhul dava dosyalarıyla, cinayetlerle, bağışlanan ölümlerle örülü suç zinciri… Titreyerek, ürpererek anlamaya çalışıyorum bunca nefreti.

Aristophanes Barış-HERMES

Perikles Kendi yıkımını önlemek için tutuşturdu devleti.

Bir kıvılcım gibi attı ortaya Megara Fermanı’nı/Öyle bir kasırga estirdi ki, dumandan/Dost düşman Helenlerin gözleri karardı./Köyler dayandı direndi uzun zaman/Ama bağ kütükleri tutuşup testiler kırılınca/Kimse söndüremez oldu yangını. Barışta uçtu gitti

Asırlık zeytin gövdelerinin insanoğlunun açgözlülüğüne kurban edileceğine dair dehşetli, uğursuz bir söylenti yaz aylarında yayılmıştı. Yasa koyucular bir katliamı daha onaylamak için çabalarken, zeytinler bilgelikle, sabırla direndi.  Bir bilinmeyen varsıllık adına ruhları paralamak. Mümkünmüş gibi ölmez ağacıyla bir yazgımızdan ayrılmak. Suçlayarak, tehditler savurarak, dizginlenmek istenen sınırları belirlenen hayat. Kapital çağın vahşetini, vahametini, yıkıcılığını kanıtlayan bu hal distopyanın parçaları. Hayırsız bu düş şafakta doğacak isyan ve direnişle yakın bir aralıkta yeni sahnede, sokaklar ve caddelerde buluşacağız. 

Aristophanes, eserlerini iki büyük yunan kenti arasında kardeş kavgalarının sürüp gittiği peloponez savaşları sırasında yazar. 13 yıldan beri Atina’nın çektiklerini gören Trygaios artık dayanamaz, göğe çıkıp tanrılardan hesap sormaya karar verir. Hermes’i de ikna edip Barış’ı tutsak olduğu yerden bereket ve şenlik tanrılarıyla beraber çıkarırlar. Zeytin dalı uzatılır…  Suçlayan ve savaşan diller şafakla birlikte suskun, kurşuni yeşil yapraklardan sökün ederek boşalan belleğimle kentte yürümeye çabalıyorum. Soruşturma açılmış.

Not: Devrimci yoldaşlarının omuzlarında yıldızlara uğurlanan Nasuh Mitap’ın kavgasına, yaşamına, anısına sevgi ve saygıyla…