Soyunmayı bırakın artık!
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Artık ne yememiz, ne tür ilişkiler kurmamız, bedenlerimizi nasıl kullanmamamız gerektiğini despotun yasaları belirliyor. Spinoza’da etik, bedenlerin ilişkilerini örgütleyerek kendilerini biçimlendirebilmesidir. Oysa despot yasalarıyla, bedenlerimizle hiç uyuşmayan aşkın bir hakikati bize zorla giydiriyor

Mesafelerin kalktığı ve içli dışlı olduğumuz zamanlar. Artık birbirimizden saklımız gizlimiz yok. Hadi biz birbirimizi tanırız da, iktidara ne demeli? İki çift laf etsek, hep aramızda. Her lafın arasına giriyor, ilişkilerimizi dolayımlamakla kalmıyor, üstelik her birimizi en çıplak hâliyle kıskıvrak yakalamaya çalışıyor. Biz de soyunmaya ne de meraklıymışız meğer. Mecburen soyunduğumuz zamanlar vardı. Ama şimdi sosyal medyada gönüllü olarak soyunuyoruz. Soyundukça var olabildiğimiz, çıplaklığın yüceltildiği bir dönemden geçiyoruz. Sosyal medyadaki striptiz şovları, gece kulüplerinde sergilenenleri aratmıyor. Bedensel ve zihinsel örtülerin birer birer atıldığı, yaşamların her anının ulu orta sergilendiği şovların en dikkatli izleyicisi iktidar. Hiçbir gösteriyi kaçırmıyor.

Bir zamanlar mecburen soyunurduk. Muayene sırasında tıp etiğine bağlı hekim karşısında soyunduğumuzda, çıplaklığımızın hekimle aramızda kalacağını bilirdik. Mahrem olanı paylaşmak, sözleşmeye bağlıydı. Biz bedenimizi açacak, hekim de bizim iyi hissetmemizi sağlayacaktı. Karşılaşmalarımızı kendi başımıza örgütleyemediğimizden, bedenimizin doğasıyla uyuşmayan, gücümüzü azaltan ilişkilere giriyor ve kendimizi kötü hissediyorduk. Hekim de bizim adımıza, iyi hissetmemizi sağlayacak ilişkiler örgütlüyordu. Bizler, gerekli dersi almak bir yana, sürekli aynı hataları tekrarlayanlardık. Hekim, ne yememiz, ne tür ilişkiler kurmamız gerektiğine karar verendi. Ve karşısına, tüm niteliklerinden soyunmuş bir töz olarak çıkmalıydık. O da, bir karşılaşmalar alanı olan bu tözü yeniden, doğasına uygun olarak biçimlendirecekti. Biçimlendirilmeye alışmıştık.

soyunmayi-birakin-artik-536591-1.



Sonra giderek etik rafa kaldırıldı. Ve bedenin içkin doğasının karşılaşmalarını örgütleyen hekimin etiği yerini, aşkın değerlerle iş gören despotun ahlakına bıraktı. Artık ne yememiz, ne tür ilişkiler kurmamız, bedenlerimizi nasıl kullanmamamız gerektiğini despotun yasaları belirliyor. Spinoza’da etik, bedenlerin ilişkilerini örgütleyerek kendilerini biçimlendirebilmesidir. Oysa despot yasalarıyla, bedenlerimizle hiç uyuşmayan aşkın bir hakikati bize zorla giydiriyor. Etik, kurduğumuz ilişkiler aracılığıyla bedenlerimizin kudretini açığa çıkarma ve hep birlikte kudretli bir toplumsal beden kurma sanatıdır. Bedenlerimizin keder ve neşe arasında gelişigüzel savrulması yerine, hangi bedenlerin bedenimizle uyuştuğunu, hangilerinin uyuşmadığını, dolayısıyla hangilerinin bizi kudretlendirdiğini, hangilerinin ise kudretimizi azalttığını keşfetme sanatı. Ve bedenlerin birlikte güçlendiği kudretli toplumsal bir beden, ancak etik bir düzlemde gerçekleşebilir. Ama etik düzlem ve bu düzlemde karşılaşmalarını örgütleyen bedenler, iktidarın işine gelmiyor. O yüzden kendi ilişkilerini örgütleyemeyen kederli bedenlere muhtaç. Ve iktidar, güçsüz bedenler istiyor, teslim olmaya teşne bedenler. Dolayısıyla durmadan aramıza girerek ilişkilerimizi dolayımlayacak ve bir bedenin nelere muktedir olduğunun öğrenilmesini engelleyecektir. Despotun idaresindeki her beden engellenmiştir.

soyunmayi-birakin-artik-536592-1.

Engelli ve en yalın hâlinde olan, çırılçıplak bir beden. İlişkilerimiz dolayımlandı önce ve aramızı bozdular; yapayalnız ve ilişkisiz kaldık. İlişkilerinden arındırılmış bir beden anatomik bir bedendir, anatomi atlaslarında rastlayacağınız türden. Sonra, “Aç, aç!” sloganları eşliğinde bedenler soyunmaya başladı. Niteliklerinden arındırılmış, çıplak töz olarak bir bedeni biçimlendirmek kolaydır. Sosyal medya, anatomi atlaslarını andırıyor. Derisi yüzülmüş, altındaki kasları gösteren bedenler; kan damarlarını, sinir ağlarını, iç organlarını sergileyen bedenler. Ve tabi ki beyinlerini de. Tüm kıvrımları açılmış bir beden, fethedilmiş bir bedendir, iktidarın mülkü, bir proje alanı. Ve aynı zaman ahlaklı bir beden. Çünkü kendini gerçekleştireceği etik düzlemin kıvrımlarından yoksun kalmıştır.