Sosyal ve kültürel iktidarda sıkıntılar!...
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

Ensar Vakfı’nın Genel Kurulu’nda bu kez sıkıntılardan söz etmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan.

“Biz 14 yıldır, kesintisiz hamdolsun siyasi iktidarız ama hala sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var” diyor.

Siyasal iktidar olmuşlar ama sosyal-kültürel iktidar açısından sıkıntıları varmış!

İnsanın aklına, en başta, sosyal ve kültürel iktidar değillerse nasıl oluyor da bu kadar yıl iktidarda kalıyorlar sorusu geliyor tabii! Sosyal ve kültürel açıdan iktidar olamadılarsa bu nasıl oluyor?

Öte yanda demokrasiden hukuk devletine, hak ve özgürlüklerden laikliğe, sosyal devletten eğitime kadar her konuda kendi “dillerini” yarattıkları görülürken, daha hangi kültürel iktidar!...

Ayrıca siyasal iktidarı ele geçirmekle kalmayıp, yargıyı, eğitimi, üniversiteleri, iş dünyasını, medyayı da ele geçirmiş ve farklı sesleri kısmışlarsa, bu nasıl sosyal- kültürel yetersizlik!

Üstelik Erdoğan ve çevresindekiler bugüne kadar tek adam-tek parti yönetiminden olduğu gibi toplum mühendisliğinden de yakınmadılar mı? Bu yakınmaların temeli, düşünce ve inançlara “özgürlük” istemine dayanıyordu güya! Şimdi ise, tutmuş, sosyal-kültürel egemenlikten, bu konuda yeterince başarılı olamadıklarından dem vurmaktalar!

Tabii sıkıntılarının başında laikliğin geldiğini, onu bu toplumdan tümüyle silememenin sıkıntısını yaşadıklarını anlıyoruz.

Oysa bu alanda da epeyce yol aldıklarını görmemek mümkün değil.

Bunun için, 4+4+4 uygulamasıyla eğitim sisteminin başına gelenler gibi, imam hatip okullarının kazandığı ivmeyi, mevsimlik işçilerin çocuklarına bile ulaşılması amaçlanan Kuran kurslarını görmek bile yeter!

Bakın Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Müdürü Erbaş, beş yıl önce kötü bir gidişat gösteren imam hatip okullarının son yıllarda kalkınmasından nasıl söz ediyor: “Bakıyoruz, 500 imam hatipten 3 bin 500 imam hatibe çıkmışız. İlahiyat Fakültesi sayısı 17’den 100’e çıktı. İmam hatip öğrenci sayımız ise 60 binden 1,5 milyona yaklaşmış durumda.”

Ne yani; bunlar yetmiyor da sosyal ve kültürel iktidar için tüm okulların imam hatip okullarına dönüşmesi mü gerekiyor!

Ya, tesettür meselesi!... İlk okul öğrencilerinden sonra kamu personeli için de örtünme serbestliği getirildi; sıra askerle polise geldi ama yetmemiş! Demek ki, ya Müslümansın ya değilsin; “Müslümansan örtünürsen” demeye doğru gitmekteyiz!

Tabii, bunlar henüz açıkça dile gelmiyor ama AKP’nin başlangıçta oldukça muğlak olsa ve hiç bir zaman açıkça söylenmese de, başından beri bir siyasal-toplumsal projesi olduğu biliniyor. Erdoğan’ın dilinden düşürmediği “dava” da buna işaret etmekte. Anlaşılan, üzüntü duyduğu da, bu projenin henüz tamama ermemiş olması!
Bakın, Cumhurbaşkanı bu konuşmada daha neler söylüyor:

“Elbette çok sevindirici, ümit verici gelişmeler yaşandı, yaşanıyor. İmam hatiplere olan ilginin artması, tüm okullarda Kur’an-ı Kerim, Siyer-i Nebi, Osmanlıca gibi derslerin seçmeli olarak okutulması başlı başına çok güzel şeyler. Bunlar önemli gelişmeler. Bununla birlikte ülkemizin ihtiyacı, milletimizin talebi, bizim hayalimiz olan nesillerin yetiştirilmesi konusunda hala pek çok eksiğimiz bulunuyor. Dilimizden tarihimize kadar birçok alanda ecdadımıza ve kültürümüze duyulan husumetin ürünü bir yaklaşımla hazırlanmış olan müfredatlar daha yeni yeni değişiyor. Medyadan sinemaya, bilim teknolojiden hukuka kadar pek çok alanda hala en etkin yerlerde ülkesine ve milletine yabancı zihniyetteki kişilerin, ekiplerin, hiziplerin bulunduğunu biliyorum. . Açıkça söylemek gerekirse bu durumdan da büyük üzüntü duyuyorum.”
Özetle, başlangıçtaki muğlak görünen bu proje hala netlikle ortaya konulmasa ve yukarda yer alan konuşmada olduğu gibi, “ülkenin ihtiyacı, milletin isteği, iktidarın hayali” gibi laflar arkasına saklansa da, bugüne kadar gerçekleştirilenler gibi bu konuşmada vurgulananlara da nereye doğru gidilmek istendiğini ortaya koymakta.
Kısacası, ülkeye, millete, ecdada yabancı kalmaktan kurtulmamız için geriye, Osmanlıya, onu bugünkü koşullarda yaşatacak bir “İslam Cumhuriyeti” ne ihtiyacımız olduğu düşünülmekte!... Ve demek ki, toplumsal-kültürel proje o zaman gerçekleşmiş, DAVA o zaman kazanılmış olacak!

İzledikleri yolda bu kadar ileri adım atmalarına karşın hala üzüntü duymalarının başka açıklaması olamaz!

Kendi adıma, hep, bu kadar yoğun bir güç istenmesi ve bu güç yoğunlaşmasının AKP içinde ve dışında bu kadar desteklenmesinin gerisinde, kendilerince “kutsal” görünen böyle bir projenin varlığının yattığını düşündüm, düşünmekteyim. Bundan daha önce de söz ettim.

Uzun yıllar laik bir toplum olma yolunda ilerlemeye çalışan ve toplumun önemli bir kesiminin “vazgeçilmez” gördüğü laiklikle mücadele için yoğun ve otoriter bir güce gerek olduğuna kuşku yok. Bu projeyi demokrasi ve hukuk devleti çerçevesinde gerçekleştirmeleri mümkün değil. Bunun için tek adam iktidarı gibi militanlaştırılmış toplum kesimlerine de ihtiyaç var ki hazırlıkların bu yolda olduğunu görmemek mümkün değil.

Öte yandan, bu güç yoğunlaşması ya da hukuktan bu kadar uzaklaşılması konusunda kendi içlerinde ortaya çıkan kuşkuların da, “kutsal davaya “ karşı çıkmamak temelinde yatıştırıldığı düşünmek yanlış olmaz! Yoksa, AKP içinde ve dışında yılların siyasal deneyimine sahip insanların bu kadar edilgin kalmalarını anlamak kolay olmaz!

Bugünlere nasıl geldiğimizi düşündüğümüzde ise, bu gidişatın kadınlar için “örtünme özgürlüğü” ile başladığını söylemek gerekiyor. Daha o günlerde bunun kadınlara değil, “İslam’a özgürlük “anlamını taşıdığını yazmıştım. Bu nedenle, dindar çevrelerin hakaretlerine uğrarken, liberal çevreler de demokratlığımı sorgulamışlardı.

İşte o günlerden demokratların seslerinin kesildiği günlere geldik. Şimdi de, demokrasi ve hukuk devletinin yanı sıra laikliğin cenaze namazına hazırlanmamız gerektiği anlaşılıyor!

Hey gidi Türkiye!...