Sözcü’ye yönelik iddialara AKP ‘Sözcüsü’ yanıt versin
Bülent Mumay Bülent Mumay

Son sözü, girişte söyleyerek başlayalım:

- Ülkenin emniyet ve yargısını ele geçiren, Cumhurbaşkanı’ndan Genelkurmay Başkanı’nın yanına kadar sızıp, ülkenin en önemli isimlerinin yanına yaver atayarak gölge gibi izleyen, kozmik odaları delik deşik eden ve son olarak 15 Temmuz alçaklığı için ülkenin neredeyse tüm silahlı envanterini kullanabilen bir örgütün, darbe gecesi Erdoğan’ın bulunduğu yeri bir gazete haberinden öğrendiğini mi düşünüyorsunuz?

Yayın yoluyla suikast?

- Dünyanın her yerinde siyasetçi ya da ünlülerin inzivaya çekildikleri yeri bulmanın neredeyse ödüllük bir haber olduğunu biliyor musunuz? Sözcü’ye düzenlediğiniz operasyon gerekçesinde yer alan klasik, “FETÖ’ye üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” bir tarafa… Bir yayın organının “Suikast ve fiili saldırı” ile “TC hükümetine silahlı isyan” başlattığını mı düşünüyorsunuz? Ciddi misiniz?

Sözcü’ye yönelik operasyonun resmi detaylarının, yukarıdaki tüm sorulara “evet” yanıtı verdiğini bilerek yineledim soruları. Ama isterseniz cevabı, eski AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik’in “Cemaat devleti ele geçirdi” iddiasına yıllar önce yaptığı yorumla verelim: “Bu iddialara kargalar güler.”

Neden 10 ay beklediler?

Kargalar gülerken, son sorularımızı soralım:

- Velev ki muhabir, direkt örgüte söylemek (!) varken Erdoğan’ın yerini haber yapma yolunu seçti… Erdoğan’ın yaverinin bizzat ifadesinde “Örgüte yerini ben bildirdim” demesine rağmen hem de… 15 Temmuz’dan bu yana, emniyet ve yargımızın eli armut mu topladı?

- Neden bugüne kadar meseleye 6. savcının bakmasını beklediler? Yoksa, Cumhuriyet iddianamesini hazırlayan savcının HSK üyeliğiyle ödüllendirildiğini gören yeni savcı, kariyer iştahıyla mı düğmeye bastı?

Sözcü okumuyorlar mı?

“Velev ki” ile başladık, öyle bitirelim:

- Varsayalım ki muhabir, 15 Temmuz günü saat 16.25’te yayımladığı haber ile darbeci hainlere Erdoğan’ın yerini göstermiş oldu. Dünkü Yeni Şafak manşetine göre devletimiz darbe girişiminden saat 14.30 itibariyle haberdar. Buna göre Erdoğan’ın yerini ortaya koyan haberin yayımlamasından 2 saat, darbenin fiili olarak başlamasından ise 7 saat önce darbe olacağını bilenler, Cumhurbaşkanı’na bilgi vermek ya da yerini değiştirmek için neyi bekledi? Godot’yu mu?

sozcu-ye-yonelik-iddialara-akp-sozcusu-yanit-versin-buna-kargalar-bile-guler-289804-1.sozcu-ye-yonelik-iddialara-akp-sozcusu-yanit-versin-buna-kargalar-bile-guler-289807-1.

7 saat 10 dakika!

Kriz zamanları, her alanda olduğu gibi gazetecilikte de bazı isimlerin parlamasına olanak sağlıyor. BirGün’den Serbay Mansuroğlu, Erk Acarer, Hürriyet’ten İdris Emen ve Cumhuriyet’ten Alican Uludağ, Canan Coşkun gibi muhabirler, yakın zamanda ülke gündemini epey zorlayan haberlere imza attı.

Son olarak Uludağ’ın, 18 Mayıs Perşembe günü yayımlanan, darbeyi ihbar eden binbaşı O.K. ile ilgili haberi 15 Temmuz’da yaşanan kritik saatlere ilişkin çok önemli bilgiler taşıyordu.

Darbeden önce ana FETÖ iddianamesini didik didik ederek 15 Temmuz’un ipuçlarını afişe eden Uludağ, MİT’e giderek darbeyi ihbar eden O.K.’nin darbe soruşturmasında nasıl yok edildiğini gözler önüne serdi. Darbe soruşturmalarında tanık sıfatıyla bile geçirilmeyen O.K.’nin (darbeye karıştığı için KHK ile atılıp sonra geri alındıktan sonra) MİT’te görevlendirilerek nasıl koruma çemberine alındığını Uludağ imzalı haberden öğrendik.

İki gün sonra bastılar

Bu tarz manşetler, bazı doğumları erkene çekiyor. Gerek Uludağ’ın “Darbe ihbarcısı subay sır oldu” başlıklı haberi, gerekse buna ilişkin Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök ve Mehmet Yılmaz’ın da yaptıkları yorumlar yüzünden, binbaşı O.K.’nin ifadesini sızdırmak zorunda kaldılar. Hükümete yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak, dün “İşte o binbaşının ifadesi” manşetiyle çıktı. 11 Ağustos 2016’da alınan ifade, tesadüf bu ya Cumhuriyet’te çıkan haberden 2 gün sonra sonra basına sızdırılmıştı.

Yeni Şafak’ta yayımlanan ifadede çok fazla yeni bir şey yok. Ama resmen ilk kez devletin, darbeden ne zaman haberdar olduğunu sızdırılan ifadeyle öğrenmiş olduk.

Resmen: 7 saat 10 dakika

Yeni Şafak’ın manşet başlığının yanındaki kısa spot, önümüzdeki dönemde darbeyle ilgili her türlü tartışmada, resmi kanıt olacak cinsten: “SAAT 14.20’DE MİT’E GİDEREK DARBECİLERİN PLANINI BOZDU.”

Kılıçdaroğlu’nun referandumdan önce kullandığı “kontrollü darbe” çıkışı, hükümet kanadında epey gürültü çıkarmıştı. Kontrol var mı yok mu bilemeyiz. Ama sızdırılan bu resmi ifadeden sonra 15 Temmuz’a “haberli darbe” diyeni linç etmezler artık.

62 polis, 5 asker, 173 sivilin can verdiği darbenin, fiili olarak 21.30’da başladığını biliyoruz. Binbaşı O.K.’nin 14.20’de MİT’e gidip ihbarda bulunmasına rağmen, 7 saat 10 dakika neden beklendi? Açık istihbarata rağmen komutanların düğünde, Cumhurbaşkanı’nın da, hedef olacağı olacağı halde o otelde neden tutulduğunu bir gün öğrenecek miyiz?

Başkan’ın adamı?

Tüccar gazetecilik denince akla gelen ilk isimlerden biri olan İlnur Çevik, Saray’a “başdanışman” sıfatıyla kapağı atmıştı. Erdoğan’ın can düşman ilan ettiği PYD’den Barzani devşirmeyi hayal eden Çevik, önceki gün kaleme aldığı yazısıyla Saray’ı yine kızdıracak bir açıklama yapmış.

Malum, Erdoğan Beyaz Saray’a gitmeden önceki Çin seferinde “Trump’la görüşmemiz, virgül değil nokta mesabesinde (değerinde) olacak” demişti. Görüşmeden hangi noktalama işareti çıktığını henüz anlayan yok. Ama Başdanışman İlnur Çevik, “Türkiye-ABD ilişkilerinde nokta veya virgül bile konacak bir durum yok” diyerek Saray’ı tekzip etme yoluna gitmiş.

Önce PYD, sonra nokta-virgül çıkışı… Ya boşboğazlık, ya da PYD çıkışıyla hissettiği tasfiye nedeniyle zararına satışlar. Yakında çıkar kokusu…

WashIngton Post’un talimat iması

ABD’nin başkenti Washington DC’deki Massachusetts Avenue, muhtemelen tarihinde böyle bir kavga görmedi. Yan yana büyükelçiliklerin olduğu Embassy Row, her zaman karşılıklı protestolara, zaman zaman da küçük gerginliklere sahne oldu. Ama Erdoğan’ın ziyareti sırasındaki gibi, resmi korumaların da karıştığı cinsten bir kavga hiç olmadı. ABD’li siyasetçilerin tepkileri ve basının yaşanan kavgaya ilgisi, zaten ortaya çıkan manzaranın yarattığı şaşkınlığı ortaya koyuyor.

Meselenin üzerinden üç beş gün geçmesine rağmen, olayın peşini bırakacak gibi görünmüyorlar. Cumhuriyetçi Parti’ye yakınlığıyla bilinen (ancak Trump’ı açıkça eleştirmekten kaçınmayan) Washington Post’un dün yayımladığı haber, tartışmalara tuz biber ekti. Gazete, “Erdoğan, korumalarının protestoculara saldırısına kişisel olarak müdahil oldu mu?” başlıklı haberinde, Büyükelçiliğin içinde çekilen yeni görüntüleri yorumlamış.
sozcu-ye-yonelik-iddialara-akp-sozcusu-yanit-versin-buna-kargalar-bile-guler-289806-1.sozcu-ye-yonelik-iddialara-akp-sozcusu-yanit-versin-buna-kargalar-bile-guler-289805-1.

Koruma geldi ve...

Videoyu kare kare analiz eden Post muhabiri Philip Bump, Erdoğan’ın Trump’la görüşmeden sonra Elçiliğin bahçesine girmesiyle, protestocuların hareketlendiğini yazıyor. Erdoğan’a yönelik sert sloganların sesi duyulur hale geldiğinde, korumalardan biri elçiliğin tam kapısında duran araca yaklaşıyor. Muhabirin iddiasına göre sağ arka kapıyı açıp Erdoğan’dan bir talimat alıyor. Sonra da eylemcilerin olduğu yöne doğru giden diğer korumaya aldığı talimatı iletiyor. Ve birkaç saniye sonra korumaların da dahil olduğu kavga başlıyor.

İddialar ne kadar doğru bilinmez. Büyükelçilik de zaten, Post’a yorum yapmamış. Ama umarız yaşananlar başka bir yerde yinelenmez. Haftaya Brüksel’de NATO, Temmuz’da da Hamburg’da NATO zirveleri var. Dışarıdaki imaj yerle birken, şiddet ihraç eden bir ülke damgası yemeyiz yine umarım.