Sporun gerçekleri acımasızdır
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Türkiye, sanırım sporda Cumhuriyet tarihinin en kaliteli donanımsızlık dönemini yaşıyor. Çözüm üretemeyip, dışarıdan beklenti içinde olmanın tek karşılığı budur sanırım.

Hala 1938 yılında kurulan Beden Terbiyesi yönetmeliklerini ki o zaman zamanına cevap veren bir kurumdu, ama hala evire çevire bu yüz yılda kullanmaya devam edebiliyorsak ne denilebilinir ki bu duruma?

Bugün gelinen noktada; Spor Genel Müdürlüğü tamamen siyasi bir kurum olduğundan, sporun evrensel taleplerine cevap vermesi artık mümkün değil ve varlığının hiçbir önemi yoktur.

Öncelikle; devletin uygulanabilinir ve geçerliliği olan spor politikaları olması gerekir.

Buradaki açmaz federasyonlar ne kadar özerk denilse de Genel Müdürlüğün bütçesine mahkum olduğu için özerkliğini kaybetmiş durumdadırlar.

Genel müdürlük kapatılmalıdır!

Sadece federasyonlardan kurulu “spor kurulu” oluşturulmalıdır. Özerk, bağımsız ve mali özerkliğe sahip.

Uygulamanın sorumlulukları federasyonlarda olduğu için, federasyonlar işin uzmanları tarafından yönetilmesi gerekiyor, çünkü işin evrensel boyutunu bilmesiyle sürece vizyon katabilecek donanımlı insanlara ihtiyacımız var ve siyasi dış müdahalelere de kapatılması gerekiyor. Genel kurullara saygı esas olunmalıdır. Bu ahlaki bir taleptir.

Olimpiyatlardaki başarısızlık üzerine tatmin edici bilgi almak sanırım herkesin hakkı, ama sorunun içinde kalınıp çözümmüş gibi bir açmaz içine saplanıp kalınmaması gerekiyor.

Peki, çözüm nedir?

Öncelik ilkokuldan başlanılmalı.

Beden Eğitimi dersi tamamen değiştirilmeli, en önemli başlangıç noktası burası. Artık branş çalışmaları ders haline getirilmelidir. Müfredat bu yapı üzerinde, çalışma programlarına göre güncellenmelidir.

Hiçbir spor faaliyetinin ve Beden Eğitimi dersinin olmadığı ilk dört sene ki bunu anlamak mümkün değil ve ilkokul hazırlıkta Temel Dersler olan; jimnastik, yüzme ve atletizm konulmalıdır. Vücut dengesi ile eklem açılarının genişlik kazanması ve kas yapısının kuvvet kazanması ile her çocuk spor yapabilecek ön hazırlık çalışmalarından geçmiş olur.

İlk dört senenin son bölümü ile sonraki dört senede yetenek seçimi ile branşa yönelme çalışmaları yapılmalı ve son dört senede ise tamamen branşta yarışmacı konuma gelmelidir.

Bunun için her ilde ve metropollerdeki ilçelerde MEB’e bağlı norm antrenör kadroları oluşturulmalı ve kadrolu olarak istihdam edilmelidir. Bu antrenörlerin tamamı BESYO mezunu ve pedagojik formasyon almış antrenörler olmalıdır.

Her ilde ve metropol illerin ilçelerinde tesis sorunu çözülmeli, AVM sevdası yerine spor kaygısı öne alınmalıdır.

Böylelikle binlerce antrenöre istihdam alanı açılmış olur ve 17 milyon öğrenci harekete geçirilmiş olur.

Tüm Beden Eğitimi Öğretmenlerine idareci olarak okullarda, il ve ilçelerde görev verilmelidir, çünkü Beden Eğitimi Öğretmenleri donanım bakımından iyi idareci olma formatına sahiptirler, önemli bir ayrıntıdır bu.
Ve neticede; derslerin artık antrenörler tarafından branşlara ayrılmış şekilde yapılması gerekir.

Diğer önemli konu: İkili eğitime geçmek.

Sabahçı ve öğlenci müfredat uygulanmalı ki; öğrencilerin sabah ve öğleden sonra branş çalışmaları yapabilecek zamanı olsun. Bu sanat ve yaratıcılık dersleri için de geçerli olmalıdır.

Okulların içindeki süreç böyle tamamlandıktan sonra, dış ilişkiler ile olayın boyutunun genişlemesi gerekmektedir.

Okuldaki derslerin yanında her okul bir kulüp ile işbirliği kurma zorunluluğu ile tüm ülkede aynı şekilde uygulanacak antrenman müfredatı ile çalıştırılarak liglere katılacak şartlar sağlanmalı ve her şey ücretsiz olmalıdır.
İşte bu aşamadan sonra yıldız sporcu bulma ve özel program uygulama sürecine geçilir.

Bir takip sistemi devreye girerek SPORCUSİS bilgisayar sistemi ile okul, federasyon ve bakanlık ortak sistem içinde sporcu karteksleri oluşturulup, sporcu takip merkezi ile yıldız adayı sporcuların ortaya çıkartılması sağlanmalıdır.

Geliştirme sürecinde ise;

Ulusal kamp merkezleri Türkiye’de yedi ile on arasında oluşturulup bu yıldız sporcular sürekli buralarda branşlarına uygun merkezlerde toplanarak, gene ağırlık merkezi federasyonlar olmak üzere ve MEB ile Spor Bakanlığının ortak çalışması neticesinde ortak müfredat programının uygulanacağı çalışmalara tabi tutulmalıdır.

Peki, bu süreçteki sporcuların eğitimleri, sekteye uğramadan nasıl yapılması sağlanmalı?

MEB Orta Öğrenimden sonra üniversitelerde kredili sistemine geçmeli. On-Line eğitim ile bu kamp dönemlerinde ilgili kamp ilindeki norm kadro eğitimciler ve illere bağlı üniversitelerden belirlenecek akademisyenler tarafından eğitimlerinin devamı sağlanmalıdır.

Bu yıldız adayı öğrenciler BESYO’lara sınavsız alınmalıdır. Bu dönemde artık sporcu kimliğini kazanmış bu sporcuların resmi yarışma dönemi başlamış olmaktadır.

Çünkü bu sistemde yetişen sporcu alacağı eğitim ile daha sonra aynı sistem içinde eğitimci olarak kalmak zorundaki sistemin devamlılığı sağlansın.

Şimdi bu bir yol haritası ve benim gibi birçok spor uzmanı tarafından farklı versiyonları da düşünülmüş bir yol haritası.

Olimpiyatlara devşirme sporcularla katılıp fiyasko ile sonuçlanan yarışmalardan sonra, alınacak madalyaların ne kadar meşakkatli ve sistematik yapısı ne kadar önemli olduğunu ortaya koyan bir taslak çalışmadan söz ediyorum.

Ekonomileri ve sistematik gelişmişlikleri üst düzeyde olan ülkeler, zaten kurdukları kuvvetli yapıları ile her olimpiyatlarda madalya sıralamasında ilk on arasında yerlerini almaktadırlar. Bu “doğru” için bir kanıttır.

Sorun bizim kaliteli (!) arabesk yapımız ve bu arabesk yapıyı daha da kuvvetlendirmemiz.

Spor kültürü yerine spor rantını koyarsanız; işin içeriği kaybolup, işin ehliyeti de spor dışı ilişkiler içindeki donanımsız kişilerin eline geçer.
Haliyle işin içindeki IQ irtifa kaybeder.

Cut-copy uygulaması ancak içeride karşılık bulur. Dışarıda rezil olunur.

Bu ülkenin nüfus kağıdını taşımak oldukça ağır, itibarsızlaştırma ve kimliksizleştirme zihniyeti ortaya büyük bir boşluk çıkartmakta. Eğer hepimizin bu nüfus kağıdına karşı sorumluluğumuz varsa, rantını başkası götürüp, faturayı bizim yüklenmemiz doğru değil.

Biz de vergi ödüyoruz ve duygusal beklentilerimiz var.

Bu ülkenin ahlaki sorumluluğunun ne olduğunu biz çok iyi biliyoruz. Senelerdir bedel ödememizin sebebi bu olsa gerek.

Bu fiyaskonun sorumluları en yukardan aşağıya kadar karşılığını vermelidirler.

Madem bizleri işe karıştırmıyorsunuz o zaman biz de bu faturanın karşılığını isteriz, çünkü biz bu ülkede yaşıyoruz ve bu ülkeye emek verdik.

Tırnaklarımızla kazıyarak kazandırdığımız değerler abuk-sabuk adamların müdahalesiyle heba edildi. Biz de yok ettiğiniz tüm değerlerin sorumluluğunun karşılığının ödenmesini isteriz.

Bu ülke hepimizin.