Sözde Selam-Tevhid ve Six Degrees Of Separation
İLHAN CİHANER İLHAN CİHANER
İlk kez 1929 da ortaya atılan bir iddiaya göre, Dünya üzerinde birbirlerine en uzak köşede bulunan ve birbirilerini tanımayan iki kişi en fazla altı adımda bağlanabilir/ilişkilendirilebilir.

İlk kez 1929 da ortaya atılan bir iddiaya göre, Dünya üzerinde birbirlerine en uzak köşede bulunan ve birbirilerini tanımayan iki kişi en fazla altı adımda bağlanabilir/ilişkilendirilebilir. Yani dünyadaki herkes birbirine 6 kişi uzaklıktadır. “Six Degrees of Separation” (Altı Derece/Adım Teorisi) denilen bu “popüler” iddia/teori oyunlara, filmlere, dizilere hatta araştırmalara konu olmuş. İletişim olanakları arttıkça daha da azalmış bu uzaklık. Birçok sanat dalı için ilham verici bu yaklaşımın ceza hukukundaki yansımasını anlatacağım size.
Ama önce yaratılan bilgi kirliğinden sıyrılmamız gerek.
Polis gözaltıları başlamasıyla birlikte her iki taraf da en iyi bildikleri şeyleri yapmaya başladı: Dezenformasyon, tuzak, saptırma...
Üzücü olan, tam da artık gizlenemez hale gelmişken, tüm bileşenleriyle kriminal bir yapıya/çeteye dönüşmüş iktidarı, kendi içindeki kirli savaş aracılığıyla deşifre etmek yerine tarafların propagandalarına alet olunması. Daha da üzücü ve anlaşılmaz olanı bunu yapanlar içerisinde yıllardır hukuk ve adalet mücadelesi veren hukukçuların ve milletvekillerimizin olması.
Cumartesi günkü yazımda haram yemedik mügalatası üzerinden nasıl bir saptırmanın yürütüldüğünü yazmaya çalışmıştım. Haram yemedik safsatasına daha fazla değinmeye gerek yok. Bu argümanı hâlâ kullananlara, -hafif bir gülümsemeyle- bir dönem çok kullanılan kalıpla: “İyi de haram yedikleri için göz altına alınmadılar ki” deyip geçelim! Hemen hatırlayacaklardır -mesela- “gazetecilikten gözaltına alınmadılar ki, onlar terörist!” manşetlerini. Peki niye gözaltına alınmışlar?
Şimdi bir an için gözaltına alınanların, destekçilerinin, geçmiş tüm performanslarını bir tarafa bırakalım. Hatta hepsini çeteleri bitiren, iktidarın hırsızlıklarını ortaya çıkaran birer kahraman kabul edelim! Peki Başsavcılık nasıl açıklamış gözaltıları?
Gözaltına alınan polisler Selam- Tevhid örgütünü soruşturuyoruz diye 251 kişiyi dinlemişler. Ama hiç suç unsuru olmadığı halde dinlemelere devam edilmiş, kimileri uydurma isimlerle dinlenmiş ve takip edilmiş. Bu dinleme ve kayıtların bazıları özel amaçlı bazıları ise casusluk amacıyla yapılmış.
Ama ısrarla bir yandan, “17-25 Aralık’ta AKP nin hırsızlıklarını soruşturdukları için gözaltına alındılar” deniliyor. Diger yandan, Selam-Tevhid soruşturmasının ciddi bir terör soruşturması olduğunu, hatta İsrail (bazen de İran!) lehine casusluk yapanları takip ettiklerini söylüyorlar.
Bu konuda da bir saptırma yaptılar; Başsavcılığın açıklamasındaki “...sözde selam-tevhid adlı örgüt kurulduğu iddiasıyla...” ibaresindeki “sözde” nitelemesinin “Selam-Tevhid” örgütüne ilişkin olduğu gibi bir algı yaratıldı. Bunun için Yargıtay’ın kesinleşmiş kararları dayanak gösterildi. Açıklamadaki “sözde” nitelemesinin bu iddiayla açılan “soruşturmaya” ilişkin olduğu çok açıkken tam bir saptırma yapıldı.
Aynı aldatmaca gözaltı süresi, sorgunun aleniliği, gözaltı koşulları gibi birçok noktada yapılıyor. Tam burada -gene hafif bir gülümsemeyle- daha önceden çok duyduğumuz; “Bu ihlal iddiaları doğru olsa bile usule ilişkin idialar. Esasa bakalım esasa! Niye demiyorsunuz?” diye sorup geçelim!
Destekçilerden hiç kimsenin değinmediği esasa biz bakalım. Yani başsavcılığın açıklamasındaki “sözde Selam-Tevhid soruşturmasına” .
Soruşturulan polislerin gözaltına alınmalarına neden olan soruşturma hakkında takipsizlik (kovuşturma yapılmasına yer olmadığı) kararı verilmiş. Yaklaşık 300 sayfalık bir karar. 251 kişi velfecr.com adlı sitede yayınlanan haber ve yorumlar esas alınarak başlanmış bir soruşturma. Bunun dışında kocası hakkında ifade vermiş bir kadının beyanları ve bir hafıza kartındaki bilgiler var. (Daha sonra bu kadının, soruşturmayı başlatan ifadeyi vermediğini beyan ettiğini ve hafıza kartının kayıp olduğunu belirtelim)
Takipsizlik kararı özetle şöyle bitiyor: “Sonuç olarak, terör örgütü üyeliği ve yöneticiliği ile ilişkilendirilerek, haklarında telefon dinleme, teknik-fiziki takip kararları alınan şüphelilerden bir kısmının kamuoyunda da tanınan siyaset adamı, gazeteci-yazar, akademisyen, işadamı, devlet yönetiminde görevli üst-düzey bürokrat, bir kısmının da dernek-vakıflar kanunları hükümleri uyarınca denetime tabi sivil toplum kuruluşları olduğu ve terörle ilişkilendirilebilecek herhangi bir faaliyetlerinin sözkonusu olmadığı anlaşılmıştır.”
İşte vatan için yaptıkları!
Şimdi “iyi de bu açıklamaları yapanlar, soruşturanlar, karar verenler AKP tarafından belirlenmiş hakim savcı ve polisler” diyecektir bazıları. Onlara da -gene hafif bir gülümsemeyle- şunu soralım: Sizin hakim/savcılarınızı ve polislerinizi, AKP ninkilerden daha güvenilir kılan ne! Odatv soruşturmasındaki performansları mı? Savcıysa bunlar da savcı! Hem savcı fezlekelerine kutsal metin muamelesi yapıyordunuz bir zamanlar. Sanık savunmalarına ne zamandır değer verir oldunuz?
Mesela telefonları dinlenen Hüsnü Mahalli’nin, Fehim Taştekin’in hatta Mustafa Varank’ın ya da Adnan Boynukara’nın “silahlı terör örgütü” nedeniyle dinlenme/takip gerekçelerini bizleri ikna edecek şekilde açıklayın hele!
Teknik değerlendirmeyi, önceki soruşturmaları, delil tartışmalarını falan sonraya bırakıp, çatışan iki tezin önümüze koyduğu resme bakalım. Ülkenin medyasının, halen görev yapan hatırı sayılır miktarda hakim savcısının, politikacılarının bir kısmı diyorki: “MİT müsteşarı, Başbakanın önemli danışmanları, milletvekilleri casusluk yapıyorlardı. O nedenle dinledik”
Diğer bir kısmı da şunu diyor “Hayır asıl casus bunlar. Bizi kandırıp, HSYK, TÜBİTAK, Yargıtay, Emniyet gibi kurumları ele geçirmişler.” İşte budur hayalimizdeki ülke değil mi? Safi adrenalin!
Hangisi doğru olursa olsun “sistemin” bu aktörlere dayanarak devam edebileceğini düşünerek taraftarlığa/sözcülüğe soyunmak, ya da öyle bir algı yaratmak en hafif terimle aymazlıktır.
Tamam, biliyoruz ki bu soruşturma 17-25 Aralık soruşturmaları olmasaydı yapılmayacaktı. Biliyoruz ki yeni oluşturulan Sulh Ceza Hakimliği sorunlu. İşte tam da yakalamamız gereken noktalardan birisi: Yolsuzluk soruşturması yapmış olmak, insanların haksız yere dinlenip takip edilmelerini mazur/haklı göstermez.
Dolayısı ile hak ihlallerini dillendirmek başkadır, geçmişi kirli bir yapının sözcülüğüne soyunmak başkadır.
Oldukça uzun ve karışık oldu farkındayım. Ama başlıkta bir kere “Six Degrees of Separation” (Altı Derece/Adım Teorisi) dedim. Bağlantıyı kurmalıyım. “Ne yaptılarsa vatan için yaptılarcı, haram yemez”, Peygamber ve Halifelerin nezarethanede ziyaretine mahzar olacak kadar kutlu (!) polisler ve dışarıdan destek veren hâkim/savcıları bu teoriden faydalanmışlar Selam-Tevhid soruşturmasında. Şüpheli birinden yola çıkarak 3-4 adımda Hakan Fidan’a, Başbakan’a, Filistin Devlet Başkanı’na ve Somali Cumhurbaşkanı’na ulaşmışlar. Obama’yı sanık yapmaya bir tık kalmış!
Bu yöntemi siz de uygulayın! Birkaç adımda çatışan tarafların, hem hırsızlıklara hem de geçmiş cinayetlere ortak olduklarını göreceksiniz. Devam etmeyi umuyorum...